Haremin Mahremine Nâmahrem Eli Değmiş

Haremin Mahremine Nâmahrem Eli Değmiş

Şair Baki kelimelerle Selimiye’yi anlatmış

Sinan taşlarla gazel yazmış

Şeyh Hamdullah taşa medeniyet kazımış..

 

Osmanlı’nın medeniyetini ve insanlara sunduğu ilmi kelimelerle anlatmaya kalksak daima nakıs kalır kelamlarımız. Çünkü Osmanlı, Selçuklu’dan aldığı sanat, edebiyat, tarih, ilim ve medeniyet şuurunu sinesinde harmanlayarak türlü yenilikler ve nazenin eklerle yeni bir kültür ve medeniyet oluşturmuştur. Kubbesinden-çinisine, hüsn-i Hat sanatından-tezhibine, minaresinden-halısına kadar var olduğu topraklarda, kendine kalana ziyadesiyle sahip çıkmış ve tüm dünyayı kıskandıracak eşsiz eserler ortaya çıkarmaya muvaffak olmuştur.

Hal budur ki, Osmanlı’dan Cumhuriyete devreden sancılı dönemde bazı vakıf malları haraç mezat satılmış, bu hadiselerin ve başıbozukluğun yaşandığı dönem, Osmanlı mimari eserlerinde bulunan değerli sanat hazinelerinin çalınmasına ve yurt dışına çıkarılmasına zemin hazırlamıştır. Bugün dünyanın en büyük müzelerinin envanterinde bulunan ve müze yetkililerince “en değerli eserler” olarak nitelendirilen Osmanlı eserleri, vakti zamanında Osmanlı Külliyelerinden çalınan Âsar-ı Atîkalardır.

Ülkemizin son dönemlerde kendinden çalınanlara sahip çıkması ve çeşitli müzelerden kendine ait olanları geri istemesi sebebiyle bazı değerli hazineler ülkemize geldi ve gelmeye de devam ediyor. Bir tarihçi ve sanat tarihçisi olarak, ülkemin kendi hazinesine yıllar sonra bu denli sahip çıkması beni ziyadesiyle memnun ediyor lâkin eski eserlere sahip çıkmak yalnız çalınanları geri istemekle olmuyor elbet. Kendinde olana sahip çıkmak, var olanı koruyabilmek ve hazineye hazine muamelesinde bulunmak, hem ecdada hem de bu eserleri bizlere emanet bırakan sanat ehline insanlık vazifemizdir.

Hükümetimiz eski eserleri koruma ve yenileme alanında son zamanlarda şeksiz-şüphesiz büyük hizmetlere imza attı ve atmaya da devam ediyor. Fakat işin ehli olmayan bazı insanlarca yapılan restorasyon çalışmaları Âsâr-ı Atîka’ya fayda sağlamak şöyle dursun, yok etmeye kadar gidebiliyor. Taşa işlenen bir medeniyetin mirasçıları olan bizler, şayet yapılan bu restorasyon çalışmalarına gereken ciddiyeti gösteremezsek ve yapılan hataları görmezden gelirsek, bir medeniyetin yok edilmesine ne yazık ki ortak olacağız.

Restorasyon çalışmalarında mahvedilen eserleri zaman zaman gazetelerde okuduk, televizyonlarda seyrettik. Milli vicdana ağır gelen bu yok edilişe yakın zamanda ne yazık ki bir yenisi daha eklendi, Topkapı Sarayı Harem Dairesi Mescidinde yer alan çiniler yapılan restorasyonla adeta tanınmaz hale geldi.

Zaman zaman bir turist edasıyla çantamı sırtıma takar ve eski eserleri, devasa yapıları, sanat şaheserlerini gezerim. Duvardaki nakışlara, çinilerdeki motiflere, yazıdaki nağmelere dalar,  izler ve incelerim. İnsanın ruhuna anlam katan bu eski eserler ince bir sızıyla süzülür adeta kalbinize ve bir dua eklenir dilinize; Allah Bu Medeniyeti İnşa Edenlerden Razı Olsun.. Daha iki gün evvel yine böyle bir gezi düştü kalbe ve Topkapı Sarayı Harem Dairesinde buldum kendimi. Çünkü inanılmaz sanat eseri çinilerle bezelidir bu Osmanlı’nın en mahrem yeri. Yeni yapılan restorasyon çalışmaları henüz bitmediğinden bir çok yeri açık değildi Harem’in ancak ziyaretçilere açık olan bazı yerlerini gezme ve temaşa etme fırsatı buldum. Harem’in en sevdiğim yerlerinden biri Kızlar Mescidi’dir. İnce nakışlarla bezenmiş duvar çinileri her daim muhabbetimi ve dikkatimi celp etmiştir.

Fakat bu kez gördüğüm manzaranın kalbe inmesi ve surûr vermesi şöyle dursun derinden bir acıyla oturdu yüreğime. Mescid’deki çiniler restorasyon esnasında adeta tanınmaz hale gelmiş. Boyalar birbirine karışmış, renkler orijinalinden uzaklaşmış, motifler belirginliğini yitirmiş. Daha evvelki ziyaretlerimde öğrencilerime ince ince nakışlarını anlattığım ve dakikalarca seyre daldığım çiniler, tabir yerindeyse sanki yok edilmesi için uğraşılmış.

Şimdi bu yazdıklarım incitmesin kimseyi ve ne olur birileri bu vaziyetin geçici olduğunu, o çinilerin zamanla eski muhteşem hallerine döneceklerini söylesin. Yoksa aklımı yitirmek üzereyim. Bir millet, bir şirket, bir insan nasıl böyle yok etmek için uğraşabilir ki kendi medeniyetini..

Dünyanın hemen her yerinde tek bir zerresi dahi görüldüğünde Osmanlı’nın ve Türk’ün aklına geldiği bir medeniyet tezahürü nasıl böylesine mahvedilebilir ve nasıl buna müsaade edilir.