“ALDIĞIMIZ FİYATA SATARIZ!”

“ALDIĞIMIZ FİYATA SATARIZ!”

Bizim “ada”lı mâcerâlarımız hep şen başlamış yaslı bitmiştir. Ne hikmetse, uzun vâdeli ada hâkimiyetine kendimizi alıştıramamışızdır. İstanbul’daki “Adalar İlçesi” ile Marmara’ya serpiştirilmiş bir avuç minik adada ve nihâyet Bozcaada, Gökçeada cesâmetinde sona eren ada sâhiplenişimiz, üç tarafı denizle çevrili bir memleket için hiç de yüz ağartıcı değildir. Van’dan başlayarak bâzı büyük göllerimizdeki adacıklar ise, içinde bulundukları göllerin yüzü suyuna bizde kalmışlardır. Kıbrıs başlıklı haberlerde, kalbimize sokulan hançerin nasıl kan akıttığını duyup duruyoruz.

Limni, Midilli, Sakız, Sisam, Ağrıboz; Rodos dâhil On İki Ada ve daha nice nice ada, onların uğruna katlanılan Türk fedâkârlıklarının Akdeniz sularıyla kucaklaştığı hâtırâ yüklü coğrafyalardır. Bunlardan da ötelerde, Cerbe’den başlayıp Korsika’ya, Mayorka’ya, Minorka’ya uzanan, Anadolu’ya çok daha uzak adalarda ve de Sicilya, Sardinya kıyılarıyla Malta’nın kayalıklarında; Oruç Reis’in, Hızır Hayreddin derler Koca Barbaros’un, Turgut Reis’in, Aydın Reis’in, Sâlih Reis’in, Piyâle Paşa’nın,  Pîrî Reis’in, Seydî Ali Reis’in, Kılıç Ali Reis’in, bütün Kurdoğlu Reislerin nârâları yankılanıyor.

Türk târîhinde, hiçbir ada, Girit kadar pahalıya alınmadı. 1645’den 1669’a kadar, tam 24 yıl Girit seferleriyle yatıp kalktık. Evliyâ Çelebî’nin Seyâhatnâme’sinde hepsinin çetelesi çıkarılmıştır. Bizzat Evliyâ, Girit toprağını askerle birlikte arşınlamıştır. Kandiye, Türk’ün eline en son geçen şehir olarak Girit’teki Venedik inâdını temsîl etmiştir. Bu yüzden, Girit’in bizden koparılması senaryoları her önümüze getirildiğinde, göğsümüzü gere gere:

“Aldığımız fiyata satarız!”

diyor, damarlarımızı gösteriyorduk.

Uğruna bunca kan döktüğümüz Girit’i, en az o misilli kan dökmeden, başkasına yâr etmeyiz, demek istiyorduk.

1897’de Yunanlılarla giriştiğimiz harbi, kimsenin tahmîn etmediği şekilde, hem de büyük bir zaferle kazandığımızda, bu muvaffakiyetin bedeli olarak Girit’i Yunanistan’a vereceğimiz, Yunanistan Kralı George ile İngiltere Kraliçesi Victoria dışında kimsenin aklından geçmemişti. Ne yazık ki, yaşanan kahredici gelişmeler bize Dömeke Zaferi’ni unutturup Girit yası tutturdu. O, sık sık tekrarladığımız fiyat mübâyaasını, kan dökme vaadini bir kenâra koyup, Dünyâ hamâkat çıtasını zirveye diktik. Venedik’den çok pahalıya aldığımız Girit’i, böylece Yunanistan’a bedâvaya verdik. Böyle bir garîb alışveriş, eşi, menendi olmayan bir mevkide, milletimize gözyaşı döktürüyor.

Yayla tabiatlı oluşumuzdan mı nedir, ada hâkimiyetinde hep sınıfta kaldık.  Akdeniz’de levendâne salındığımız asırların kahramanlarına verdirdiğimiz kabir azâbı, karnemizin hâl ve gidiş notunu sıfırın altına çekiyor..