Arkadaş

Arkadaş

Benim yakın zamanlarda tanıştığım bir arkadaşım var. Nasıl, ne şekilde, hangi mecrada tanıştık, zihnimi topluyorum, ama hatırlayamıyorum. Başka bir şehirde oturuyor. Yaklaşık 3 yıldır haberleşiyoruz, arada oralara gittiğimde ne yapıp edip bir araya geliyoruz. Buluşmak, konuşmak, muhabbet etmek bana iyi geliyor, ona da iyi geldiğinden eminim, o da öyle söylüyor.

Arkadaşlık kavramının içeriği sürekli değişiyor. Gençler bu kavramın içini oldukça cömertçe dolduruyorlar. Onlar için bir ömür boyu sürecek dostluklardan bahsetmek nedense benim için zor geliyor. Etrafımdaki gençlerin arkadaşlıklarının dayanıksız, dostluklarının fazlasıyla zayıf olduğunu düşünüyorum. Belki bana öyle geliyor, biri beni şaşırtırsa bundan sevinç duyarım.

Benim kendinden söz ettiğim arkadaşım da genç sayılır. Bir kere aramızda en az 20 yaş fark var. Tamam benden genç, ama emsallerinden birkaç adım ilerde bir yüze, onlardan bir kaç metre ileride bir derinliğe sahip olduğundan şüphem yok. Yüzünden yaşını kestirmeniz zor, dünyanın bütün yüklerini üstlenmiş hâli var, duruşundan coşkusunu, heyecanını, heves ve ilgilerini yakalamak zor değil. Ben onun yaşıtlarından ileride duran bu kişiliğine hayranım. Hiç lafı eğmeden bükmeden konuşmak isterim, onunla aynı dünyaların insanı değiliz, aynı hikâyelerden gelme bir ortaklığımız hiç yok.

O benim nerelerde sabahladığımı biliyor. Düşünce dünyasından illaki söz edeceğim. Daha eleştirel bir yapısı var, bozguncu biri değil, söylediklerine değer veriyor, laf olsun diye konuşmuyor. Söz alırken bir şekilde ucunun bana dokunacağından endişe duyduğu zamanlarda bana nezaketin akıl almaz biçimlerini tek tek sıralayarak benden özür diliyor. “Daha pek çok söyleyeceğim şey var, beni yaralayan şeylerin haddi hesabı yok ama,” diyor, “bunlara değinecek olsam sizi incitmekten korkarım.” diyor, “sizi kaybetmekten korktuğumu söylemek isterim.” diyor. Evet doğru, bazen kendince ayarların alt üst olduğunu düşündüğü bir dünyanın bu vuzuhsuzluğu karşısında söz alma ihtiyacı duyuyor, söze karışıyor. Dedikleri çok sahici, çoğu benim de altına imzamı atacağım şeyler, ama ne yazık ki ben o sarihlikte bir şeyler diyemem, ben o bir kenarda altına imzamı atabileceğimi fısıldadığım cümleleri bir yerde yüksek sesle söyleyemem. Korkarım, çekinirim, huzurum kaçar, tedirgin olurum. Tamam, benim de söyleyeceklerim var, hatta ona kalsa bütün bunları en iyi ben söylerim. Ben dile döktüğümde kırmadığımı hayranlıkla anlatıyor, ama işin aslı şu ki ben onun aklına düşen şeyler söz konusu olduğunda pek oralı değilmişim gibi yapmayı tercih ediyorum.

Güzel insandır, kimse onu benim kadar tanımaz. Yaşı benden bir hayli küçüktür, ama ondaki merak duygusu, öğrenme çabası ve bütün bu sahiplendiklerinden üretmeye çalıştığı kişilik tablosu benim gibi pek çok şeyi vakti saatinde kaybetmiş biri için fazlasıyla imrenilesi şeydir. Çalışkandır, işinde başarılı olduğunu tahmin etmek zor değil. Ama bu bilgiyle, bu donanımla, bazen kendinden büyük sorularla boğuşan vicdanıyla etrafındakiler tarafından takdir edileceğini sanmıyorum. Mahalleyi, kasabayı, şehri, metropolü az çok biliyorum. Buralarda onun gibilere yaşama hakkı verilir mi desem, bu cümlem daha en başta onu ve onu gibilerin dünyasını abartmış olduğumu akla getirebilir. Tabii ki yaşatılır, şimdi durup dururken hayatın olmadık yerde başımıza açtığı gailelerden düzgün bir dost için çıkarımlarda bulunmak bu memlekete ihanet olur. Onu diyor, onu kastediyor değilim; ama yine de aynı kıratta olmasa da birkaç şey söylemek isterim. Onun gibi okuduklarından sağlam çıkmaya çalışanlardan, bildikleriyle hayat arasında esaslı bir ahenk yakalamaya çalışanlardan pek çok kişinin huylanacağını bilirim.

Ben onu pek fazla tanımıyorum. Arada bir biraraya geldiğimizde ordan burdan konuşuyoruz. Ama açıkçasını söylemek gerekirse şu orası dediğimle burası dediğim arasında gidip gelirken nereden nereye gittiğimizin bilinmesini ne çok isterdim. Onun bilgi dünyası benim gibi ne akademik ne de bürokratik bir dünyanın beklentilerini karşılar. Öğrendiklerini fişliyor değildir, bildiklerini fırsat bulduğu bir zeminde hemencecik işe yarar hâle getirip kullanacak hiç değildir. İşte beni de deli eden budur. Bazen geceleri eğer ayakta olduğumdan haberdarsa hemencecik bir mesaj dökülür. Ömrü hayatımda istesem de haberdar olmayacağım bir müzik gönderir, pekâlâ yorgun olabileceğimden yüzde yüz haberdar olarak, “Hocam lütfen dinleyin, bu size iyi gelecektir.” diye o karmaşık gecemi ziyadesiyle ışıklara boğacak bir hediye gönderir. Bazen aldığı kitaplardan söz eder. Eğer sadece beni haberdar ettiği kitaplardan söz edecek olursam onun bütün bunlara nasıl para yetiştirdiğini keşfetmek zordur, ama benim en çok da merak ettiğim onun bunları hangi arada okuyup kendine mal ettiğidir.

Centilmendir, onun klas duruşu, muhabbete dahil olurken sergilediği istisnai yakınlık sizi ne yakar ne de üşütür. Kıvamında bir insandır ve birkaç dakika içinde size resmî bir programda birkaç uzmanın arasında söze karışan bir konuşmacı gibi meramını ustalıkla dile getirir ve siz bu nitelikli sorular karşısında asla ve asla susmayı seçemezsiniz. Dahası sorularının niteliği cevaplarınızın kalitesini de belirleyecek evsaftadır. Siz onunla konuşurken, karşınızda kimle muhatap olduğunuzu bilir, ne ona hamle yapmayı içinizden geçirirsiniz ne de onu bastırmayı. Kalite orta yerde sahibini beklemekte ve siz orada o dile dahil olmaktan inanılmaz gurur duymaktasınızdır.

Gerçekten öyledir. Bazen hayatınızdan biri geçer, ondan size kalan emsalsiz sohbetlerdir, yanındayken öğrendiklerinizi unutmazsınız. Hatta öteden beri sahip olup pek kimseyle paylaşmaya tenezzül etmediğiniz şeyleri bazen birinin gerçekten anladığını, anlamaya hazır olduğunu fark ettiğiniz anlar olur, işte onlara gözünüz gibi bakarsınız, yanınızdan ayırmak istemezsiniz, dinlesin istersiniz, bir şey desin istersiniz.

Son zamanlarda sosyal bilimsel metinlerle daha fazla haşır neşir olduğunu düşündüğüm arkadaşım için zaman zaman kaygılandığım da olur. O bu bilgilerini dediğim gibi ne bir akademik ortamda kullanacak ne de başka bir vesileyle bunları kullanmaya ihtiyaç duyacaktır. Onun için öğrenmek yaşamsal bir tercihtir. Beni kaygılandıran bütün bunları nasıl hazmettiği ve zaman zaman onu içinden çıkılması güç soruların içine çeken okumalarıyla nasıl baş ettiğidir. Bazen paylaşımlarına baktığımda onun hayata nereden baktığını anlamakta zorlanmıyorum, bir şeyler söylüyor, arada çığlık atıyor, sesini sesine katacağı karşı çığlıklar arıyor. Onun bağırmaları insanı uykudan uyandıracak bir frekansta değildir. Ne uyutanlar gibi mızmız bir dili vardır ne de insanı huzursuz eden çığlıkları.

Aksine o bize her söz aldığında toparlanmayı, tutarlı olmayı ve en başta kendimiz için sağlam bir yere yaslanmayı dert edinir.

Bir evliyadan, bir dervişten, hele bir aktivistten hiç söz etmiyorum. Hayatını bağımsız okumalarıyla kimseye eyvallah etmeden sürdürmeye azmetmiş bir arkadaştan, hem de benimle düşünsel yolları hiç mi hiç kesişmeyen birinden söz ediyorum. Arayışını seviyorum, dertlerini kavrıyorum, vicdanı maya gibi asla makyaj değil. Arkadaşıma “Senden söz edeceğim.” dedim, “Adını anabilir miyim, var mıdır bana izin?” “Yok, hocam!” dedi, “Ben hiç dostluğumuzun bu raddeye geleceğini düşünmemiştim, utanırım vermeyin.” dedi. “Tamam,” dedim ben de, “ama,” dedim rahat ol, benim başka yerlerde, başka şehirlerde de varlıkları seninle karıştırılabilecek bir çok güzel dostum var. İyi ki sen ordasın, iyi ki bazıları İstanbul’da bazıları Konya’da, bazıları Samsun’da ve Erzurum’da dedim. Şimdi bu isimsiz arkadaşımı anlatan bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Buyurun, bakalım sizin de böyle güzel arkadaşlarınız var mıdır, varsa nerededir, ne âlemdedir? Hatırlarını soruyor musunuz, gidişatlarından haberdar mısınız?