Cin’sel Mevzular Tabu Değildir, Korkmayın!

Cin’sel Mevzular Tabu Değildir, Korkmayın!

Çoğumuz duymuşuzdur ‘Dinde utanma yoktur’ diye bir laf var. Yanlış anlamaya çok müsait bir laf bu. Ne yani din utanma duygusuna karşı mı? Değil elbette. Söz konusu olan şey dini ilgilendiren bir mesele ise o konuda konuşmanın ve soru sormanın hiç ayıplanacak bir yanı yoktur. Tıpçı birine sorsanız o da bu sözü kendine göre uyarlayıverir: “Tıpta utanma yoktur!”. Burada da söz konusu olan insanın sağlığıdır. Dolayısıyla insan bedeninin her hangi bir yanını doktorun inceleme alanı dışında tutmak olmaz. Hocaya serbesttir, doktora izin vardır. Bu yüzden bu iki meslek dalı ile ilgili çok darb-ı mesel ve de çok aforizma üretilmiştir. Hocanın dediğini yap, gittiği yoldan gitme, yarım hoca dinden yarım doktor candan eder, hekimden sorma, çekenden sor, deli deliden, imam ölüden hoşlanır… Örnekleri çoğaltmak mümkün, ama kimseyi kırmayalım. Zaten öyle bir niyetimiz de yok.

Hocaya sormuşlar: Kalbiniz niye temiz?

Cevap vermiş hoca kafiyenin peşine takılarak:

-Çünkü temizdir niyetimiz!

Doktora sormuşlar: Güneş giren eve neden doktor girmez?

Yanıtlamış doktor:

-Hem doktor hem güneş bir arada çekilmez!

Neyse, biz mevzumuza dönelim. Cin’sel meselerle aranız nasıl bilmiyorum, ama bence bu konuda konuşmak artık kabak tadı verdi.

Din Kültürü öğretmeni zekât ünitesini anlatıyor. En arka sıralarda ısrarla kalkan bir parmak. Hoca ‘şimdi öğrenci zekât oranları ile ilgili bir soru soracak’ diye düşünerek cümlesini bile tamamlamadan “buyur, sor oğlum!” diyor. Öğrenci belki de yüzlerce kez sorduğu soruyu bir kere daha soruyor: Hocam, cin var mı?

Tabi bu soru karşısında hocanın cinleri tepesine çıkıyor. Tepesinden cinleri indirmek için zor ikna ediyor hoca. Öğrencinin sorusu boşlukta sallanmasın diye muzipçe

cevap veriyor hoca: “Cin’sel konulara girmiyoruz”

Öğrenci hâlâ diretiyor cevap alabilmek için, ‘ama hocam siz hocasınız siz bilmeseniz kim bilecek?’

Hoca yine aynı üslupla cevap veriyor: ‘Oğlum ben Cin Kültürü öğretmeni değilim, din kültürü öğretmeniyim!”

Ne diyeceğini şaşırıyor öğrenci. Tam ümitsiz bir şekilde yerine oturacakken mevzuyu bağlıyor hoca:

“Evladım,  biliyor musun şimdi belki de cinler âleminde bir cin lisesinde cin kültürü dersinin cin hocası “Yürüyen canlılar”  diye bir konu anlatıyordur ve arka sıralardan muhtemelen adı Cinali olan bir öğrenci aynen senin gibi ısrarla öğretmenine şu soruyu soruyordur?

‘Hocam İnsan diye bir şey var mı?’

‘Bu manzarayı gözünün önünde canlandır, insanı tarif edebilmek için öğretmenin nasıl ter göl içerisinde kaldığını göreceksin!’

Cinlere neden bu kadar takılıyoruz bilmiyorum.

Cinle evlenenler, cinden boşananlar, cinnet geçirenler, inlerle cinlerin top oyununa hakemlik yapanlar, cin’le cinsel ilişkiye girenler….O kadar çok hikaye var ki.

Geçenlerde bir yazarımız (Abdurrahman Dilipak) köşesinde “Vatikan çıkardığı cinleri kadrolu işe alıyor” diye bir cümle kurmuştu da millet nasıl da iş ve işçi bulma kurumunun önünde kuyruk oluşturuvermişti.

Allah’tan ki bizim ülkemizde cin kadrosu, cin kontenjanı falan kimsenin aklına gelmiş değil.

Saklandıkları delikten cinleri çıkaran da yok hamdolsun.

Ne diyelim, çıkmayan cinden ümit kesilmez!