Bir Uzlaşma Çabası : PK

Bir Uzlaşma Çabası : PK

Dini tolerans ya da toleranssızlık, pragmatik bağdaştırmacılığın kolaycılığına kaçmadan kendi yolunu çizmeye çalışır. Bu süreçte bir dinin, diğer dinleri nasıl konumlandırdığı esas meseledir.   Asıl itibariyle din felsefecileri, dinlerin farklı inanışlara yönelik tutumlarında üç türlü yaklaşımdan söz ederler. Hakikati merkeze alan tasnifte dinler; kapsayıcı, dışlayıcı ya da çoğulcu olarak nitelendirilir. Dışlayıcılıkta, din kendini merkeze alarak diğer dinleri kendisine benzerlikleri oranında yakın/uzak olarak konumlandırmakta, kapsayıcılıkta ise adeta bütün inançlara kucak açıp onları kuşatmakta, çoğulculuğa gelince de kendini yeryüzünde ki her bir inanç istemiyle eşitlemektedir.

Tarih dinlerin daha doğrusu inananların birbirlerine karşı yürüttüğü kovuşturmalarla doludur. İnsanlar birbirlerine karşı geliştirdikleri bu tutumların kaynağını doğrudan kutsal kitaplarından yahut bunların yorumlarından alırlar. Çeşitli kültür ve dine mensup insanların birbirleriyle karşılaşmaları sonucu ortaya çıkan çatışma zemini, kimi zaman eklektik yeni bir dini form kimi zaman da radikal dinî akımlar üretmiştir. Bir dinin içinde o zamana kadar gelmiş dogmatik inançlara karşı protest başkaldırılar olduğu gibi bazen de iki ya da daha fazla din arasında sıkışmış insanlara bir çeşit dinî bypass uygulayan eklektik inanç sistemleri ortaya çıkmıştır.

Eklektik inançları ortaya çıkaran en önemli faktör coğrafi şartlardır. 15. yüzyılı 16. yüzyıla bağlayan yıllarda ortaya çıkan Sihizm eklektik inançların en bariz örneğidir. İslam’ın Hindistan’a girmesinin ardından Müslümanlar ve Hindular arasında bir uzlaşma zemini arama çalışmaları başlamıştır. Her iki dinin mensupları arasında, birbirlerine karşı sergiledikleri tutum ve davranışlarında inandıkları dinin ilkelerini referans değeri olarak kabul edilmiştir. İnsanlar arasındaki uzlaşmanın imkânı dinlerin müsamaha alanlarında aranmış hatta bu doğrultu da referans değerlerde indirime gidilmiştir. 16. yüzyılda Hint reformcularından Nanak, Hinduizm’in örf ve âdetlerini tasfiye ederek, politeizm ve kast sistemini yumuşatıp İslam ve Hinduizm arasında bir orta yol bulmak istemiştir. O İslam’ın monoteist yapısını benimserken bir yandan da Hinduizm’in tenasüh inancından kopmamıştır. Dolayısıyla hem Hinduizm’in hem de İslam’ın temel akidelerinde ciddi tahriflerle ortaya yeni bir inanç istemi çıkarılmaya çalışılmıştır. Nanak’tan sonra da değişime uğrayan Sihizm, hibrit ve beşeri karakterli bir din hüviyetindedir.

Bölgede ayrıca Hıristiyanlık,  Hinduizm’in içinden doğmuş olan Caynizm ve Budizm’in de varlığı düşünülürse farklı inançlara sahip insanların bir arada yaşamasına imkân veren kültürel çoğulculuğun yeterli olmadığı, eklektik formların ise mevcut duruma geçici çözümler ürettiği durumlarda reformistlerin sık sık dinî çoğulculuğun kapısını çaldığını söyleyebiliriz. Tabii bu girişimler bazen sınırlı kalmakta bazen de sinema gibi kitle iletişim araçlarında kendini gösterebilmektedir. Bu bağlamda Hint sineması yaygın kullanımı ile Bollywood incelemeye değer bir alan olarak karşımıza çıkar. Hindistan’ın fakir mahallelerinde yaşayan Jamal’in hayatını konu eden Oscar’lı film “Milyoner” İngiliz senarist Simon Beaufoy’un kaleminden çıkmış olsa da bölgenin dinî ve kültürel şartlarını ortaya koyması açısından dikkate değer bir çalışma. Filmin içerisinde Hindular tarafından baskı ve şiddete maruz kalan Müslümanlara dair sahneler yer alır. İngiltere ve Bollywood işbirliği ile hazırlanan film bölgedeki dinî  ayrışmalara dair örnekler de içerir.

Bollywood’u ülkemizde izlenebilir kılan yönetmen-oyuncu ise hiç şüphesiz Aamir Khan’dır. Aamir Hussain Khan küçük yaşta sinemaya adım atan Müslüman Hintli oyuncudur. İlerleyen yıllarda oyunculuğunun yanı sıra yönetmenliğe de el atan Khan’ın filmlerinde Hint yarımadasının belli başlı sorunlarının incelendiği görülür.

Yönetmenliğini Rajkumar Hirani’nin yaptığı, başrollerde ise Khan’ın yer aldığı 2014 yapımı “PK” filmi ise Hindistan’daki dini çeşitliliği merkeze almıştır. Film, uzak bir gezegenden dünyamıza gelen bir uzaylının Hindistan’daki bir çöle inmesiyle başlar. PK karakteri Hint yarımadasındaki dinî hayatı irdeleyerek, hem bütün inanç sistemlerine başkaldıran hem de onları uzlaştırmaya çalışan alternatif ve eklektik bir inanç sistemi sunar. Dinî çoğulculuğa yaslanan fakat aynı zaman da agnostisizmin sınırlarını zorlayan bu yeni alaşım, PK’nın ağzından filmde altı çizilerek işlenir. Evine (gezegenine) dönebilmek için Tanrı’yı bulması ve ona sesini duyurması gerektiğine inanan PK, bir süre sonra bütün dinlere ve Tanrılara seslenmeye başlar: “Ne tapınakta buldum seni ne de kilisede. Tüm geleneklere uyuyorum, milyonlar gibi secde ediyorum. Birçok yüzün var, sana ulaşmak için birçok yol var. Her yolda yoruldum fakat seni bulamadım. Ey Tanrı neredesin sen. Ey Huda neredesin sen.”

Filmde karakterin bütün dinleri aynı düzleme çeken pragmatist bağdaştırmacılığının izleri gözlenir. Yukarıda alıntıladığımız ifadeler, bütün dinleri birbiri ile hizalamakta ve her birini Tanrıya ulaştırma vaadi taşıyan birer yol olduğu iddiasını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla dini çoğulculuğa yaslanan reformist düşüncelerin insanları nasıl etkisi altına aldığını, hatta sinema dünyasında kitlelerin olumlamasıyla nasıl yaygınlık kazandığını görmekteyiz.

Dinî çoğulculuk ilginçtir ama kendi meşruiyet zeminini agnostisizmde arar. “Gita’yı okudum. Kur’an ayetlerini de, İncil’i de. Hepsinde farklı bir yöntemin var. Hepsi farklı şeyler söylüyor. Biri sığıra saygı göster diyor, diğeri de kesmemi istiyor. Kim doğruyu söylüyor kim yanlış, hiçbir şey anlamıyorum.” Mutlak hakikatin bilinemeyeceği ön kabulü ile hakikat iddiası taşıyan her öğretinin kabul edildiği görülür. Çünkü çoğulculuğun dayandığı temel ilke eşitlemektir. Her bir din kendi iddiasında eşit doğruluk ya da eşit yanlışlık payına sahiptir. Bu yönüyle çoğulculuk bütün dinleri içine alırken aynı zamanda onları kendi içinde eriten bir sisteme de sahiptir. Her şeyi kabul etmek aslında hiçbir şeyi kabul etmemektir. Kısaca hem her dine kucak açan hem de herhangi bir dine, o dinin ritüellerine ve temel akidelerine değer vermeyen, onları sindirmeye çalışan bir akımdan söz etmekteyiz. Filmde bu anlamda dinler hizalanırken bir yandan da bilinemeyen bir Tanrı tasavvuruna dair işaretler verilmektedir.