Aytmatov, Mankurtlaştırma ve Türk Aydını

Aytmatov, Mankurtlaştırma ve Türk Aydını

Ne zaman ülkemiz aydınlarının içler acısı halini görsem aklıma Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” adlı romanındaki Colaman gelir. Kimdir bu Colaman? Romanı okuyanlar ve oradaki Nayman Ana efsanesini hatırlayanlar Colaman’ın da kim olduğunu gayet iyi bilirler. Bilmeyenler için de kısaca anlatalım.

Juan Juanlar, bir vakitte Ana Beyit mezarlığının da içinde bulunduğu büyük bozkırı işgal eder ve burada yaşayan gençleri esir alarak onlara türlü işkence yaparlar. En meşhur işkencelerinden biri de devenin boyun kısmından aldıkları deriyi daha önceden saçlarını kazıdıkları gencin başına geçirmek, sonra da onu çöl sıcağının ortasında uzun süre bekletmektir. Böylelikle sıcağın etkisiyle kuruyan deri gencin kafasını sıkar, bu arada daha önceden kazınmış saçlar da yeniden uzamaya başlar. Ancak uzayan saçlar dışa doğru değil de deriden dolayı içe doğru uzayınca ona dayanılmaz acılar verir. Bu uzun ve eziyetli işkencenin sonunda genç, aklını tamamen yitirir ve Juan Juanlar’ın sorgusuz bütün emirlerini yerine getiren bir et yığınına dönüşür. Colaman da böyle bir işkenceye tabi tutulmuş ve kendisine verilen emri yerine getirerek öz annesi Nayman Ana’yı öldürmüştür. Bu et yığınına Aytmatov “mankurt” diyor. Yapılan işlemin adına da “mankurtlaştırma”… Aytmatov sayesinde Türkçe kimliksizleşme ve kişiliksizleşmeyi çok iyi ifade eden bir kelime kazanmış oldu.

Muhalefet etmek ve ihanet etmek arasındaki ince çizgiyi çoktan kaçırmış ve Attila İlhan’ın tabiriyle “Avrupa’nın manevî ajanı” olmuş Türk aydınını başka hangi kavramla bu kadar iyi tanımlayabiliriz ki? Bu ülkenin hiçbir değerini beğenmeyen, ona burun kıvıran, diline, tarihine, kimliğine karşı savaşa girişen bir acayip mahluk…

Fakat bizim burada uzun uzadıya sorgulamamız gereken başka bir şey var. Hacı Bektaş-ı Velî, Yunus Emre, Mevlâna gibi erenlerin mayaladığı bu toprakların kahramanı bitmez, biliyoruz. Lakin Cumhuriyet tarihi boyunca milletin başına bela olmuş bu aydın(cık)lar nereden türedi? Öyle bir aydın ki; aklını, iz’anını, irfanını yitirmiş; insanî ve vicdanî meziyetlerin zerresini bile tüketmiş tam bir mankurt…

Sanıyorum, birçoğu Anadolu’nun bağrında kıt imkânlarla okumaya çalışmış ve makam mevki sahibi olmuş bu insanları bu topraklara yabancılaştıran ve ihanet etme derecesine getiren sistemi sorgulamak gerekiyor? Anaokulundan üniversiteye varıncaya kadar ne tür bir eğitim veriyoruz ki, bu milletin evlatları sürecin sonunda bu denli şuursuzlaşıyor, mankurtlaşıyor? Bu sorunun bende tek bir cevabı var.

Bana kalırsa okullarımızda Anadolu irfanının yerine Batı uygarlığını ikâme ettiğimiz günden beri başımız büyük dertte. Bu toprağın insanını Batı uygarlığıyla mayalamaya kalkıştığımızda ortaya da böylesi tuhaf durumlar çıkıyor. O yüzden bir an evvel öze dönmekte fayda var. Eğer dönmezsek Juan Juanlaşmış bu eğitim sistemi mankurtlaştırma faaliyetlerine hızla devam edecek. O mankurtun sonra ne yaptığını yeniden hatırlatmaya gerek var mı?