ENİS BEHİÇ KORYÜREK VE TÜRKELİ ÖZLEMİ

ENİS BEHİÇ KORYÜREK VE TÜRKELİ ÖZLEMİ

Milli Edebiyat akımının bir devamı olarak, Cumhuriyet sonrası şiirimizde önemli yeri olan “Beş Hececi” şairlerden biri de Enis Behiç Koıyürek’ti.

Enis Behiç, 11 Mart 1891’de İstanbul’da doğdu. Mülkiye’yi bitirdikten sonra Dışişleri teşkilatında çalıştı. Bükreş’te (1985), Budapeşte’de (1916-1921) konsolos kâtipliği ve konsolosluk yaptı.

1921’de Türkiye’ye döndükten sonra Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen “Müdafaa-i Milliye” adlı gizli örgüte katıldı, Yurtiçinde Adalet ve Çalışma Bakanlıklarında üst düzey görevler aldı. Fransızca ve edebiyat öğretmenliği yaptı.

18 Ekim 1949’da Ankara’da vefat etti.

Miras, Varidat-ı leyman ve Günin Ölümü adlarında üç şiir kitabı olan Enis Behiç Koryürek hakkında daha geniş bilgi vermeden önce, 1922 tarihini taşıyan bir şiirini sunuyorum.

EY TÜRKELİ!

Ey Türkeli, ben uzaktan gelen yorgunum.

Dinle beni, ben de senin bir öz oğlunum.

Geceleyin çölde yalnız kalan yolcu bir

Solgun ışık fark edince nasıl sevinir,

Nasıl bütün ümidini bağlarsa ona,

Ben de öyle yâd elinden baktım vatana.

Ben de öyle yadelinden baktım vatana.

Sen uzaktın benden, fakat kalbim senindi.

Ey Türkeli, hasretin ta ruhuma sindi.

 

Bir kasırga alt üst etti dünyayı bütün.

Kaç hükümdar tacı kandil olup asıldı…

Kaç istiklal gömmek için mezar kazıldı…

Bu kazılan mezarlardan biri en derin.

Bu en derin mezar senin, ey vatan senin!

Kızıl gökten çalacaktı ayla yıldızı

Ölümünden şenlik yapan kefen hırsızı.

O karanlık günlerinde, gönlümüz kara,

Bağrımızda sefillerin açtığı yara,

Ellerimiz bağlı matem zincirleriyle.

Neslimizin bezgin ömrü bütün hâile,

Şehid olan emellere hep hazin, hazin

Ağlamaktan nuru söndü gözlerimizin.

Dinleyerek baykuşların kahkahasını

Millet kara bayraklarla tuttu yasını.

 

Bugün ki biz Hak yolunda kanını döken,

Bugün ki biz bin kahrile hurdahaş iken

Yekpâre bir çelik olmuş sine sahibi

Bir milletiz, kükremişiz yanardağ gibi…

Bugün ki biz, alçakların hakaretinden

Varlığında kıyametler kopup cûşeden

Yıldırımlı bir ummanız, uğulduyoruz;

Zulme karşı Tanrı hışmı oldu Ordumuz.

 

Biz daha dün öyle bedbaht olanlarız ki.

Öyle göğsü hicran ile dolanlarız ki.

Rûhumuzun zırhı oldu ıztırâbımız…

Bahtımızla budur, dedik, son hesâbımız;

Varsın gelsin arzın daha bin beliyyesi!

Öcümüzün sayhasıdır topların sesi.

Felaketler pençemizde oyuncak oldu…

Yangınlarla bütün vatan alsancak oldu…

Bir kırılmaz yalınkılıç gibi hıncımız.

İmanını kalkan etti her akıncımız…

Tayfunlara yoldaş oldu nâra salan Türk!..

Hey koca Türk, Tanrısından kuvvet alan Türk!.

 

“Zafer” azgın bir küheylan; koşar, şahlanır;

Sırtındaki şehsuvarı pek çabuk tanır.

Bu şehsuvar, küheylâna daha binerken

Yelesinden bir tutar ki, azgın at hemen

İlk mahmuzda anlar nasıl binicisi var.

Yol ver artık küheylana, şanlı şehsuvar!

Sen korkusuz, güçlü, hakim oldukça ata

Atın seni erdirecek her saltanata.

Onu ne dağ, ne deniz durduracaktır.

 

“Zafer” seni uçuracak… Uçuracaktır…

Fakat bil ki: İrâdende sarsıntı varsa,

Gönlünü bir lâhza için korku sararsa,

Ya gözlerin kararırsa böyle uçuştan,

Veya biraz mestolursan, dalgınlaşırsan

“Zafer” seni birdenbire sırtında atar;

Attan düşen nallarının altında yatar…

 

İşte biz ki ta ezelden beri atlıyız,

Asırların göklerinde biz kanatlıyız.

Kanımızın ateşinden şimşek yarattık;

Bu şimşekle küheylana bir kırbaç attık.

“Allah!” diye haykırarak “Zafer” imize

Hurûşettik Sakarya’dan ta Akdeniz’e…

Âtîlere koşuyoruz gençlikle, şanla…

Şan beraber koşar Hakka doğru koşanla.

Enis Behiç Koryürek’in, Şehbal dergisinde çıkan ilk şiirlerinde Servet-i Fünuncuların etkisi görülmekte. Balkan Savaşı yıllarında Ziya Gökalp’in tavsiyesiyle heceyi benimsedi. Milli Edebiyat akımın benimsedi. Balkan Savaşı sürecinde tanınmaya başlamıştı. Ancak asıl ününü, Hecenin Beş Şairi’nden biri olarak yaptı. Milli heyecanlarla yüklü epik şiirleriyle ünlendi. Hece vezni üzerinde çalışırken, kimi durak değişiklikleri ve hece kalıpları kullanmayı denedi.

Enis Behiç, ilk kitabını yayınladıktan sonra bir suskunluk dönemine girdi. Ancak, 1946’dan sonra bir mistisizme yöneldi. Dini ve tasavvufi şiirler yazdı.

Enis Behiç’in, Türk denizciliğine ait milli heyecan yüklü şiirleri de bulunuyordu. Serbest hecenin en başarılı örneklerinden biri olan ve konusunu Türk Denizcilik tarihinden aldığı “Gemiciler” adlı şiirini, ben de kahraman Denizcilerimize armağan olarak sunmak istedim.

GEMİCİLER

Biz dalgalar, fırtınalar kahramanı yiğitleriz.

Ufuklardan ufuklara haber sorar gezeriz.

Güneşlerde uyuklayan yamaçları.

Kalbi durgun tarlaları bıraktık.

Gölge veren ağaçları

Sevmiyoruz biz artık.

Sevgilimiz.

Ey deniz!.

İşte biz:

Nihayetsiz

Mavilikler yolcusu!

Ruhumuzun kardeşidir

Güneşlerde parıldayan bu yeşil su

Bayrağımız yeşil sular ateştir.

Biz bayrağın fedaisi sayısız Türk genciyiz.

Biz hilale şan arayan korku bilmez gemiciyiz.

Ey vatandan müjdelerle bize kadar gelen rüzgâr!

O sarışın sahillerde kara gözlü genç kızlar,

Yaz gecesi mehtap ile konuşurken

Doğru söyle, sordular mı bizleri?

Nasıl cevap verdi gökten

Gemimizin rehberi,

O vefakâr

Yıldızlar?

Poyraz var;

Yelken dolar.

Gemi sanki kanatlı!

Enginlerde pembe güneş

Gülümserken bu yolculuk ne tatlı’

Çal sazını kalenderce yiğit kardeş!

Nağmelerin yorulmayan dalgalardan bahtiyar.

Gönderelim bu ahengi o sevgili yurda kadar.