CİĞERİMİ SÖKME BE ADAM!

CİĞERİMİ SÖKME BE ADAM!

Esasen yeni yazımda yazacağım filmin önüne, kısa film formatında bir klip geçti. Şarkıya klip olsun diye yapılmış yapılmasına da kadın ile erkeğin hayata karşı duruşunu altı dakikada öyle bir özetlemiş ki şapka çıkarmamak işten değil.

Dünya starlarının en bilinenleri de şarkılarına yaptıkları bazı kliplerde kısa film tadını muhakkak (Katy Perry, Taylor Switf…) kollarlar. Milyarı aşar bu girişimleri, bizde ise doksanlardaki başarısız denemeler sonrası şarkı-hikâye kompozisyonundan vazgeçilmiştir. Sonrasında dönüşler denense de başarılı bir örnek yoktu, tâ ki Kıraç, “Yolun Sonu”na gelene dek.

Her şey aşk ile başlar, biten hiçbir şeyde aşk kalmamıştır. Çok geriden gönlü aşan bir ezgi ile en sakin perdeden başlar hikâye, üstelik çiçekler arasından görmeye başlarız her şeyi. Aşk ve çiçekler arasında akıl almaz benzerlikler olduğu besbelli ki bunu iki romanına çiçek ismi vermiş bir yazar olarak savunuyorum. Klip, buna hazin bir gönderme ile çiçekleri dökülmüş bir zakkum ağacının ardından bakış atıverir ve izleyeni hazırlar acı tabloya. Bir yol üzerinde iki kişi, bir zamanlar “biz” olan… Her şey gri, baştan sona dek, tek renk gri… Hâlbuki siyah olsa razıyız, yastır; beyaz olsa razıyız, gündür. Gri, yani düğüm… Arada kalmışlık, vazgeçmeye yelteniş..

Kıraç tane tane güzel Türkçesi ile başlar hâlini arza… “Yolun sonu bizim için / Önce sen git ben dağıtmadan / Ardına bakma benim için / Git bu yangın beni yakmadan / Şimdi Yalnız yürüme zamanı / Unut gitsin her güzel anı / Ben sararım yalnız yaramı / Sen git yaşlarım akmadan

Hayatın anlamını keşfettiği, güzel ve olgun yüzüne derinlemesine sinmiş bir kadın. Gözü hâlâ adamda, ama yalvarışsız. Üstelik sadece bir küçük izah derdinde, güzel dudaklarının insicamında ne çok kelime var hani aralasa dudaklarını neler anlatacak. Yüzüne bile bakmazken adam, vazgeçilmişken; gitmek istemiyorken bir tatlı kelam beklerken iyice güzelleşiyor kadın. Öğreniyor, vazgeçilmişse dönüşler güç. Velev ki dönüşler olsa dahi anlamsız çoğu kez. Tam da o ânda kadının gözlerine bakıveriyor adam, devriliyor kadının iyiden güçsüzleşmiş gözleri yere.

Dem bu dem ki kadın gitmez, gidemez. Bir şey vardır duymak istediği yahut sadece bir şey daha söyleme gereksinimi… Burada aşkının feryadını daha iyi duyarız adamın: “Git artık şuramda kor ateşler yanmadan / O masum anıları ortalığa saçmadan / Git artık yüreğimi daha da çok kanatmadan / Bilirsin yapamam sağa sola çatmadan/ Şimdi Yalnız yürüme zamanı/ Unut gitsin her güzel ânı / Ben sararım yalnız yaramı / Sen git yaşlarım akmadan

Peki ya vazgeçen… Kıraç, ama aynı zamanda sağa sola çatmadan duramadığını söyleyen sert erkek. Yaşlanmanın yakışık bahşettiği, her bir çizgisi ile daha da manidar kılınmış yüzünde rastlanan tek şey ayrılık kararlılığı. Kadının yüzüne bakmaktan men etmiş gözlerini, gözler ayrılmış ilkin zira… “Yolun sonu bizim için…” diyor; meramı, gayesi, ısrarı hep bu. Yaralarını yalnız saracak artık, uzun saçları rüzgârın ahengine kapılmış güzel kadına “Git artık!” deyiverişi de bundan. Bu kadar kolay öyle mi? Değil! Acı çekiyor, en derin acılar en sessiz olanlardır. Ölmek dahi kolay, zor olan yaşamak hâlbuki. Yaşamak imkânsızlaşmış artık aynı hayallerde. Yollar hicrana evrilmiş, söz yok arada. Kıpırtı dahi… Dimdik bir adam, gururu da dimdik; uzun bir adam, kararlığı da bir o kadar uzayıp gidiyor klip boyunca. Kadın dik duramıyor, yana mayil; “Kal!” dese adam, gönlü çoktan razı.

Derken kadının dudak kenarlarına buruk bir tebessüm çörekleniyor. Dönüp gidiyor, dönmemek üzere gidiyor. İşte o anda az evvel karşısında duran kadına bakmayan adamın tek menzili, tek nazar hedefi kadın oluyor. Adamın o dikbaşı düşüyor önüne, bunun yeni bir başlangıç olmadığının o da farkında. Öyle ki mıhlanmış ayakları kaldığı yerde. Kadının peşi sıra söke söke kalbini de götürüşünü kimselere anlatmaya mecali de olmayacak besbelli…

Vedaların hikâyeleri olmamalı. Sessizce oluvermeli-ölüvermeli. Sarılacak mesafeye gelmişse seven gönüller, kopmamalı… Ama kopar, nedenler basit olsa da “Git!” denen kalmaz. Kalan için de hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Hayat intikam alır, diyordu bir kitapta. Bilhassa terk edenlerden… Bunu bilemeyiz elbet, fakat gidiyor işte kadın. Yere bakarak, boynu bükülmüş bir kez… Boynu kıldan ince yani bu kovuluşa… İnsan, insandan gidemez halbuki. Kaçamaz. Ayrılık namına ne varsa hepsi yalandır. Ayrılık yoktur, herkes kendini aldatır işte böylece. Dallarınız hepten kırılmamışsa, sarınız sevdiğinizi. Vazgeçtiğiniz belki de en değerliniz. Yoksa klipteki gibi giden de kalan da ayakta, yersiz yurtsuz artık…

Not – 1: Kliple ilgili bir çekim hatası gönlümü ferahlatıyor. Zira kadının saç bukleleri klibin başında bozulmuş. Bu da demek oluyor ki yönetmen evvela gidiş sahnesini çekmiş, yüzleşme sahnesine değin bukleler açılmış. Yani bu bana şunu düşündürdü klip tersinden işlemişse şayet, giden kadın dönüp gelmiş işte. Adamın karşısında ve bir gün mutlaka kazanır iyi niyet.

Not – 2: Kıraç için şunu da düşünmedim değil, “Yıllar Sonra” klibinin rövanşını mı almış ne 🙂 Neticede özel bir ses, özenli işler, emek ve gayret dolu bir ömür. Başarılar Kıraç, bir klip daha çekersen bir ilkbahar sabahında kavuş sevgilinle son sahnede, ciğerimi sökme be adam!

Klip Şarkısı: Yolun Sonu

Söz: Kıraç

Müzik: Namık Naghdaliyev

Yıl-Yapım: 2016 / TMC

Yönetmen: Kemal Başbuğ

Görüntü Yönetmeni: Doğan Sarıgüzel