Beklemenin Hâlleri

Beklemenin Hâlleri

Hep bekliyorsun. Evet bekliyorum, diyor içindeki göklere bakıp. Bir beklemek tutturmuştur. Beklemek de gönülledir, gönülle girmiştir beklemenin kapısından. Beklemenin kendisi güzel belki de. Sen de bekleyenlerdensin biliyorum. Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil dediği gibi, insafsız olanlar başkası olsun. Bize insaf yakışır. Birbirini bilmelidir. Bilelim, tanış olalım.

Beklemek, bu da dünya hâllerinden bir hâl. Bir arayanlar varsa çok kalabalık, bir de bekleyenler var, sessizlik içinde, az, çok az. Sanki arayanlar aradığını bulmuş gibi, ne gezer efendim, kimselerin bir şey bulduğu yok! Acaba ne aradıklarını biliyorlar mı arayanlar, hiç sanmıyorum. Dünya üzerinde kim neyi bulmuş ki hem aramakla? Ama yine de ne buyurulmuştur, “’Aramakla bulunmaz lakin bulanlar arayanlardır.” Nasıl oluyorsa oluyor, arayanlar bulamıyor ama bulanlar yine arayanlar oluyormuş. Nasip denir, başka ne denmelidir bu hâle. Nasipte varsa, hatta o gelir seni bulurmuş. Ah ne zor hâller, beklemek, aramak ve hiç bulamamak.

Belki de dünyadan nasipsiz olmak gibi bir hakikat de var. “Gayrı dünya bana aralandıgel ” diyen bir de türkü hatırlıyorum; bu türkünün sahibi de mutlaka böylesi bir ahvale düşmüştü, feryadını böyle duyurmuştu Allah’a.

Allah duyar söyleneni. Söylenmeyeni de duyar. Kalpten geçeni bilir. Çünkü kalp onun elindedir. Duyunca ne yapar yüce Mevlâ’mız? Bilmeyiz. Bize bekle mi der, bilinmez. Bekle, vakt-i merhûnu var daha. Ne zaman gelir bu kutlu saat acaba? Bilemeyiz. Bilmemek, bilmekten iyi olabilir mi gerçekten?

Yolların tam ortasında durmaktan murat ne böyle? İhtimal ki o da bilmez, içinden gelen sese uymuştur, kendisini yolların ortasında bulmuştur. Haydi, gidelim bak ben hazırım, diyen yola uysa daha mı iyi olacaktır? Düşünmeli bir yol bunu. Düşün bakalım.

Beklemeler boşa çıkar! Beklersin hep bir şeyler olacak, güzel olacak dersin. Olur mu? Belki bazen olur, olur gibi çok olur. Ümitlenirsin, tepeden tırnağa çiçek açan bir badem, ne bileyim belki bir kiraz ağacı şenlendirir pencere önündeki bahçeyi. Mevsimin kış falan olması önemli değil o vakit. Dallarında envâi çeşit kuşlar ötmeye başlar, şen şakrak. Aman Allah’ım. Ötsünler ne güzel işte, kulağın sadece o kuşlarda olsun. Beklemeye değmiştir sanki. Çiçekler kuşlar ve daha başka şeyler. Daha başka şeyler ne? Şarkılar mesela, duyulmadık makamlar içre. Vay canına, dünyanın böyle sesleri de mi varmış, evet ya, varmış. İçinde seninle konuşan biri varmış da farkına bile varmamışsın. Ne olmuştur da olmuştur bütün bunlar. İzah gerektirmeyen “bir hâl” olmuştur, ondandır bütün bunlar. Beklenen gelmiştir belki de. Belki de beklenen olmuştur. Hangisi ise, ben bilemem. Hiçbir şeyi bilmiyorum artık, ne hoş. Azadeyim bilgilerden.

Bunların hepsi boşa da çıkabilir. Geldi sanılan gelmemiş, oldu sanılan olmamıştır muhtemelen. En çok da böyle olur maalesef. Beklemenin kişiye böyle bin bir masalı vardır, bir türlü sonu gelmez. Bitmez. Bir varmış bir yokmuş; hem varmış hem yokmuş. Bir masal, bin bir gece.

Bekle, az daha bekle, ne kadar sabırsızsın böyle…