ACININ VE ŞİİRİN MANİFESTOSU!

ACININ VE ŞİİRİN MANİFESTOSU!

“Bak bu şiir! İyi gelir yaraya bereye; her dizesi başka bir acıya merhem.”

Bir şiir kitabı düşünün ki size önce şiiri tanıtıyor. Geçen yılın Kasım ayında Kesit Yayınları’ndan çıkan bir Cengizhan Orakçı kitabından bahsediyorum: Acıdan Siyah…

Kitabın kapağını açıp okumaya başladığınızda sizi karşılayan ilk metin; şiirin çok çok ötesine geçmiş, çağlar öncesinden günümüze seslenen bir öğretinin bize ulaşan en mühim kısmını anlatan bir metin gibi… Şiir nedir, acı nedir, yara nerededir diye düşündüren bir giriş: “Bak Bu Şiir”

Bir şair düşünün ki acıyı sulardan geçiyor. En iyi olup olmadığını tartışabilirsiniz ama tartışmasız Türkiye’nin en güzel şairinden bahsediyorum: Cengizhan Orakçı…

Kadim şairlerimizin halleriyle hallenen şairimiz Cengizhan Orakçı, kadim ve değişmez olanı yeni kalıplar ve seslerle söyleyebilen ender şairlerimizden biridir. Şairimiz, son çıkan kitabı Acıdan Siyah’ta da bu yeteneğini ve yetkinliğini tüm dünyaya duyururcasına bir tavırla kalem oynatmış. Üstelik böyle düşünmemizi sağlayan şiirlerinde Şeyh Gâlib’ten, Naili’den aldığı epigraflar değildir sadece. Şiirlerinin içinde kadim şiirimizin imge ve seslerini öyle güzel eritmiş ki onları gözle göremeseniz bile kulaktan kalbe hissedebilirsiniz.

Günümüzün en büyük sanat hastalıklarından biri olan dertsiz ve sözsüz şiirden çok uzak bir yerde duran Acıdan Siyah, okuyucularına bir şeyler söylüyor. Duyabilsinler diye sesini değil sözünü yükseltiyor. Üstelik sözünü; kimselerin bilmediği, görmediği hayal âlemlerinden değil bizzat hayatın içinden, caddelerden, sokaklardan, insanların arasından geçiyor. Rüyasında ‘kiraz’ gören, dilin en derin yerlerinden ‘üzüm’ diyen, ‘gelincik’ için şiir yazan bir şairden bahsediyoruz. Bir şiirde hem Neşet Ertaş’a hem de Zeki Müren’e vurulan bir şair… Cengizhan Orakçı size kirazın dilinden, üzümün tadından, gelinciğin kokusundan, atın zamanla ve kaderle olan yarışından, Neşet Ertaş’ın türkülerinden, Zeki Müren’in şarkılarından, hiç eskimemiş ve çağlar ötesine sözler söylemiş bir medeniyet sacayaklarından bir şeyler söylüyor size.

Heykeltıraşların en büyük özelliğidir bakıp derini görmek. Heykeltıraş, bir taşa bakar ve onun içindekini görür. Taşın içindeki cevheri ortaya çıkarmak için onu yontar da yontar, fazlalıklarından arındırır. Geriye kalan ise yalnızca bir sanat eseridir. “Şair, bir dilin heykeltıraşıdır” diyen bir Cengizhan Orakçı söylediklerinin somut delili olarak önümüze acıdan bir siyah koyuyor. Dilin içindeki dili yakalamış ve onu yontarak bir sanat eseri ortaya çıkarmıştır. Adeta dilin içinde kendine yeni bir dil yaratmıştır.

Cengizhan Orakçı şiirlerinin en büyük özelliklerinden biridir “teşhis”. Edebiyatımızda kelimelere bu denli güzel bir şahsiyet yükleyen ve onlara bu denli samimi seslenen bir ikinci şair yoktur. Harfler ve kelimeler onun için araç değil birer dosttur. At sıradan bir binek değil bizi geçmiş ile gelecek arasında, hayat ile hayal arasında getirip götüren bir dosttur. Şiirlerine baktığınızda bir delikanlının kalemiyle söyleştiğini görebilirsiniz. Yahut aklınıza mevsimli-mevsimsiz bir kiraz düşebilir. Çünkü Cengizhan Orakçı’nın dilin derinlerinde keşfettiği dünyada meyvelerin, çiçeklerin, aşkın ve bütün güzelliklerin mevsimi yoktur. İnsan her zaman âşık olabildiği gibi her mevsim her meyveye ulaşabilir. Onun dünyasında acı dahi güzel ve zamansızdır. Kadim medeniyete mensubiyetin söylettirdiği tüm sözlerin de zamansız olduğu gibi…

“İyi kitap sizi başka kitaplara ve başka güzel işlere sevk edendir” demişti Şerif Aydemir. Bir külçe altın gibi değerli ve ağır gelmiş olacak ki bu söz bende önemli bir yer etti. Aldığım tüm kitapları hep bu ölçüye göre okumaya başladım. Acıdan Siyah kitabını da okuyup bitirdiğimde dönüp not defterime baktım. Yaklaşık yedi-sekiz kitap yazmışım. Acıdan Siyah; bana Refik Halid Karay’dan Şeyh Galib’e kadar birçok kitap aldırdı ve tekrar tekrar okuduğumdan daha da fazlasını aldıracak gibi duruyor.

Edebiyatımızın böyle güzel işlere ihtiyacı var diye düşünüyorum. Derdi olan, acısı olan, söyleyecek şeyleri olan kitaplara ihtiyacımız var. Acıdan Siyah böyle bir kitap olmuş. Acıdan ve şiirden habersiz edebiyat sahasında at koşturanlara bir ders niteliğinde “Acının ve Şiirin Manifestosu” olmuş. Yayıncısından, şairin dostlarına kadar kitaba destek olan herkese teşekkür ediyor ve şairi bir kenara ayırıyorum. Tillo’daki İbrahim Hakkı hz. İstanbul’dan eşine mektup yolluyor ve şöyle diyor: “Bugün, sırf sana benziyor diye bir kadına sadaka verdim.” Kitabı bitirip eve dönüş yoluna geçtiğimde aklıma bir Şerif Aydemir röportajından öğrendiğim bu hikâye geldi. Ben de şairimizin bu kitabı ve güzel ömrü için gördüğüm ilk muhtaç kişiye sadaka verdim. Ömrü güzel ve hayırlı olsun; hem kitabın hem şairimizin…