Çift Bozanlar ve Namık Kemal

Çift Bozanlar ve Namık Kemal

Eskilerin “kesret” dediği çokluk; bâzen öğünme, bâzen de yerinme vesîlesi oluyor. İstanbul’un, “sür’at” kelimesini âciz bırakan nüfûs artışı; yerinme faslına giriyor.

Dünyâ’nın, tereddütsüz en güzel şehri olan bu “Cennet belde”ye revâ gördüğümüz insan kalabalığı; târîhe, kültüre ve de vicdâna yapılmış büyük haksızlık. Kim, nasıl uydurdu ise, “taşı toprağı altın” diye, hâlâ tekrârlanan ve duyanları heyecânlandırıp yerinden yurdundan eden bu aldatma cümlesi, umut borsasında prim yapmaya devâm ediyor.

Cumhuriyet’den önceki dönemde, “mürûr tezkeresi” adını taşıyan bir belgeyi almadan, İstanbul’a girmek mümkün değildi. Sultan İkinci Abdülhamid zamânında bile, bu uygulama devâm ediyordu. Bir nevi “şehre giriş belgesi” olan mürûr tezkeresinde, gelenlerin İstanbul’da ne kadar kalacakları açıkça yazılırdı. Bu kâğıtlardaki süre bitince, belge sâhiplerinin İstanbul’u terketmeleri lâzımdı.

Böyle bir tedbîrin, demokrasiyi ve insan haklarını ihlâlle hiçbir münâsebeti yoktur. Türk vatandaşlarına vize koyup Cehennem azâbı çektiren ülkeler, nasıl demokrat geçiniyorlarsa, İstanbul’u kurtarmak adına, yeniden mürûr tezkeresi ihdâs edilebilir. İşini, çiftini bozup İstanbul’a gelen milyonlarca “işsiz” de, bu sâyede “ham hayâl”den kurtulmuş olur.

Sultan Üçüncü Selim Hân’ın tuğrasını taşıyan şu fermân, tekrâr tekrâr okunmalıdır:

“Benim vezîrim,

Çend vakitdir, tebdîl gezerken, Âsitâne’de işsiz-güçsüz takımının fazlalaştığını müşâhede etdim. Bunlar, eyâletlerinden akub gelen çift bozanlardır. Lânet onlara… Yerlerinde çift, çubuklarıyla uğraşmaları için, vâliler ve derebeyleri niçin himmet etmezler? Mülkün hâli, reâyanın lûtfuna kalmış gözükür. Eğerçi, cümle Memâlik-i Şâhâne’mde keyfiyet bu ise, vay hâlimize…. Bu Hatt-ı Hümâyûn’um vüsûl buldukda, bilcümle eyâlet beylerine, vâlilere, kadılara haber salınsın ki, çift bozanlığa mâni olalar.”

Üçüncü Selîm’i çileden çıkaran manzara, bugün bizi ne kadar sevindirirdi, değil mi? Boşuna denemişler “beterin beteri vardır.” diye…

Nâmık Kemâl’in, son resimlerinden birinin arkasına yazdığı mısrâlar; “Hürriyet Kasidesi” başta olmak üzere, daha önceki manzûmelerinden koku taşımakta:

“Nâmus ile irfânı yetişmez mi mükâfat?

İkbâl yolu gerçi Kemâl’in kapanıktır.

Çok ak görmezsen de saçında, sakalında,

Elminnetü’l-lillâh yüzü ak, alnı açıktır.”

Özel hayâtındaki tenâkuz çizgileri ne kadar fazla olursa olsun; Nâmık Kemâl, her zaman ihtiyaç duyduğumuz bir sestir. Kendisinin uygulayıp uygulamadığına bakmadan, onun mısrâ ve cümlelerini tâlim, terbiye programımıza yerleştirmek lâzım.

Fakat işin bir de bu taraftan görünmeyen kısmı var. Doğruluk, dürüstlük, hamâset, celâdet gibi mefhûmlar kullanılarak galeyâna getirilen topluluk psikolojisi, isâbetli bir şekilde sevk ve idâre edilememiştir. Bu isâbetsizlik, çok geçmeden “kasd”a dayalı hareketleri de mıknatıs misâli çekecek ve dev-âsâ ülkemizin sür’atle erimesine sebep olacaktır.