‘Anası Onmazsa Danası Da Onmaz (Mı)’?

‘Anası Onmazsa Danası Da Onmaz (Mı)’?

Her insanın hayatında kritik bir-iki kırılma noktası vardır. Bu kritik gerilimin ardından ya daha güzele ya da daha kötüye açılan kilitli bir kapı… Büyük Yemin filmi kritik noktada yanlışı seçen kadın-erkek ve intikam üçgeninde dramın hat safhaya tırmandığı bir film. Film analizinden evvel kurduğumuz üçgen merkezine bir de atalardan kalan yaşam tezi konduralım. Bizim yörede bir laf vardır: “Anası onmazsa danası da onmaz.” Eskilerin gözlemleri kaderin atadan evlada sirayet ettiği zannı ile yola koyulmuş. Doğru mu derseniz; gidiş yolu yanlış, ama netice kısmen doğru. Şöyle ki; iyi yürekli, belli bir yaşam kalitesi yakalamış, erdemli ebeveynler; dünyaya getirdikleri evlatlarının sıhhatli bir özkimliğe ulaşması için daha ciddi ve kâfi bir mücadele verirler.

Cüneyt Arkın Türk sinemasının en yakışıklı ve aranan jönü olmuştur; zira hem Batı hem Doğu hamuru taşır. Zor elde ettiği haklı şöhret hikâyesinde, bir tıp doktorunun işini yapmak yerine hayallerinin peşinden gitmesi altın halkadır. Hayali yüce, azmi yüce, akıbet yüce… Neticede genç yaşta elde ettiği kariyer ve popülerlik de bir o kadar yüce. Ulaştığı öyle bir zirve ki yakınında dahi kimsecikler konaklayamamış senelerce. Gelgelelim verdiği bir karar ona dev bir rakip ve Türk sinema tarihine yaman bir oyuncu kazandırır. Dila Hanım filmi için gelen teklifi “Kadın başrol erkekten daha baskın. Ben bu işte yokum.” diyerek reddettiğinde bilemezdi ki bu rol Kadir İnanır için hayatının fırsatı olacak. Dahası ardından Selvi Boylum, Al Yazmalım ile bir derginin düzenlediği jön yarışmasında ilk üçe girememiş ve umudu tükenmiş Kadir İnanır, artık yeri sarsılmaz bir jön olmuştur. Kaderin cilvesi olsa gerek ki toplum beğeni ve hafızasında bundan böyle Cüneyt Arkın ile Fatma Girik (sinemada başrol âşıklarının ikisinin de renkli gözlü oluşu asla istenmeyen bir durum olsa dahi), Kadir İnanır ile de Türkan Şoray ayrılmaz bir aşk kadrajı ile donup kalacaklardır.

Verdiği sosyal mesajlarla Yeşilçam’ın kült filmlerinden olmaya hak kazanmış Büyük Yemin için kurduğumuz teze tekrar dönelim. Bayramlarda dedemlere her gidişimizde videodan hep bu filmi izlediğimizi hatırlarım, peki neden tekrar tekrar izleniyordu bu film. Çünkü Büyük Yemin, yaşanma ihtimali yüksek bırakılmış bir biz filmi. Filmde müziklerin hikâyeye döşenişi, renkler ve eğitime göndermeler tam kıvamında. Henüz ilk sahnede suya karışıp akarak arkı dolduran kan ile zihne renk ve acı bağdaşımıyla sunulan ilk mesaj, izleyeni ekrana bağlamakta. Çatışma çatıları sık döşenmiş ve sımsıkı sarılmış: Kadın-erkek, zengin-yoksul, aşk-nefret, eğitim-cehalet, ırz-tecavüz, yaşam için ölme ve ölmemek için öldürme…

Ahmet’in kendini kavgaya göndermek istemeyen Iraz (Fatma Girik)’a temkininden dolayı “Kadın, aklın ermez senin.” deyişi ile başlayan film, Dursun’un Recep’e merhametinden dolayı “Ne biçim erkeksin sen.” deyişiyle alt perdeden aynı zihniyetin hükmünü ifşa eder. Iraz, haklı çıkacak kocası Ahmet öldürülecektir. Kadının kendine sunulan itham sonrası haklı çıkışı ile yaratılan çatışma elbet yönetmenin, yöremiz insanına tam tesirdeki bir başarısı. Zira ilk “keşke” düğümü böylece hikâyeye atılmış oluyor. Kocası ölen kadın, sırtındaki (kocasının kopyası olacak) erkek bebeği ile yapayalnız kalır. Yani aklı ermez diye bastırıkta bırakılmış kadın ailenin reisi olmak dahası aklını her şeye erdirmek zorundadır.

Yıllar geçer oğul (Ali) okula başlayacak, beyaz yakalık takacak yaşa gelir. Burada eğitim ve cahillik çatışması sonrası Iraz, kocasının katilinin tarla baskınını hazmedemeyerek Ali’yi onu öldürmeye yollayacaktır. Kocasını kavgadan sakınan Iraz’ın; doğurduğu, babasız büyüttüğü, gözünün çiçeği, minicik yavrusunu belanın tam da merkezine salışı şiddeti arttmış bir duygu karmaşası yaşayan izleyiciyi “Sen olsan ne yapardın?” sorusu ile yüzleştirir. Bu sahnedeki vurucu detay, kadının karar safhasında kocasının mezarına koşarak medet umması, oracıkta sessizliği gömülüp kocasının savunduklarını anımsaması ve kararını öylece vermesidir ki bu yükseliş bir çakılmayla noktalanır. Iraz’ın bu çok radikal ve korkunç kararını uygulatması hikâyede kadın ve erkeği hata açısından dengeler.

Film için, erkek egemen bir film demek yanlış olmaz. Daha evvel dediğimiz gibi Cüneyt Arkın’ın senaryo seçimindeki temel prensibi zaten bu. Erkek egemen bir film olmasına rağmen Fatma Girik rol yeteneği sayesinde, bu filmde duygu akışını tam veremeyen Cüneyt Arkın’dan daha akılda çakılı bir performans sergiler ve Adana Altın Koza Film ödülünü kazanır.

Her insanın bir yaratılış gayesi yani vazifesi var. Her insan o vazife üzerine yeminli doğmuşçasına bildiği yolda ilerliyor. İyilik yahut kötülük… Dedik ya kaderin de ırsî miras misali aktarıldığına inanılır. Bu filmde de Ahmet’in yaşayamadığı gençlik çağını oğlu Ali, dört duvar arasında babasının katilini ve onun üç oğlunu öldürüp çürütecektir. Ne yazık ki ikisinin evladı da yetim kalır. Kan davalı ailelerin çocukları Ali ve Ayşe’nin aşkına değinmezsek olmaz. Ayşe’nin kendini kaçıran Ali’ye karşı beslediği duygunun adına “Stockholm Sendromu” dense de hep intikam düşünmüş Ayşe’nin aşka ilk rastlayışta tutkunu olacağı da bir hakikat. Ayşe bir kadın, Iraz bir kadın. İki kadının çatışması, bir erkeğin felaketidir. Ayşe’nin sevgisinin bedelini ne yazık ki Iraz öder. Filmi bundan fazla kurgusal ifşadan çekinerek gelelim çekim ve mantık hatalarına.

Konunun hızlı seyri ve yumuşak geçişler kurulamaması filmi sürekli, sinsice baltalamakta. Köy yerinde İstanbul Türkçesi konuşan oyuncular köy ve kan davası filmi beklentisini tam karşılamamış. Füruzan (Ayşe)’ın Türkçe bilmeyişi senkronize zayıflığı oluşturduğundan dikkatli, dudak ve mimik takibi yapan seyirci için çok yorucu. Ali’nin katil oluş yaşı uzun yıllar hapis yatmasına müsait değil ki burada kanunî gerçekler ihmal edilmiş (Bu hata yeniden çekimde ‘1983’ düzeltilmiştir). Filmin başarılı yönlerindeyse ilk sırada kadrajlardaki detayların iyi hesaplanması ve bire-bir, bire-sıfır kompozisyonu gelir. Şöyle ki bir ölümle başlayan film üç ölümle ve anne karnındaki bir masumla biterken bir silahın patlamasıyla kurulan bu aşağılık düzen bir silahın kırılışı ile biter. Peki geride (Tıpkı Iraz’ın sırtındaki bebeğiyle yapayalnız kalışı gibi) kalan hamile Ayşe ne olmuştur, olacaktır, olmalıdır… Bunlar psikolojik derinlikleri tırmalayan Büyük Yemin’de yanıt bulmayacak sorular. Bu film için kış filmi diyebiliriz bu nedenle… Ömrü kışa gark olmuş insanların filmi… Dışarda lapa lapa kar yağarken battaniyenin altında ağlaya sızlaya izlenesi bu film dram ihtiyacınızı kesmezse 1983’de “Orhan Gencebay, Yıldız Kenter”li aynı senaryonun ikinci uyarlaması olan Zulüm’ü de hemen ardından seyredin.
Adı: Büyük Yemin

Yayım Yılı: 1969

Yönetmen: Memduh Ün

Senaryo: Duygu Sağıroğlu