Âşık İlhami Demir

Âşık İlhami Demir

445

Geçen ay Âşık İlhami Demir’in 30. Ölüm yıl dönümüydü. Hatırlayan oldu mu bilmiyorum. Ben bile bir ay sonra hatırlayabildim. 1970’li yıllarda halk şairleri ile içli dışlı olmuştum. Pek çok etkinliğe, yarışmaya, yayına genç bir gazeteci ve araştırmacı olarak katkı veriyordum. Elbette beraber olduğumuz Tahir Kutsi Makal, benden fersah fersah öndeydi.

Çobanoğlu, Şeref Taşlıova, Reyhani, Mevlüt İhsani, Feymani, Hüdai, Ferrahi, Fikret Ünal, Rüstem Alyansoğlu, Selmani, Sefil Selimi, Sefil Aşık, Serdari, Sarıcakız, Aslı Bacı, Senem Bacı ve daha onlarca aşıkla içli dışlı olmuştum. İçlerinden biri vardı ki, sanatıyla kişiliğiyle beni etkilemişti. Güçlü bir aşık olduğu için diğerleri pek aralarına almak istemezlerdi. Bu İlhami Demir’di. Yiğit lakabıyla anılır derler, Kara İlhami derlerdi. İlhami Demir’i çok erken kaybettik. Ondan söz ederken, son şiirinin hikayesini anlatacağım.

Önce bir destanını sunayım:

Her şahsı severim sözü pür olsa,
Düşürmem dilinden meharetini.
Kişi her sözü ile er gibi kalsa,
Kirletmez tertemiz asaletini.

Efendim Arif ol kulak ver sese,
Süslenip püslenip girme kafese.
Biri sofra kurup sana gel dese,
Hürmetle arttırır sahavetini.

Sen de aynı insan, sen de aynı can,
Bir damla sudandır temelin, binan.
Arif meclisine girdiğin zaman,
Söz söyle, cem eyle cemaatini.

Kötü söze sahip her kim söylese,
Büyücülük yapıp iplik düğlese,
Gücü yeten sana zulüm eylese,
Sen Allah’a eyle şikâyetini.

Vahid Allah rahmetini bol verdi,
Kullarına ayak verdi, el verdi.
Görmeye göz, söylemeye dil verdi,
Masum görme fikir beşaretini.

Dünya’da kalacak dünyanın varı,
Helâl bul, helâl ye, etme zararı.
Fakire yardım et, düşkünü koru.
Gösterişle yapma sadakatini.

İlhamı sözüne ver ki nihâyet
Mağfiret sahibi kılar inâyet
Ehl-i Beyt, Âl-i Abâ Muhammed
Cümlemize kılsın şefaatini.

Âşık İlhami Demir, 1932 yılında Kars’ın Arpaçay kazasının Büyükçatma köyünde doğdu. Âşıklık geleneğinin ürünleri olan Atışma, güzelleme, Dudakdeğmez, Hikâyeli Türkü ve Doğmaca şiir dallarında üstün bir yeteneği vardı. Yukarıda da söz ettiğim gibi Âşık Murat Çobanoğlu, Âşık Şeref Taşlıova, Âşık Davud Sulari, Âşık Yaşar Reyhani gibi bir dönemin ünlü halk ozanları arasında her yönüyle seçkindi. İnce bir zekâsı vardı. Onunla atışma yapmaya çekinen âşıklar “Kara Çalı” lakabını takmışlardı.

Aşık Şeref Taşlıova Çağrı dergisinde yazdığı yazıda İlhami için aynen şunları söylüyordu: “Kars ve köylerinde halk arasında yapılan sohbetlerde Çıldırlı Aşık Şenlik, Narmanlı Aşık Sümmani’den sonra Aşık İlhami Demir gelir.” Başta Konya Âşıklar Bayramı olmak üzere yurdun dört bir yanında düzenlenen Âşıklar festivallerine katılmış, hepsinden ödüllerin en büyüğüyle ayrılmıştı.

Âşık İlhami Demir şiir yazmazdı, şiir söylerdi. Bu sanatta büyüklüğünü gösterirdi ama, söylediği şiirler anında yazıya geçirilmediği için kaybolur giderdi. Keşke yaşadığı yıllarda bugünkü gibi kayıt imkanları olsaydı. Ömrünün son yıllarını yerleştiği Gebze’de geçirdi.

Yıl 1987. Âşık İlhami Demir sanatının en güzlü ve en verimli yıllarındaydı. Sanki göze gelmişti. Nefes alamıyordu. Cerrahpaşa Hastanesine yatırdılar. Günler geçtikçe ümitler de azalıyordu.

Âşıkların babası olarak tanınan, Konya Âşıklar Bayramı’nın kurucusu Feyzi Halıcı Pera Palas Oteli’nin işletmecisi sanatsever insan Hasan Süzer’le birlikte ziyaretine gitti. Onu Konya’ya davet ederek moral vermeye çalışacaktı.
İlhami Demir Feyzi Halıcı’yı karşısında görünce sevindi. Şakalaştılar. İlhami geçirdiği ameliyatları anlattı.

Feyzi Halıcı, “Nazlanma. Turp gibisin maşallah!. O kadar halsizlik de müsaade et olsun, ameliyatlısın ne de olsa .. Zamanla eski sağlığına kavuşacaksın tabii” dedi.

İlhami, “İnşallah abi, inşallah!” dedi. Feyzi Halıcı, “Konya Selçuk Üniversitesinde, Âşıklar Şöleni yapacağız. 10- 14 Nisan tarihleri arasında. Bütün âşık arkadaşların orada olacak,” diye haber verdi.

İlhami boynunu büktü: “Bu durumda ben gelemem ki,” dedi. Feyzi Halıcı, “Ama onlara bir mesaj gönderebilirsin,” diye karşılık verdi. Haydi gönlünden ne kopuyorsa söyle de yazayım.” İlhami hiç düşünmeden söylemeye başladı. Feyzi Halıcı İlhami Demir’in söylediklerini birer birer yazdı. Ve Nisan’da yapılan şölende bu şiiri okudu:

“Şölen yapan âşıklara selamlar;
Bu gidişle herhal gelmemiz yoktur.
Sizlere neşeli, mutlu âlemler,
Hodri meydan deyip çalmamız yoktur.

Ehli İrfan gerek manayı yora,
Kendini bilmeyen tez düşer tora.
OL şair Halıcı babadan sonra
İlim deryasına dalmamız yoktur.

Yürümekle aşınır mı eşikler.
Gönlümüzü daim alsın ışıklar.
Bizi bundan sonra bilsin aşıklar
Bizim bu meslekte yılmamız yoktur.

Halis altın kolay gelmez ayara,
Aşık çıkar, sazla sözle değere.
Bir yaradır değmiş bizim ciğere,
İyi mi, kötü mü, bilmemiz yoktur.

Manalı. manasız laf olur hece,
Arifler bir puvan verir netice.
Burada yatarım on gün, on gece,
Sanırım pek fazla kalmamız yoktur.

İlhami’yim, bunca gösterdim çaba,
Nice olur alıvalimiz, acaba.
Ben söyledim, yazdı Halıcı baba
Bizim bu meydanda, ölmemiz yoktur!”

3 Mayıs’ da İlhami Demir’in ölüm haberi geldi. O gün, sisli bir gündü. Halkına, dinleyicilerine daima “Yaşama sevinci” sunan Aşık, “Yaşama Savaşı” içindeyken dahi yanık yanık ölmezlik türküsü söylemişti. Ruhu şad olsun.