Bana Kara Diyen Dilber, Cesaria Evora Değil Mi?

Bana Kara Diyen Dilber, Cesaria Evora Değil Mi?

675

Cape Verde ve Çukurova… Biri Karacaoğlan gibi sivri dilli ozanı, diğeri Evora gibi bir yalın ayaklı divayı insanlığa kazandırmış bahtı kara, yüzü ak topraklar… Zihninde irtibatı kuramayanlar için yazıyoruz bu hafta. Kara’nın bahtsızlığını, direnişini, azmini…

Kara insanlık tarihi boyunca haksızlığa uğramıştır. Kara su-i zann kurbanıdır. Kara mazlumdur. Kıymeti bilinmemiş, yüzüne gülünmemiş, adam yerine konmamıştır. Oysa Farisîlerin mâder dediği, Namık Kemâl Efendimiz Hazretlerinin ‘Yok mudur kurtaracak’ diye sual eylediği, kendisini doğuran anaya dahi el uzatan yine o yüzü, bahtı karalardır.

Kara gamsız zannedilen içli çocuktur. Kara arsız tabir edilen cevval gençtir. Kara devri geçmiş diye hakîr görülen bilgedir. Kara irfandır, şereftir, kudrettir… Fernando Pessoa ‘Huzursuzluğun Kitabı’nda der ki, “Bütün savaşlarda peşinen yenilmiş, şimdi her yeni çarpışmadan önce son geri çekilme hareketini her ayrıntının tadını çıkararak kâğıda döken karamsar bir generalim ben.”

İşte kara yenilginin bile tadını çıkaran, destanını söyleyen, şiirini okuyan o mareşaldir. Diyetini ödediği için çolaktır. Sırf mahalle maçlarında takıma girebilmek için doğuştan solaktır. Meziyetlerini ne saymayla biz bitirebiliriz, ne okuyucu bunca hakikate bir anda tahammül edebilir. İyisi mi zamana bırakalım.

Gelelim Çukurova’nın ozanı ve Cape Verde’nin divasına… Hakikatte Karacaoğlan ile Cesaria Evora aynı kara obanın çocuklarıdır! Merhume Evora 15. yüzyılda köle ticaret merkezi olan, Portekizce konuşulan dünyanın en yoksul ülkesi Cape Verde’de 1941’in Ağustos ayında dünyaya gözlerini açmış. 47 yaşına kadar türlü mekânlarda babasının kemanına eşlik ederek ilerlettiği zeval içre kemali, o yaşından itibaren cihana duyurmuş karalardan bir karaydı. Fransız menajer Jose da Silva onu sessiz, sakin bilinmeye ihtiyaç duymadığı, tanınmak endişesinin olmadığı bu hayattan koparıp şöhretin aman vermez kollarına attığında bile terliklerini giymeyi reddetti. Öyle ki bunu “fakir halklarla dayanışma için” yaptığını söylediklerinde bile “Hayır! Cape Verde’de herkes böyle dolaşır. Hiç ayakkabı giymemiş biri bunu sonradan yapmaya başlarsa özgürlüğünü kısıtlanmış hisseder.” diyecek kadar da samimi isyankârdır. Karacaoğlan’ın;

“Hint’den Yemen’den çekilir
İner Bağdat’a dökülür
Türlü taama ekilir
Biber de kara değil mi?”

dediği karabiber Cesaria Evora olmalı. Değilse bile bu libas ancak böyle bir karaya yakışırdı.

Kesin olmamakla birlikte Çukurova’nın, Torosların, hususen Kozan’ın büyük değeri diye bildiğimiz Karacaoğlan, Evora gibi başı dik, kimseye eyvallahı olmayan bahtı karalardandır. Babası Kara İlyas Kozan Beyi tarafından askere alınıp dönmemiştir. Anasından bir yaşında öksüz kalan ozanımız böylece babadan da mahrum olmuş, yetimliği de hanesine yazdırmıştır. Atlattığı badireler yetmezmiş gibi katranı kaynatsan olur mu şeker cinsinden paçoz bir dilber ozanımıza kara diyerek tahkir etmeye kalkınca film kopmuş, yönetmen sahne demeye fırsat bulamadan ozan sazı eline almış, görelim hanım neler söylemiş;

“Bana kara diyen dilber
Kaşların kara değil mi
Yüzümü güldüren gelin
Gözlerin kara değil mi?

Güzel ben seni isterim
Seni koynumda beslerim
Yüzünü güzel göreyim
Zülüfün kara değil mi?

Boyun uzun belin ince
Yanakların olmuş gonca
Salıversin kulunca
Beliğin kara değil mi?

Utanırsın akar terin
Güzellikde yok benzerin
En sevgili makbul yerin
Saçların kara değil mi?

Beni kara diye yerme
Mevlam yaratmış hor görme
Ela göze siyah sürme
Çekilir kara değil mi?”

Karalar dünyanın her yanında aynı müziği terennüm ederken akın akıbetini hesaba katmaz amma, ak bu kafayla gittiği müddetçe karanın ahı onu bırakmaz.

Son söz olarak hadsiz dilberlere, gıybet edenlere, çekip gidenlere soruyoruz: itiraf edin kara siz de yara değil mi?