Formül

Formül

Kızgın bir boğayı andırıyordu, sıkılı yumruklarını göstererek kararlı bir şekilde konuştu:

“Beni şartlar değil ilkelerim yönlendirir. Doğru bildiğim yoldan asla dönmeyeceğim!”

Hiddet dolu gözleri, değdiği yeri kül edecekmiş gibi alev saçıyordu:

“Kahroluyorum insanların haline. Bir türlü göremiyorlar gerçeği. Hevesle peşine düştükleri şeylerden çok daha değerli olduklarının farkında değiller.”

Yaşadıklarını sorguluyor, yüreğine sürekli baskı yapan huzursuzluğun kaynağını arıyordu:

“Kimsin sen?”

Durumları formüle etmeyi severdi. Modern matematiğin en basit formülü geldi aklına: X+Y=Z.

Hınzırca gülümsedi. Z’yi değiştirmeye, aritmetik işaretleri virgüle çevirmeye karar verdi. Cevabı bulmuş gibi aydınlandı yüzü:

“Meğer ne kadar basitmiş! Hepi topu üç insan tipi var: X, Y ve Ğ…”

Oluşturduğu tabloda kendi yerini belirledi:

“Sen X’lerden olduğun için böyle sarpa sarıyor işler. Sömürgenlerin gözünde X’sin sen; yani karşıt, yani bilinmezliksin. Ölülerle ilgilenmez emperyalistler, onlara sömürülecek diriler lazım; tabii gerektiğinde ölüsünden bile kâr edilecek diriler… Karşıtlara tahammül edemez oportünistler; onlara biat edecek köleler lazım… Bilinmezlik dehşete düşürür statükocuları; onlara bir sonraki hamlesini kolayca çözebilecekleri basit beyinler lazım… Üstelik sen, bunların da ötesindesin; topunun üzerine çarpı atabilecek cesaret ve kabiliyettesin.”

“Ya ötekiler?”

“Y’ler sırtlan tıynetli karar vericileri, Ğ’ler omurgasız yumuşakçalarıdır sömürgen düzenin. Y’lerin hükümranlığı Ğ’lere bağlıdır. X’lerden nefret eden Y’ler, Ğ’lere bayılırlar.”

“X bildiğimiz bazılarını Y, hatta Ğ kıvamında gördüğümüz de oluyor ama…”

“X’ler bazı durumlarda Y gibi davranabilirler ancak asla Ğ olmazlar, isteseler de beceremezler bunu.”

“Olmadı işte. Taviz vermemek değil midir X’liğin şanı?”

“Elbette öyledir. Lakin nadir görülen bu gibi durumlar, X’lerin kendilerini feda anlarıdır.”

“Nasıl yani?”

“Bazı geçiş dönemlerinde X’ler, hemcinslerinin sayısını artırabilmek, Y’lerin hışmından korunabilmek için Y gibi görünebilirler. Risk alırlar, feda ederler kendilerini. Tam zıddı da olur bazen. Özde Y hatta Ğ olan kimileri, çıkarcı Y’lerin vurduğu cilayla X gibi görünebilirler.”

“Bak burada katılmıyorum sana. İnandığı gibi yaşamayan yaşadığı gibi inanmaya başlar. Senin dediğin doğruysa eğer, kimse Y görünümlü X’lerin yerinde olmak istemez. Çılgınlık bu…”

“Ya başarırlarsa? Kötü örnekler yok değil; ancak bu, tam da Nasreddin Hoca’nın göle maya çalması gibidir. Su görününce teyemmüm bozulur elbet.”

İkilemdeydi. Aynadaki, işini kolaylaştırdı:

“Ha, bu arada unutmamak lazım, X’lik ideolojide değil tavır ve duruştadır. İyi ya da kötü her fikrin X’leri vardır. Adam, her yerde adamdır.”

Kısa süreli sessizliğin ardından nihai kararını verdi:

“Neyse ne… X adamsın sen, Roma rakamıyla X… Hep öyle kalacak, on numara yaşayacaksın.”

Ceketini alıp hızla kapıya yöneldi. Cadde insan kaynıyordu. Kimileri X, kimileri Y, kimileri Ğ’ydiler. Öğretilmiş bir hedefe doğru telaşla koşturanların çoğu, bırakın kendi kategorilerini, “Ahlak+Liyakat=X” formülünden dahi habersizdiler…