Bâb-ı Hümâyûn’daki Sır

Bâb-ı Hümâyûn’daki Sır

 “Allah size gönülden seveceğiniz başka bir şey daha (bağışlayacak): Allah’ın yardımı ve yakında gerçekleşecek bir zafer; Ey Peygamber, bunu (bütün inananlara müjdele.)”

İstanbul Fatihi Sultan Mehmed’in emriyle 1465 yılında yapımına başlanan ve 1478 yılında tamamlanan Topkapı Sarayı asırlara nam salan bir imparatorluğun ortalama 380 yıl boyunca idare merkezi olmuştur. Üç kıta, yedi iklime hükmeden padişahların ikametgâhı, İslam halifelerinin daimi mekânı, yaratılmışların sığınağı olan bu eşsiz mekân kubbe kubbe, sütun sütun, levha levha, çini çini her bir zerresiyle hakkıyla incelenirse şayet, duymak isteyene her dem farklı hakikatler haykırıyor.

Padişahlar başta olmak üzere tüm devlet görevlilerinin ve saraya girip çıkan herkesin mutlak geçmek zorunda olduğu Bâb-ı Hümâyûn ön ve arka kapı kitabeleri ise bunların en başında gelmekte.

Bâb-ı Hümâyûn ya da Saltanat Kapısı olarak bilinen bu abidevi kapı, sarayı şehirden ayıran 1400 metre uzunluğundaki surların, yani “Sûr-ı Sultânî”nin en büyük merasim kapısıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun idare merkezi olarak inşa edilen saray ile İstanbul’un bağlantısını sağlayan bu kapı, İslami bir gelenek ve anlayışın, ceddinden aldığı mirası sanatsal anlamda bir ileri seviyeye taşımanın en bedihi örneği olarak nakış nakış işlenmiş ve mesaj dolu yazılarla donatılmıştır.

Salifüzzikr, Topkapı Sarayı, Bâb-ı Hümâyûn kapı kitabelerinin hemen hepsi ayrı bir değer taşımakta ve özellikle Fatih’e ve Fetih’ vurgu yapılarak dosta düşmana anlamlı mesajlar verilmektedir. Lakin bizler bu gün burada kitabelerin hepsini okuyup manaları üzerine yorum yapmayı başka bir sefere bırakıyor ve nazarları aklımıza mıh gibi işleyen ve kutlu bir fetihten bahseden tek bir tanesine çevirmek istiyoruz. Topkapı Sarayı Bab-ı Hümâyûn İç Kapı Kitabesindeki Kur’an-ı Kerim Saff Suresi 13. Ayet-i Kerimesine;

“Allah size gönülden seveceğiniz başka bir şey daha (bağışlayacak): Allah’ın yardımı ve yakında gerçekleşecek bir zafer; Ey Peygamber, bunu (bütün inananlara müjdele.)”

İstanbul’un fethinden sonra yapılan, nice fetihleri sinesinde harmanlayan, nice fetih sahiplerini büyük bir vakarla sefere uğurlayan Bâb-ı Hümâyûn sessizce köşesine çekilmiş bir bilge edasıyla kendinden her giden misafirine bir Kutlu Fetih müjdeliyor sanki.

Bu güne dek yüzlerce defa gittiğim ve onlarca defa okuduğum Bab-ı Hümâyûn iç kapı kitabesindeki deruni mana son ziyaretimde ülke olarak zor günler yaşadığımız, acı üzerine acı, keder üzerine keder demlediğimiz, yitip giden canlarla, sönen ocaklarla kahrolduğumuz bu günlerde kalbime umut, dilime asırlık dualar bıraktı. Harici ve dahili düşmanlarla tıpkı yüzyıl öncesinden yedi düvele karşı savaştığımız gibi bir savaş verdiğimiz bu günlerde İstanbul’u fetheden ve Peygamber (s.a.v)’in müjdesine mazhar olan kumandan Allah’ın ayetini başlar üzerine nakşederek bizlere asırları aşan bir nasihat veriyor ve Allah’tan kutlu bir fetih müjdeliyordu adeta..

Ne diyeyim, kelamlar tükenmiş, insanlık anlamını yavaş yavaş yitirirken, yürekler derin acılara duçar olmuş, vatan evlatları bir bir şehit düşerken,  askerim, polisim yedi düvele karşı savaş verip, VATAN SAĞOLSUN için canını feda ederken;

Bir kutlu yürüyüşle başlanılan bu yolda,

Süleyman Şah’tan, Fatih’ten emanet Sakarya, Dicle, Fırat’la,

Peygâmber ocağından düstûrlu şanlı bir orduyla,

şehadete sevdalı, Hak davada korkusuz yüce bir imanla,

yaşanacak nice zaferler, varılacak nice menziller yoldaşımız, Cenâb-ı Hak yardıcımız olsun.