FOTOĞRAFLAR DÜNYA HATIRASI MIDIR?

FOTOĞRAFLAR DÜNYA HATIRASI MIDIR?

Ankara’daki son zamanlardı. Arkadaşlarla bizim vakfın o güzelim bahçesinde oturuyorduk. Birden aklıma geldi, bir daha kim bilir ne zaman toplanabiliriz böyle diye düşünüp “haydi fotoğraf çekilelim” dedim. Cep telefonlarının birer fotoğraf makinesine dönüşmesinden sonra zaten vara yoğa fotoğraf çekilir olmuştu. Ama bu başkaydı; biliyordum ki aynı insanlarla, aynı bahçede, hepimizin bir arada olduğu bu anın tekrarı yoktu. Dünya idi burası ve burada işler hiç belli olmuyordu. O sebeple, ben de son bir Ankara hatırası diye çekilelim istedim. Sen misin isteyen!

Der demez sevgili hâzırun hızla hareketlendi. Bir anda orada bulunanların hepsi esas vaziyete geçmişti bile. Fotoğraf çekilelim diyen ben ise, belki inanamayacaksınız ama neredeyse kadrajın dışında kalmıştım. Hani fotoğraf çekilirken oradan geçmekte olan alakasız biri başını uzatır ya, tam öyle bir duruma düşmüştüm. Son anda kenardan başımı uzatmış ve kareye öylesine girmiştim. Nitekim arkadaşlar o fotoğrafı sosyal medyada yayınlayınca altına bunu tespit eden yorumlar da yazılmış idi! Sevgili Ahmet Uzun çok iyi hatırlayacaktır bunu. Aklıma geldikçe gülerim.

Aslında bu benim başıma hep gelir! Ne zaman ki bir topluluk fotoğrafı çekilecek olsa ben mutlaka hep arkalarda kalırım. Arkalarda kalmasam bile, görünmez olurum. Ben isterse en önde duruyor olayım, sonuç değişmez. Birtakım insanlar bir anda önünüze geçer ve siz arkalarda kalırsınız. Önemli adamlarla çekilecek olduğunda bu daha da vahim hâller alır. Siz ve ilgili kişiler dışında yine o fotoğrafa girme meraklısı zevat bir anda o kareye girebilmek için müthiş bir maharet gösterir ve sizi perdeleyiverir.

Geçen gün gittiğimiz Trabzon’daki program sonrasında da aynı şeyi yaşadım. Bir de baktım ki arkada kalmışız. Oysa biz orada program konuğu olarak bulunuyorduk, programın sahiplerinin buna müsaade etmemeleri gerekirdi. Lakin böyle anlarda göz gözü görmez.

Bu niye böyle olur? Niye olacaktır, elbette saygısızlıktan! İnsanlar el, kol, beden darbeleriyle öne geçmek için hamle yapıyorsa siz de yapın denilebilir tabii. Fakat değer mi? Gülüp geçmek gerekir. İnsanların bu saçma hâllerine gülünmez de ne yapılır?

Fotoğraf hâlâ büyülü bir icat. İnsanoğlu fotoğraflarla var olmaya çalışıyor. Ne kadar çok karede kendini gösterebilirse sanki o kadar çok yaşadığını tescilleyecektir. Belki de ölümsüz olunacağı duygusuna kapılmıştır; ne kadar çok fotoğraf çekilirse o kadar çok kalıcı hâle gelecektir. Ölümsüzlüğün bir yolu da budur işte. Bir de çok önemli insanlarla, meşhur kişilerle çekilmek var; işte o kareler de ölümsüzlüğün tam yakalandığı anlardır. Bir de bunlar sosyal medya kanallarında boy boy yayınlandı mıydı, tamamdır. Gelsin ölümsüzlük artık.

Oysa hiç de öyle olmuyor! Meşhur insanlarla yan yana çekilen fotoğraflar sizi ölümsüz kılmıyor. Fotoğraflarla ölümsüz olunmuyor. Ne yazık ki olunmuyor. Eski siyah beyaz fotoğrafların akıbetine bir yol dönüp bakarsanız görürsünüz; kimseyi ilgilendirmeyen, sahipleri çoktan ölmüş fotoğraflar sahaflarda efemera meraklılarının ilgisini bekliyor sadece. Tanesi 250 kuruştan bir kutu içinde bekleşiyorlar. Kim bilir kimlerdi onlar? Bizim fotoğraflarımız da öyle olacak! Sahipsiz ve tanınmayan insan suretleri. Mutlaka böyle olacak.

Hem artık bir de eskisi gibi aile albümlerinde kartlara basılmış fotoğraf devri de geçti. Fotoğraflar çok nadir hâller dışında kartlara tabedilmiyor, dijital ortamlarda saklanıyor. İster albümler içinde kartlara basılı fotoğraflar olsun, isterse dijital ortamda saklanan fotoğraflar olsun sonuç değişmeyecek. Hepsi ıssızlığın sonsuzluğunda savrulacak.

Savrulmak kaderde var. Dünya hatıraları da savrulur…

Hâmiş: 2019 yılının bu ilk gününde cümle dostlara gönlünce mutlu olduğu fotoğraf kareleri diliyorum…