ANADOLU’YU ANLAMAK

ANADOLU’YU ANLAMAK

Üç evrensel dinin atası İbrahim’in eşi Hacer ve oğlu İsmail’e can bahşeden su, bir çınar tohumuna hayat vermek üzere Anadolu topraklarına akmaya başlar bin yıl önce. On bin yıllık tarihinde nice olaya tanıklık eden, her birinden çıkardığı derslerle bilgeler bilgesi makamına yükselen Anadolu, muhabbet fedaisi Horasan Erenlerini hasretle basar bağrına. Kadim coğrafyanın dört bir yanını sebatla adımlayan sevgi erleri, Ehlibeyt kanalıyla küplerine doldurdukları can suyunu şefkatle verirler güçlü tohuma. Alın teri, şehit kanı ve gözyaşıyla gönenen tohum, kökleri Ötüken’e taze filizleri üç kıtaya uzanan dev bir çınara dönüşür. Adalet, hoşgörü, barış ve kardeşlik yaprakları tüm insanlığa gölgelik olur.

Bereketli toprağı, pırıl pırıl güneşi, tertemiz suyu ve havasıyla hayat bahşeder Anadolu, bağrına düşen tüm tohumlara… Kerbela hatırına kana kana içtiğimiz bir bardak suda sade zemzemin değil Sümer’in, Asur’un, Roma’nın tadı; Hitit Güneşiyle olgunlaşan her bir meyvede sade Türk’ün değil Pers’in, Bizans’ın, Arap’ın lezzeti vardır. İçimizi heyecanla ürperten rüzgârlarda gönül erlerinin nefesi, çektiğimiz her bir nefeste on bin yılda kıvamını bulan o büyülü havanın benzersiz kokusu vardır. O kokuda gizlidir barış, sevgi, kardeşlik. O kokudan ilhamını alır şarkılar, türküler, ilahiler; sıra dağlar misali halaylar, barlar, horonlar. O kokuyla heykelleşir zeybek, o kokuyla coşar semah, o kokuyla kanatlanır semazen. Yedi iklimden derledikleri renkleri Anadolu’da buluşturan atalarımız, her rengin diğerini ahenkle bütünlediği böylesine muhteşem bir gökkuşağı kurdular.

Gün geldi bozuldu tılsım. Bizi biz yapan havanın aroması bozulmaya, gökkuşağının renkleri solmaya hatta kimi renkler tümden kopmaya başladı. Altı asırlık dev çınar sağlam tutundu köklerine. Sırasını savıp uçmağa varan sevgi erleri bir kez daha yetiştiler imdada. Yeni bir şevk ile kenetlendi Anadolu, bildi kıymetini bütün renklerin, anladı sırrını gökkuşağının. Nasıl anlamasın, nasıl bilmesin? Silin yedi renkten kırmızıyı, maviyi. Çıkarın Kürt ağıtından sazı; zurnayı halaydan, kemençeyi horondan. Kovun ‘do’yu, ‘mi’yi gamdan. Yok farz edin Malazgirt’i, Yemen’i, Çanakkale’yi. Farsça diye atın tohum, çınar kelimelerini lügatten; şehit, devlet, adalet kelimelerini Arap; toprak, su, yıldız, güneş, barış kelimelerini Türk diye. Kazıyın kültür halımızdan bir ya da birkaç motifi. Dikkatle, ibretle bakın, ne kalıyor geriye?

Gökkuşağı yağmurdan sonra çıkar, gümüş okları güneşe fırlatacak güçlü altın yay gibi. Millî hâkimiyet yayına kurulan yedi ok, Türkiye’nin yedi bölgesinde kader birliği eden seksen milyon candır. Uğruna canlar verdiğimiz güneş ise altın küremiz. O altın küre ki, baş tacı Resul elinde bayraklaşan; Endülüs, Abbasi, Büyük Selçuklu ve Büyük Osmanlı elinde destanlaşan; bizi bir yapan, bizi daima diri tutan sancağımız, ortak ideallerimizdir. Fahri Kâinattır, Asrı Saadet’tir, güzel ahlaktır. Batılın yerine Hakk’ı koymak, huzuru hâkim kılmak, Allah’ın kelamını cihana yaymaktır. 1071’de yurt edindiğimiz Anadolu’dan bin yılı kurguladığımız gibi, önümüzdeki bin yıllara da aynı anlayışla şekil vermektir. Yol belli, yöntem bellidir: kardeşlik kültürünü ihya etmek, yeni bir gelecek tasavvurunda anlamını bulacak yüksek ideallerde birleşmektir.

Kimi zaman dertler yağmur olur yağar üstümüze, yıldırımlar düşer can evimize; bulutlar gizler güneşimizi, fitne kol gezer bozar dirliğimizi. Sağa sola bakar çıkış yolu ararız ürkek bir telaşla. Lakin umutsuzluğa yer yoktur asil mayamızda, aziz ruhumuzda. Başımızı kaldırdığımızda görmesek de güneşi, zifiri karanlık sarsa da dört bir yanı; biliriz ki gökyüzüne çekilen gönül erlerimiz, Kutup Yıldızlarımız hep oradadır. Ne zaman dara düşsek şimşek gibi inlerler cephenin en ön safına. Yağmurun aslının rahmet olduğunu, dert yağmurlarının elbet bir gün son bulacağını, muhteşem gökkuşağının yine etrafa gülücükler saçacağını hatırlatırlar. Cılızlaşan iman ateşimizi güçlü nefesleriyle harlar, titreyen bedenimizi şefkatle sararlar.

Ye’se kapılanlar, çıkış yolunu bulamayanlar rahat olsunlar. Kutup Yıldızlarımız imdat için uygun anı bekliyorlar.