Ahmet Kutsi Tecer’in 50.Ölüm Yıldönümü

Ahmet Kutsi Tecer’in 50.Ölüm Yıldönümü

Ahmet Kutsi Tecer, kısa sayılabilecek ömrünü; ülkesinin eğitimine, sanatına ve kültürüne adayan, bütün yönleriyle timsal insanlardan biriydi. O, içinde vücut bulduğu halkının kültürünü benliğinde özümsemiş, sevdasını yüreğinde taşımıştı. Kendisine Avrupa’da eğitim imkânları sağlayan Cumhuriyet’e, hayatının sonuna kadar kanat gerenlerden oldu. Her şeyden önce o Anadolu çocuğuydu. Yüce Ata’nın başlattığı inkılaplara, bütün içtenliği ile inanmış, aydın, eğitimci, şair, yazar, kültür ve fikir emekçisiydi.

Cumhuriyet Türkiye’sinin Anadolu’ya aydınlık götüren ilk eğitimcilerinden oldu. Şiirleriyle, halk bilimi alanındaki çalışmalarıyla, oyunlarıyla ve güzel Türkçesiyle günülerde taht kurdu. Kurmaya da devam ediyor.

Ahmet Kutsi Tecer’in kökeni Erzincan’ın Kemaliye ilçesine dayanıyordu. Babası Abdurrahman Bey, Kemaliye’nin (Eğin) Apçağa köyündendi. Ahmet Kutsi Tecer, en çok bilinen “Orada Bir Köy Var Uzakta” adlı şiirini babasının memleketi olan Apçağa için yazmıştı. (Sarısözen’in Çelebiler Köyü için de)

Babası Abdurrahman Bey, Sıbyan mektepleri ile medreselerde eğitim almış, telgrafçılık öğrenmek amacıyla Tarsus’a gitmiş, daha sonra İstanbul’da Telgraf Nezareti Mektebi’nde okumuştu. Karamürsel, Yalova, İzmir, Geyve, Bolu gibi yerlerde görev almıştı. Bolu’dayken Hatice Hanım’la evlenmişti. Abdurrahman Bey’in ilk çocuğu Firuze, 1884 yılında doğmuştu. Daha sonraki yıllarda Mustafa Besim ve Şerafettin dünyaya geldi.
Abdurrahman Bey, 1895’de Beyrut’a bağlı Kudüs Duyun-ı Umumiyesi müdürü oldu. Ahmet Kutsi Tecer, Kudüs’te 4 Eylül 1901’de doğdu. Bir Türk şehri olan Kudüs’te doğduğu için babası ona Ahmet Kudsi adını koymuştu.
Okula başlama yaşı geldiğinde Kudüs’teki Fransız Frerler okuluna verildi. Babası Kırklareli’ne atanınca ilk ve orta öğrenimini (Numune Mektebi İdadisi) burada sürdürdü. İstanbul’a geldiklerinde Kadıköy Sultanisi’nde lise öğrenimini tamamladı.

Türk Ocağı resmen 25 Mart 1912’de kurulmuştu. Fakat onun kuruluşuna ilişkin çalışmalar 1911 yılında başlayıp gelişmişti. O yıllarda Ahmet Kutsi, çocuk denecek yaştaydı. Milli duyguların coşkulu ortamı içinde yetişmekteydi.

Milli mücadele başladığında Halkalı Yüksek Ziraat Okulu’nun öğrencisiydi. 1922 yılında burayı bitirdi. Yüksek Öğretmen Okulu sınavlarına girdi. Parasız yatılı olarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde felsefe öğrenimine başladı.

Cumhuriyet Türkiye’sinin aydınlara gereksinimi vardı. 1925 yılında Yüksek Öğretmen Okulu’nun bursuyla Paris’e gitti. Biyoloji eğitimi alması planlanmıştı. Ama o felsefe derslerine devam etti. Paris Kütüphanelerinde Türk tarihi ve edebiyatı konularında araştırma yapma, notlar çıkarma imkânı bulmuştu. Remzi Oğuz Arık da aynı dönemde Ahmet Kutsi Tecer’le birlikte gönderilmişti. O da Sanat Tarihi ve Arkeoloji eğitimi alıyordu.

Ahmet Kutsi Tecer’in Paris’e gidişi, sanat ve edebiyat anlayışında yeni bir ufuk açmıştı. Ancak o, alışılanın ve beklenenin tersine Yahya Kemal gibi, kendi kültürüne ve tarihine özlem duyarak ülkesine döndü. Çoğunlukla batıya giden sanatçılarımızın, geriye döndüklerinde oraya büyük bir hayranlık duymakta ve eserlerinde bunu yansıtmaktaydı. Ahmet Kutsi Tecer ise Paris’ten döndükten sonra kendi kültür ve edebiyatına karşı daha büyük bir hayranlık duymuş, özellikle tiyatro eserlerinde, geleneksel tiyatromuz içerisinde çok önemli yere sahip olan köy tiyatrosunun gündeme getirilmesinde öncü olmuştu. Ahmet Kutsi Tecer, 1927 yılında İstanbul’a döndü. Felsefe öğrenimini 1927-1929 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde tamamladı. 1928 yılında öğrenciyken, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu’nun yönettiği Halk Bilgisi Dergisinde, Paris’te Kütüphanelerde bulduğu bilgileri yayınlamıştı.

Gazi Eğitim Enstitüsü ve Öğretmen Okulu’nda Türkçe öğretmenliği ve edebiyat öğretmenliğine getirildi. Eniştesinin arkadaşı Ahmet Hamdi Tanpınar’la birlikte “Görüş” dergisini yayınlamaya başladılar. Ancak zorunlu hizmeti nedeniyle, Sivas Erkek Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak gönderildi. Ahmet Kutsi Tecer’in hayatında bir dönüm noktası Sivas olmuştu. Dört yıl kaldığı Sivas’ta Türk Halk edebiyatı, âşıklık geleneği ve halk bilimi açısından pek çok ilki gerçekleştirmişti. Hizmetleri anılan alanların tarihine altın harflerle kazılacak nitelikteydi. Ahmet Kutsi Tecer’in yönünü bulduğu kent Sivas olmuştu. Sivas için ise Ahmet Kutsi Tecer, toprak altında kalmış hazinelerine gün yüzüne çıkaran ve onları ulusuna armağan eden define bulucuydu. Ahmet Kutsi Tecer Sivas’la öylesine özdeşleşecekti ki, 1934 yılında Soyadı Kanunu çıktığı zaman, Ulaş, Kangal, Şarkışla, Gemerek ilçeleri arasında yer alan Tecer dağlarının adını kendine soyadı olarak aldı.

Ahmet Kutsi Tecer, Âşık Veysel’i keşfetti. Yüreklendirdi, yönlendirdi. Sonraki yıllarda ayağının bağını çözdü. Âşık Veysel’in hayatının bütün dönemlerinde önü açılan yolların başlangıcı Ahmet Kutsi Tecer oldu. Ahmet Kutsi Tecer Sivas Halkevi’nin başına geçmişti. Çevrede Halk Odaları’nın açılmasına ön ayak oluyordu. Ahmet Kutsi Tecer’in Sivas’ta yaptığı hizmetler arasında Âşık Veysel’i keşfetmesi kadar önemli olanı Muzaffer Sarısözen’in önünü açarak, Türk Halk Müziği’nin anıt adamı olmasına katkı sağlamasıydı.

Ahmet Kutsi Tecer, 1942 yılında Talim Terbiye-Kurulu Üyeliği’ne atandı. Bu tarihten başlayarak, Halkevleri Genel Merkezi’nin çıkardığı Ülkü dergisiyle yakından ilgilenmeye başladı. 1945’e kadar Ülkü’nün başında kalmayı sürdürdü. Onun ikinci sanat dalının tiyatro olduğunu söyleyebiliriz. 1940’1ı yıllarda köy oyunlarına ilişkin araştırmalarının sonucunu “Köy Temsilleri” adını verdiği kitapta toplamıştı.
Daha sonra tiyatroya ağırlık veren Tecer, unutulmaz eserler kazandırmıştı. Basım tarihi bakımından en eski eseri “Koçyiğit Köroğlu”ydu. Bu oyun 1941 – 1942 yılları arasında Ülkü dergisinde bölümler halinde yayınlanmıştı. Ahmet Kutsi Tecer 1942 yılında Bakanlığın üst düzey bir görevine, Talim Terbiye Kurulu üyeliğine atanmıştı. Bu görevi uzun sürmedi. O yıl yapılan ara seçimlerde Adana milletvekili olarak TBMM çatısı altına girdi. Bir yıl sonraki Genel Seçimlere de ise Şanlıurfa Milletvekili oldu. 1946 yılında çok partili hayata geçilirken, onun siyesi hayatı bitiyordu. Gazi Eğitim Enstitüsündeki eski görevi felsefe öğretmenliğine döndü.

Tecer’in Paris hayatının ikinci dönemi, öğrencilik hayatından sonra 1947 yılında Kültür Ataşeliği yapmak için gittiği dönemdi. Aramızdan ayrılışına kadar geçen sürede özellikle folklor kurumlarıyla yakından ilgilendi.
Ahmet Kutsi Tecer, 23 Temmuz 1967 pazar gecesi Vakıf Gureba Hastanesi’nde vefat etti.

Ahmet Kutsi Tecer, Cumhuriyeti’nin kurulması için cephede savaşanlardan değildi. Ama o Cumhuriyetin yücelmesi için kalemiyle eğitim ve kültür cephesinde görev aldı.. “Orda, uzakta”ki köylerdeki halkın kültürünü yaşadı, yaşattı, gelecek kuşaklara aktardı. Ölümünün 50. yılında saygı ile anıyor, rahmet diliyoruz. Ruhu şad olsun.