DEMİR PERDE, KİTÂBE-İ SENG-İ MEZÂR VE KERKÜK

DEMİR PERDE, KİTÂBE-İ SENG-İ MEZÂR VE KERKÜK

 “Hürriyet”in, hür insanlar için nîmet, esâret altındakiler içinse “hasret” sembolü olması, eşyânın tabiatındandır. Zîrâ Hz. Âdem, yalnızlığına çâre bulan Hz. Havva’ya, “kul”ca davranmayı öğretirken, “hürriyet” lâfzını en öne alıyordu. Her milletin, her medeniyet dâiresinin ve her devrin ayrı hürriyet sembolleri görülmüştür. “Hür Batı”nın, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki hürriyet sembolü, Berlin’deki “Utanç Duvarı” idi. Bu duvarın doğusu esâretin, batısı da hürriyetin merkezi hâline gelmişti.

1960’lı yıllarda Batı Berlin’i ziyâret eden ABD Başkanı J. F. Kennedy, sâdece Almanlara değil, bütün insanlığa şöyle sesleniyordu: “Her hür insan, nerede olursa olsun, Berlinlidir. Ben de, hürriyet âşığı olarak, şu sözleri söylemekten şeref duyuyorum: Ben bir Berlinliyim!”

Kennedy’ye, bu hassâsiyeti âdetâ bir mecbûriyet hâline getirten sebep ne idi? ABD’nin “büyük devlet” statüsü kazanması ve o zamanki resmî adı SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhûriyetleri Birliği) olan Rusya ile hemen her husûsda girdiği rekâbet, bu sebebin aslını teşkîl etmekle berâber, Kennedy’nin şahsî temâyülleri de itici güç olmuştur.

ABD ve müttefikleri, Almanya’yı mağlûb ettikleri zaman, Rusya ile yapılan toprak pazarlığı, bir hürriyet katl-i âmına dönüşecek denilseydi, buna kimse inanmazdı. Fakat Rusya’nın hür Dünyâ önüne gerdiği “demir perde”, hürriyetin başına dikilmiş bir “kitâbe-i seng-i mezâr”dı. Kennedy’ye kendini Berlinli hissettiren hâlet-i rûhîyede, Berlin’in başına gelenlerden ABD’nin duyduğu nedâmetin ve suçluluğun payını da unutmamak lâzım.

Bugün, Berlin’deki duvarın, antika kıymetine yükselmiş müzelik enkaazı kalmış. O köprünün altından akan sular, pek çok kiri alıp götürmüş. Hattâ bazı mes’elelerde ABD, kadîm SSCB’ne rahmet okutturacak adımlar atmış. Afganistan’da, Irak’da, dağ çukurlarına ve petrol kuyularına gömülen hürriyetin çığlıkları, Âlem’i sardığı hâlde, Washington ve Moskova’dan duyulmuyor.

Acabâ, bir Türk devlet adamının: “Her hür insan, nerede olursa olsun, Kerküklüdür. Ben de bir hürriyet âşığı olarak şu sözleri söylemekten şeref duyuyorum. Ben bir Kerküklüyüm!” dediğini duyabilecek miyiz?… Sırtımızı kendi târîhimize, ecdâdımıza ve özümüze dayadıktan sonra, bu sesi duymak, aslâ muhâl değil.Reçete hazır, önümüzde duruyor. Tek yapmamız gereken, orada yazılı ilâçları temin etmek ve hekim tavsiyesine uygun olarak kullanmak.