Din Yorgunluğu

Din Yorgunluğu

Din yormaz ama dinlensek hiç de fena olmaz!!!

Kavram miri malı gibi kullanılmaya başlayınca herkes ona istediği anlamı veriyor ve keyfî içeriklendirmelerinden hiç mi hiç rahatsızlık duymuyor.

“Din Yorgunluğu”ndan söz ediyorum. Bir kelimeyi ona yüklediğimiz anlam üzerinden kullanmaya başladığımızda birkaç temel noktayı dikkate almak, ihmal etmemek gerekir. Her şeyden önce kullanılan kavram ile bizim ondan devşirmeye çalıştığımız anlam arasında bir ünsiyet olmalıdır.

Kavramsallaştırma basit bir ameliye değildir ve her önüne gelenin sözüm ona yaratıcı muhayyilesine teslim olarak ortaya attığı sözcüklere kavram muamelesi çekemeyiz.

Din yorgunluğu da böyledir. Kastedilen dinin yorulması mıdır, yoksa dinden mülhem bir bitap düşmüşlük mü söz konusudur? Burası oldukça önemlidir ve dinlerini canlandırıcı, insana şevk ve heyecan verici dahası dinamik bir kaynak olarak görenler için onu yorgunluk kavramıyla aynı bağlamda ele alıp kullanmak her şeyden önce ciddi bir edep ve nezaket sorununu gündeme getirir. Ben şahsen bu kavram üzerinde yoğunlaşırken hiçbir şekilde dine ilişkin bir değerlendirme yapmadım, bundan ısrarla sarfı nazar ettim ve dostlarımı da bu kavramın eğer gerekli dikkat gösterilmezse pekâlâ muğlak bir ifade olarak resmedilmiş olacağını söyledim. Nitekim öyle de oldu. Böyle giderse dine ilişkin eleştirel mesafelerini koruduklarını düşünen pek çok kişi de farkında olmadan bu terkip içinde dolaşmak adına dini de kendi emellerine alet ve mahkûm etmekten kurtulamayacaktır.

Hangi dinin bu konuda sicili sorunludur, bunu teologlar, ilahiyatçılar pekâlâ cevaplayabilir, âlimler konularına sahip çıkıp söz alabilirler. Ancak dinlerin ortaya çıktıkları tarihten itibaren hemen her muhataralı süreçte teolojileri etrafında oluşan bir yorum zincirine dahil olmak zorunda kaldıklarını da unutmamak gerekir.

Ben din yorgunluğu ifadesiyle birey ve toplumun muhatap olduğu dinî tebligat ve öğrenme müfredatını kastediyorum. Kuşkusuz bu vesileyle ortaya konan her şey kısmen de olsa dinden bağımsız olarak insanidir ve hemen her bir “aracı”nın zaaf ve kusurlarını taşıma riskiyle hemhâldir.

Âlimler bu riski en aza indirme konusundaki çabalarıyla tarih boyunca göz doldurmuşlar, kendileriyle din arasında özdeşlik kurmamışlar ancak bununla birlikte kendi temsili ağırlıklarının toplumsal maliyeti hakkında da her zaman duyarlı olmuşlardır.

Hâl böyle olunca din yorgunluğu kavramını uluorta hemen her yerde ortaya çıkan tıkanmaları açıklamak için kullanmak yersiz bir çabadır ve bu tercih mesela yorgunluğun dinlenince geçen bir şey olduğunu bilhassa ihmâl etmektedir. Oysa söz konusu olan yorulmaktır.

Ben dinden değil ama onun türlü yorumlarıyla ya da bunlardan herhangi biriyle temas kuran insanların bir tür yorgunluk havasına girdiklerini, zihnen bir felç olma durumu olarak da resmedilecek yeni bir değişim trendinin toplamda herkesi ürküten ağır bir tabloya dönüştüğünü yazmıştım.

Kavramlar bizim keyfi analizlerimize kurban edilemez. Kafamıza estiği gibi kelimelerle oynayamaz, onları kendi çıkarlarımız için seferber edemeyiz. Bu en azından sorunlu bir girişimdir.

Dinî hayatın geçmişte pek de sık rastlanmayan bir şekilde ağırlaştığı ve sonuçta art niyetlilerin bu durumu doğrudan dine bağlamaktaki heveslerine karşılık bütün bu olup bitenlerin sonuçta dinle ilgili olarak kurduğumuz ilişki ve rabıtayla alakalı olduğunu göz ardı edemeyiz. Ortada bir din var ve bizim kendi çeşitliliğimiz sayısınca ondan çıkardığımız ölçüt ve değerler hayatı felç ediyor, bizi yarı yolda bırakıyor, kısaca ifade etmek gerekirse neredeyse bir uyuşturucu gücüne dönüş(türül)en varlığı hakkında önüne gelen bir laf ediyor ve dinin bildik söylem ve icraatlarına fırsatçı bir şekilde yaklaşıp haksız birtakım yorumlar yapıyorsa, orada dikkat etmemizi gerektiren farklı bir durumla karşı karşıyayız demektir.

Ben en iyisi mi bu konudaki düşüncelerim üzerinde biraz daha kafa yorayım, fırına alelacele attığım şu hamuru yeterince pişirmeden ekmek diye sofraya koymayayım.