Dandanâkan’dan İstanbul’a

Dandanâkan’dan İstanbul’a

Dandanâkan Zaferi, Türk milletinin yönünü batıya çevirmesi yüzünden, fevkalâde bir dönüm noktasıdır. 1040-1071 arasındaki Horasan- İran- Kafkasya harekâtı içinde, Anadolu, hep mercek altında tutulmuştur. 18 Eylûl 1048 (6 Rebîülâhir 440) Pazar günü, Dandanâkan’dan 8 yıl sonra, Erzurum yakınlarında cereyân eden “Pasinler Muhârebesi”, bu Anadolu hesâbının en öne çıkan işâret levhasıdır.

Kutalmış ve İbrâhim Yınal Beylerin kumandasındaki Selçuklu ordusunun, kendilerinden kat kat kalabalık Bizans kuvvetlerine karşı kazandıkları Pasinler Zaferi, İstanbul’a gönderilen ilk Türk selâmını da taşıyordu. Zafer sonrasında, Büyük Türk Sultânı Tuğrul Bey’in, Bizans’la yaptığı andlaşmada, 717’deki Emevî muhâsarası sırasında yapılan İstanbul’daki metrûk câmiin (Arap Câmii) tâmir edilerek ibâdete açılması ve o câmide Tuğrul Bey adına hutbe okunması karâra bağlanmıştı.
Anadolu’nun, Orta Asya’dan sonra Türk milletine ikinci ana yurt oluşu, şüphesiz, Malazgird’deki hesaplaşmanın başlattığı bir muhteşem hikâyedir. Malazgird Zaferi, sâdece Anadolu’yu Türk’e vatan yapan bir hâdise değildir. O, aynı zamanda Türk’ün İstanbul düşüncelerinin de yoğrulup fırına verildiği mutfaktır.

Anadolu’da kalıcı bir hâkimiyet tesis edebilmenin yolu, bütün târîh boyunca, hep İstanbul’dan geçmiştir. İstanbul’u elinde tutamayanlar, Anadolu’da da gelip-geçici olmuşlardır. İstanbul’la Anadolu arasındaki bu hayâtî berâberliği, çok erken vakitte idrâk eden Türk milleti, daha Dandanâkan’ın mürekkebi kurumadan, Nîşâpûr’da Tuğrul Bey’in Sultan ilân edilmesiyle birlikte İstanbul’lu Anadolu hedefine kilitlenmiştir.

İstanbul’u ele geçirmek ve bu, her bakımdan mühim şehri, ebediyen kendine mâl etmek husûsunda, ne kadar ciddî olduğumuz, Malazgird’den üç yıl sonra, merkezi İznik olan Anadolu Selçuklu Devleti’nin kuruluşu ile anlaşılacaktır.

İstanbul’un burnunun dibindeki İznik, Birinci Haçlı Seferi sırasında terk edilerek Konya’ya çekilinmiştir, ama bu, plânlı-programlı bir geri hamledir. İznik’den Konya’ya geliş, aslâ İstanbul’dan vazgeçmek mânâsında değildir. Bilakis, bu şuûrlu ric’at, İstanbul sevdâsının, Türk sînesinde daha bir çöreklendiği niyet tâzeleme fırsatına dönüşecektir.

Haçlı Seferleri, 12. yüzyılın biteceği sırada başlamıştır, lâkin bir türlü sona ermemiştir. Değişik çehre ve stillerle hâlâ devâm etmektedir. Selçuklu, Osmanlı ve Cumhûriyet dönemlerindeki Türkiye Târîhi’nin, en çok atılan konu başlığı, hep bu “Haçlı Seferleri” olmuştur. Savaş usûlleri değişse de, maksat aynı kalmıştır.