Cinnetten Cennete Yol Olur Mu?

Cinnetten Cennete Yol Olur Mu?

Cinnetten cennete yol arayan adamlar gördük. Huzuru kargaşa sayan diller. Bilmem ki biz mi hiç yaşamadık, yoksa yaşarken mi öldük? İn cin top oynarken zihnimizde inatla duvar ördük. Ne top sahası kaldı çocuk ruhumuza, ne oyun alanı… Çayır çimen gönlümüze nice şantiyeler kurduk. Kat karşılığı verdik tarihimizi, kaçak katlara tapusuz razı olduk. Niye elektrik, su bağlanmıyor diye belediyelerden şikâyetçi olduk. Fesi lazımlık yaptık, püskülünü taharet bezi…  İçine ettiğimiz kültürün ağlayıcısı olduk…

Maneviyatımızı güçlendiren şairlerimiz vardı bizim. Abdürrahim Karakoç söylediğinde cihan susardı. Bilirdik;

“İlmi azık eyle, sabırı silâh;

Gittiğin Hak yoldur, yardımcın Allah“

Dediğinde boşa söylemediğini… İnandıklarımızın yalan olmadığını… Yapacaklarımızın haybeye gitmeyeceğini… Her kelimenin, her cümlenin, her hareketin manası olduğunu… Bilirdik…

“Kırk geceden sonra kırk milyon sabah

Görecek güçtesin, zayıfım sanma.“

Neden sonra bir güneş doğdu. Aslına olan merak an be an azaldı. Sureti bize yeter oldu… İnsanın, tarihin ve fikrin… Oluklar bir oldu. Kanalizasyon gideri yağmur suyuna karıştı. Rahmet dediğimiz kir oldu. Ölsek tamah etmeyeceğimiz kapılardan gir dendi. Kendimiz girmediysek de girenlere ses etmedik. Kabuğu öze  tercih eder olduk. Arılarımız şekerden bal yapar oldu. Kuşlarımız kibrit çöpünden yuva… Yavrularımız erken doğdu. Adını koyamadığımız boşluğa… Eksiğimizi tespit etmeye aklımız yetmedi. Tespit ettiğimiz eksiği söylemeye yüreğimiz… Oysa ahd ü peymanımız böyle miydi?

“Günahkâr ne orman, ne balta, ne sap;

Akıl yor… Müşkülü halletmez asap;

Mazlumlar adına zalimden hesap

Soracak güçtesin, zayıfım sanma.“

Teorimiz de sorun olmadığını iddia etsek de pratik bambaşka çıkıyordu meydana. Damarlarda dolaşanda mıydı sorun, zihinlerde mi? Tedavi edilirdi belki bu dertte, teşhisi neydi?

Osmanlı torunuyduk evet. Biliyorduk İstanbul’u fethedenin Fatih Sultan Selim Han olduğunu! Yavuz’un yeniçeriyi kaldırdığını, Kanuni’nin Mısır’ı fethettiğini! Kavalalı’nın şair ve Şah olduğunu; İsmail’in Mısır’da Hidiv durduğunu!

“Kötülük beklenmez yiğitten, mertten

Milletim sizinle kurtulur dertten;

Haini, zalimi mübarek yurttan

Sürecek güçtesin, zayıfım sanma.“

Hakimdik geçmişimize dibi görene kadar! Armağan olsundu Türk Gençliğine derme çatma aklımız! Bir kötü huyumuz varsa fazla Türk deriz! Aslında biz en çok ölür iken güzeliz!