Bilgi Çağı, Neyin Çağı?

Bilgi Çağı, Neyin Çağı?

Eskiye göre artık bilgiye ulaşma yolları çok kolay. Öyle değil mi?

Bilgisayarlar elimizin altındadır, internet denen harika icat emrimizdedir. İstediğiniz bilgi kapısı size sonuna kadar açılıyor. Muhteşem bilgi saraylarına bir hamlede ulaşıveriyorsunuz. Uzak bir ülkenin kütüphanesindeki kitap bir tuş marifetiyle karşınıza geliyor. Sayfalarını açıp güzel güzel okuyorsunuz.

Kadim zamanların insanına göre, pek tabii bizler daha bilgiliyiz; hatta kıyas bile kabul etmez!

Eskinin “tek kanallı” bilgilenme ve haber alma zamanları neydi öyle? Her şeyi tek kanaldan öğrenme gibi bir mecburiyetimiz vardı. Şimdi öyle mi ya, çok kanallı bir dünyaya geçtik; nicedir artık çok kanallı bir dünyadan besleniyoruz; çok kanallı bir dünyadan bilgileniyor, çok kanallı bir dünyadan haberler alıyoruz! Bilgi her kanaldan beynimize hücum ediyor! “Yok, ben öğrenmem, bilgilenmek istemiyorum!” de bakalım, diyebiliyorsan…
Bu enformasyon çağında “enformasyon toplumu” olmalıydık ve hemen akabinde olduk da; adını tabii ki “bilgi toplumu” yaptık. “Bilgi toplumu”, doğrusu fena bir bağdaştırma gibi de durmuyordu!

Bilgisayarların olmadığı, televizyonun sonsuz kanala dönüşmediği, hele de internetin ve de cep telefonlarının hayatımıza dâhil olmadığı o zamanlar neymiş öyle? Karanlık bir çağ içindeymişiz düpedüz canım!

Ey medya dünyasının mucitleri, efendileri; iyi ki bütün bunları icat ettiniz, hayatlarımız nasıl da güzelleşti ve kolaylaştı. Hepimiz topyekûn “enforme” olmaktayız ve artık bilmediğimiz hiçbir şey kalmadı şu yer küre üzerinde. Dünyanın bütün karanlık bölgelerine birer ışık tuttunuz. Müteşekkiriz!

Heyhat!

Böyle düşünüyorsan, fena hâlde yanılıyorsun insan kardeş! Böyle bir hâl yok; sen var sanıyorsun. Yanılgın çok büyük! Bütün bu söylenenler “sanal âlem”; bu âlem de gerçek değil! Seni bu yanılgıdan bilmem ki “hangi bilgi” kurtarabilir?

Belki de tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar “cehalet” içindesin insan kardeş! Evet, bilgisizlik yayılıyor gün boyu dünyamıza da farkında bile değiliz bunun.

Sana bilgi diye sunulanları, bilgi sanacak kadar “uyuşturulmuş” bir konumda patinaj yapıyorsun ve üstelik son hızla koştuğunu sanıyorsun, ey insan kardeş!

Enformasyon menformasyon yok ortada. Hakikatte cereyan eden müthiş bir “dezenformasyon” var ve sen bu kargaşada gidip geliyorsun işte. “Enformatik kaos” içindesin. Bu kargaşa içinde, çarpıtılmış bu bilgilerle gidilecek yer ancak uçurumun dibi olabilir, insan kardeş.

Bu kötü gidişten kurtulmak istiyorsan özel çaba göstermen gerekiyor; zayıf da olsa, elbette bir ihtimal var.

İnsan kardeş sen eskiden daha “sahih bilgi” ye sahiptin. Hayatın daha “insani” idi. Çünkü “geleneksel bilgi” kanallarından besleniyordun ve asla bir bilgi zehirlenmesine, haber çarpmasına düşmüyordun. Sözüm ona “çağdaş bilgi kanalları”na geçeli beri “hastalıklı bilgiler” yüklendin ve hayatın insani olmaktan çıktı.
Yani demem o ki, dünyan milyonlarca “virüs” tarafından kemiriliyor ve sen farkında dahi değilsin! Vahim olansa, bir “antivirüs programı”na nasıl ulaşılabilir bilgisinden de mahrumsun!

Yükseldik sandıkça alçalıyorsun insan kardeş! Yükselmeyi yanlış öğrettiler sana. Evet, biliyorum suç senin değil; ama sen de bu kadar teşne olmasaydın, ey insan kardeş.

Medya meydanlarında “âlim” diye geçinenleri gördükçe ve onların reçeteleriyle gidip gidip duvara toslayanlara şahit oldukça, ben kendi adıma, okuma yazma bilmeyen annemin bilgilerine daha çok güveniyorum. O, okuma yazma bilmiyor ama esaslı bir “irfan”a sahip. İrfan da ne mi? Her bilginin üstünde olan bir bilginin, bilişin adıdır irfan…

Senin bu kafayla “esas bilgi” ye ulaşma imkânın pek yok. Ulaşamayasın diye, bilgi ambalajıyla sana sayısız tuzaklar kuruluyor. Sen de daha ilk adımda varıp düşüyorsun. Ne yazık ki tuzağa düştüğünü de fark etmiyorsun; orada hayatını anlamlandırmaya çalışıyorsun! Orada anlam ne arasın? Doğrusu bu hâlin beni hem güldürüyor hem de üzüyor, ey insan kardeş…

Biliyor musun, sana iki kere iki kaç eder diye, sormaya çekiniyorum. Çünkü biliyorum ki senin cevabınla benimki farklı olacak! Sana öğretilen dördün gerçekte başka bir şey olabileceğini hiç düşünmemişsin. Aldatılabileceğin hiç aklına gelmemiş!

Artık değişim zamanı ey insan kardeş.
Bilgi diye, enformasyon diye sana “yutturulmaya “ çalışılanlardan bir kere şüphe et. Bir kere de her söylenene, her yazılana, her gösterilene, her sunulana inanma insan kardeş. Bu şeytani gidişi durdur!

Sana güvenmek istiyorum, ey insan kardeş.

Sana güvenebilir miyim?