Deniz ve İbrahim Zeki Burdurlu

Deniz ve İbrahim Zeki Burdurlu

266

Tatil yapma imkânı bulanlar, biraz aceleci kendilerini serin maviliklere atıyorlar. Yılın yorgunluğundan arınmaya çalışıyorlar. Henüz bu imkânı bulamayanlar da maviliklere özlem duyuyor, şiirler aracılığıyla duygularını dile getiriyorlar.

27 Temmuz 1984’de aramızdan ayrılan İbrahim Zeki Burdurlu’nun “Yavaş yavaş” adlı şiirinde de maviliklere özlemden söz ediliyor:

Fısıldıyorum yıldızlara
Alsınlar gönlümü yeryüzünden
Yeniden dokusunlar
Öz versinler yeniden
Doğanın sonsuz maviliğinden.

Fısıldıyorum ışıklara
Kaçırsınlar gözlerimi senden
Uzak renk şölenlerinde
Değiştirsinler bebeklerini
Gözbebeği diye versinler seni.

Fısıldıyorum Samanyolu’na
Sana göre olsun bir yuva, uçta
Işık türküleriyle taşan
Ne çıkar ben olayım
Uzun mavilikler boyu yorulan.

Fısıldıyorum Ege’ye her sabah
Uzaklaşmasın pencereden
Çalsın mutluluk için en renkli besteyi
Hani fırtınalı bir gece takvimden
Silivermişti ya geceyi.

Fısıldıyorum meleklere
Bir esrik çağımızda geliversinler
Seni ben etsinler, beni sen.
Biliyorum tümce eremeyeceğiz,
Kurtulmadıkça yeryüzü zincirlerinden.

Gökyüzüyle deniz masmavi rengiyle birbirine bitişik gibi görünürler. Bu mavilikler içinde ideler âlemine yolculuk eder, uzak ama çok uzaklara gideriz. Mavilikler huzur verir insanın içine. Peki deniz mi gökyüzüne rengini verir, yoksa gökyüzü mü denize rengini verir? Aslında deniz büyük bir su kütlesidir ve su renksizdir. Gökyüzü de öyle. Gökyüzünün mavi görünmesinin sebebi ise güneşin ışıklarının kırılmasından kaynaklansa gerek. Sanırım güneş ışıklarını gökyüzüne vermekte, gökyüzü de suya. Yani mavi gökyüzünün, mavi denizin olmazsa olmazı güneş.

Türkiye’de radyo yayıncılığı 90 yıl önce, 6 Mayıs 1927’de Sirkeci’deki Büyük Postanesi’nin bodrum katında başladı. Eşref Şefik’in “Alo alo Muhterem Sami’nin, burası İstanbul telsiz telefonu” anonsunu benim yaşındakilerin belki babası, dedesi duydu. Biz de radyonun radyo olduğu günleri doyasıya yaşadık. İlk tanıştığımızda günün belli saatlerinde yayın yapılırdı. Sabahın köründe dört gözle yayının başlamasını beklerdik. Elbette İstiklâl Marşı’yla. Arkasından spiker önce burasının Türkiye olduğunu belirtir arkasında hangi radyo olduğunu ve teknik niteliklerini söylerdi. “İstanbul Radyosu, orta dalga 427 m. 702 KHz ve 296 m.” gibi teknik özellikleri duymuşsunuzdur.

27 Temmuz 1984 ‘de kaybettiğimiz İbrahim Zeki Burdurlu’nun şiirini okuyunca çocukluk günlerimi hatırlarım:

SPİKER

Spiker, canım spiker
Bir daha söyle,
Söyle, söyle bir daha:

“Burası Türkiye,
Türkiye, Türkiye, Türkiye.”

Söyle Ankara’nın taşını;
Sil sil gözlerimim yaşını;
İstanbul, ne âlemde,
Bursa’dan geç,
Dur, efece, İzmir’de.

Van’dan ne haber!..
Günaydın! Ey doğu yaylalar!..
Erciyes’ten Ağrı’ya çek bir tel
Çal bu teli Kemah’tan, Sivas’tan
Çal, kalksın Anadolu halaya.

Öp kelimelerle alnından
Gaziantep’in, Adana’nın;
Karacaoğlan, Karacaoğlan
Gel Mevlana’ya, Konya’ya
Bekle, bir kalp cenneti selamımdan.

Söyle, canım kardeşim
Haber ver haberlerin içinden.
Giydir hasretimi sözlerinle;

Ben de gezeyim şehir şehir,
Bitmesin haberler n’olur spiker.

İn, bir hızda güneye Burdur’a
Gül topla ordan bana bir yumak;
Bir halı çiçeği de yeter.
Yalnız ikisi de al olmalı, kan gibi al
Burda bana her al, büyük bir bayrak

İbrahim Zeki Burdurlu 1922 yılında Burdur’da doğdu. 1938’de İstanbul Erkek Öğretmen Okulu’nu bitirdi. Öğrenimini Gazi Eğitim Enstitü Türkçe Bölümü’nde sürdürdü. Sivas, Burdur, Kıbrıs ortaokul ve liselerinde, İzmir Eğitim Enstitüsü’nde öğretmenlik yaptı. 1977’de emekli oldu. İlk kitabı 1945yılında basılan “Toprak İnsanları”dır. Sanat ve Edebiyat, Millet, İstanbul, Fikirler, Şadırvan, Su, Hisar, Varlık dergilerinde yayınlanan şiir ve araştırmalarının yanı sıra masallar ve oyunlar da yazdı. Öğrenciliği sırasında, Ahmet Kutsi Tecer tarafından başlatılan şiirde, halk şiiri geleneğinden faydalanma çalışmalarına katıldı. Yeni şiirle halk şiirinin tekniğini birleştirmeye çaba gösterdi. Şiirlerinde mahalli duygulan, millet ve vatan sevgisini dizelere döktü. 27 Temmuz 1984’de vefat etti.

İbrahim Zeki Burdurlu’nun uzun ama güzel bir şiirinden de bir bölüm aktarmak istedim: Şiirin adı, Kardeşlik Türküsü:

Gözlerime bak sen varsın
Ben varım senin duygularında
İyilik güzellik doğruluk,
Kardeşçe bir mavi yolculuk.
Sen benim içime doğarken
Ben senin sözlerin olayım.

Adımlarımız aynı türküde
Yollar, bir olduğumuz için hür
Uzaklar yakın, çok yakın
Gök, avucumuzda görünür.
Sen yelkenlerime dolarken,
Ben senin denizlerin olayım

Aynı gök, aynı toprak, aynı gün
Bir kardeş halkasıyız el ele
Koş Van’dan İzmir’e can can
Bak dönmüş vatan bir tek güzele.
Sen benim acılarıma solarken
Ben senin gündüzlerin olayım.

İbrahim Zeki Burdurlu’nun, 14 şiir kitabı, 4 ders kitabı, 2 inceleme, 3 antoloji, 12 eğitici-öğretici kitaplar dizisi, 6 adet de küçük masal kitabı var… Sanat anlayışını ortaya çıkarırken, şiirlerindeki tema, konu, sembol ve imgeyi, dil ve üslûbu incelenmeye değer aydınımız. Eserlerinin bir kaçının adını da vermek istedim: “Toprak İnsanları”, “Toprağın İçindeki Toprak”, “Burdur’daki Mahallemiz”, Keloğlan”, “Basık Tavan”, “Bir Köyden Bir İnsan”, “Günaydın Anneciğim”, “Lefkoşa”, Minnacık Ada”, “Günaydın Yavru Kıbrıs”, “Atatürk’üm”, Sev Beni”, “Açmıyor mu Kıbrıs’ımın Gülleri” ve “İzmir’in Mor Atları.”