Bilmem Söylesem Mi?

Bilmem Söylesem Mi?

Yaşadığımız çağın en büyük dertlerinden biri de söylemek galiba…

TRT repertuarında yoksa türkü söylemek dert! Dokuz köyden kovulana doğru söylemek dert! Davulun tokmağın yoksa mani söylemek dert! Bildiğin doğruyu ani söylemek dert! Dert, dert, dert, dert…

‘Bu dert beni iflah etmez deleyler.

Benim dert çekmeye dermanım mı var?’

İflah etmeyen, ondurmayan, buldurmayan, kavuşturmayan, savuşturmayan dert… Nedir ne değildir hakikatte acaba? Dert için Kubbealtı Lugatine müracaat edenler : ‘İnsana ıztırap veren her türlü hal, sıkıntı, zorluk, üzüntü…’ anlamlarını bulacaklardır. Etimolojik olarak Farsça’ya dayanan dert kelimesi bizde sadece bu anlamda mı kullanılmaktadır biraz şüpheli! Zira biz beraber yaşama kültürüne sahip bir millet olmamız hasebiyle komşumuz gibi derdimizi de severiz. Mert olursa düşmanımızı dahi severiz. Varsa bir derdimiz alenî, yekten, aşikâr yüzüne söyleriz. Yalnızca sevdiğimizi söyleyemeyiz. Bunların hiçbiri de tenakuz olmaz. Zihnimiz berraktır, alnımız ak.

‘Ne sevdiğin belli, ne sevmediğin’

diye şikayet ettiğimiz olursa da derdini çeker, derdimize yanar yine de belli etmeyiz. Kol kırılsa da yen içinde kalacağına inanmışızdır. Dert değildir bizim için. Gam, kasvet, kasavet, kaygı, keder, teessür, illet, maraz, hastalık hep dert gölüne dökülen nehirlerdir. Bilmeyen görse âb-ı hayat zanneder! Arifizdir, ancak seyrederiz! Derdimize derman ararsak da dermanın derdimizde olduğunu biliriz. Nerede dertli varsa derdini sahiplenir öksüz koymayız. Diyelim ki bir derdimiz var. Tek evlat gibidir değeri! Kimselere değişemeyiz.

‘Bir derdim var bin dermana değişmem’

Dert etmesin diye teselli ettiklerimizin derdini ‘ondan alıp bize vermesi’ için duâ ettiğimiz bile vakidir Çalab’ın kapısında…

Dertle ilişki biçimimiz künhüne vâkıf olmayan için ‘karmaşık’ gelebilir. Oysa sosyal medyanın ilişki biçimi kısmına ‘karmaşık’ yazmayı ‘hafiflik’ kabul edenlerdeniz. Ya dertliyizdir, ya dertli olmaya talip.

Dertten anlamamak bizce garip. ‘Allah başka dert vermesin’ derken elde olana razı olduğumuzu ilan etmiş olmaz mıyız? ‘Adam sandım dert yandım’ diyen kıymetlisini emanet ettiği halde ihanete uğradığını ima etmez mi?

‘Derdimi sizlere diyeyim dağlar’

diye figân eden bunu kimseden yüz bulamadığı için mi herkesten yüz çevirdiği için mi demektedir?  Görünen o ki dertli dertli olmasa da dert üzerine düşünmeye mecburuz galiba. İnsan bunca içli dışlı olduğu, sinesinde taşıdığı, yâda duyurmaya hayâ ettiği üzerinde düşünmezse ne düşünecek ki?

Dertli günler dilerim cümleye… Derdiyle hemhâl olabileceği…