Galata Mevlevîhânesi Müzesi: Şehrin Merkezinde Saklı Bahçe

Galata Mevlevîhânesi Müzesi: Şehrin Merkezinde Saklı Bahçe

Söyleşi: Müge Aydın

“Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni
Böyle yazmış alnıma kilk-î kazâ sevdim seni”

Şeyh Galib Hazretleri’nin bir beyiti ile yola revan oluyoruz.

İki mısrâ ile başlayan kelâm, mecaz ile beyte, güzel bir hâneye gidiyor.

Beyoğlu’nun hengâmesinden tatlı bir rüzgâr eşliğinde saklı bahçeye varıyoruz.

Yaprak hışırtıları, kuş cıvıltıları… Ve iç sesinizi duyabildiğiniz bir dünya sizi karşılıyor.

Galata Mevlevîhânesi Müzesi, misafirlerini ağırlarken huzur vaat ediyor.

Müze Müdürü Yavuz Özdemir’den çağdaş müzecilik örneğini dinlerken, dünden bugüne tarihin koridorlarında yolculuğa çıkıyoruz.

Lütfen gelin, misafirimiz olun siz de…

Galata Mevlevîhânesi Müzesi’ndeyiz. İstanbul’un bilinen en eski Mevlevîhânesi’ndeyiz. Bir “Mevlevîhâne” bize neler anlatır Yavuz Bey?

İstanbul 1453’de fethediliyor, Suriçi dediğimiz Fatih bölgesi merkez sayılıyor. Galata Mevlevîhânesi 1491’de, İstanbul surlarının dışında, Kulekapısı Mevlevîhânesi ismiyle kuruluyor. İkinci olarak Yenikapı Mevlevîhânesi, yine İstanbul surlarının dışında, Mevlânâkapı’da kuruluyor. Üçüncü olarak Kasımpaşa Mevlevîhânesi kuruluyor. Dördüncü olarak kurulan Beşiktaş’taki bina, Çırağan Sarayı’nın yapımı ile Eyüp, Bahariye’ye taşınıyor. Son olarak da Üsküdar’da Nûman Dede’nin kurmuş olduğu âsitâne kimliğinde olmayan, daha çok yolcuların ağırlandığı Mevlevîhâne kuruluyor. Süheyl Ünver, Mevlevîhâneleri “Güzel Sanatlar Akademisi”ne benzetir. Ben müzecilik açısıdan konuyu değerlendireceğim, birikimli hocalarımız varken manevî yönüne değinmek benim haddim değil…

Peki, çağdaş müzecilik anlayışıyla siz neleri hedef alıyorsunuz?

Biz, aslına uygun olarak Mevlevî Kültürü’nü devam ettirmeyi amaçlıyoruz. Buradaki görevime vekâleten 2004 yılında, asâleten de 2007 yılında başladım. İlk atandığım yıllarda burası “Dîvân Edebiyatı Müzesi”ydi. 1491’den günümüze gelinceye kadar Mevlevîhâne binaları çeşitli süreçlerden geçiyor. 1925 yılında tekkeler kapatıldıktan sonra, bir süreliğine ilk mektep ve 1946 yılından sonra Topkapı Sarayı’nın lojmanı olarak kullanılıyor. 1975 yılında Dîvân Edebiyatı Müzesi olarak ziyarete açılıyor. Semâ alanının etrafında vitrinler ve üst katta teşhir vitrinleri bulunmaktaydı. 2005-2011 yılları arasındaki restore edilip teşhir ve tanzim çalışmaları yapıldı. Semâ alanının etrafındaki vitrinler kaldırıldı, alt kattaki derviş odalarında müze sergilemesinin asıl konusu oluşturularak 2011 yılında da Galata Mevlevîhânesi Müzesi adıyla açıldı. Bütün kurguyu yeniden oluşturduk. Buraya sadece Mevlevîliği bilen insanlar gelmiyor. İstanbul’un en kalabalık caddelerinden biri olan İstiklal Caddesi’ndeyiz. Kapının önünden geçip müzeyle ilgili hiçbir şey bilmeden içeri giren ziyaretçiye mümkün olduğu kadar sade bir şekilde bu kültürü aktarabilmeyi amaçlıyoruz. Nedir müzenin görevi? Geçmişte yaşayan Mevlevîlilerin kültürünü yansıtmaktadır.  Mevlevîlik nedir? Bir tarîkattır. Tarîkat nedir? İslâmî bir düşünüş şeklidir. Peki, İslâm nedir? Türklerin dinî inanışıdır.

Sergi bölümünü düzenlerken nasıl bir yol izliyorsunuz?

İlk olarak “Türkler nasıl Müslüman oldu?” başlığıyla konuyu ele alıyoruz. Ardından “Türklerin Tasavvuf İnancı” başlığıyla devam ediyoruz. “Sûfîlik nedir?”, “Tarîkatler”, “Mevlevîlik” ve “İstanbul Mevlevîliği” sıralamasıyla aktarmaya çalışıyoruz. Biliyorsunuz, Mevlevîlik Konya’da doğuyor ancak belirli bir süre sonra İstanbul’da öne çıkmaya başlıyor. İstanbul pâyitaht olduğu için buradan bütün dünyaya bu kültür yayılmaya başlıyor, Macaristan’dan Mısır’a…

İskân politikası deyince sanki Mevlevîlik dile geliyor…

Mevlevîlik, özellikle III. Selim döneminden itibaren, daha çok devlet ricaline hitap ediyor. Semâhâne’nin alt katında yer alan sergi alanında, yurtiçi ve yurtdışındaki dergâhlara dair harita ve fotoğraflar bulunuyor.

“Mevlevîlik ve Edebiyat”, “Mevlevîlik ve Mûsıkî”, “Mevlevîlik ve Hat” gibi bölümler var sergi alanında. Sanatın çeşitli dallarında iz bırakan köklü bir yapılanma söz konusu. Bu konuya değinebilir miyiz?

“Mevlevîler feyzin yani ruhî inkişafın bir kerâmet olduğuna inanırlardı. Dergâha giren en cahil insan bile her hususu anlamaya çalışır, edeple konuşmasını öğrenirdi. Mesnevî takrirlerini dinler, İslâmî terbiye ve ruh âlemimizden irfan hisselerini alır, cemiyette dürüst ve seçkin insan haline gelirdi.” der Süheyl Ünver. Mevlevîhâneleri, Güzel Sanatlar Akademilerine benzetir. Derviş odalarında ilk önce edebiyat bölümüne yer verdik. Galata Mevlevîhânesi daha çok “edebiyat” üzerinde eserler vermiş. Şeyh Galib, Esrâr Dede, Fasîh Dede burada yetiştiği için bugün edebiyat ile özdeştirebiliyoruz. Yenikapı Mevlevîhânesi ise daha çok “mûsıkî” ile anılıyor. Burada yetişen Dede Efendi, Itrî gibi isimleri sayabiliriz. Belki kendi döneminde böyle algılanmıyordu lâkin günümüzde böyle görülüyor.

Edebiyat deyince, Leyla Hanım’ı da anmak isteriz.

Evet, Leyla Hanım’ın kabri de burada. Kütüphâne taşınmaz kültür varlığı olarak korunuyor. 1925 yılında tekkeler kapatılınca, Halet Efendi Kütüphânesi’ndeki kitaplar, Süleymaniye Kütüphânesi’e devredildi. Dîvân Edebiyatı Müzesi’nde kayıtlı olan el yazmaları da Kültür Bakanlığı’nın emriyle Süleymaniye Kütüphânesi’ne devredildi. Okuyucular ve araştırmacılar, “Galata Mevlevîhânesi Koleksiyonu” başlığıyla bu eserlerden yararlanılabilir. Ciltçilik ve katı’ dediğimiz kâğıt yapıştırma örnekleri, saat koleksiyonu var. Saatler, Topkapı Sarayı Müzesi, Dolmabahçe Sarayı’nda ve İş Bankası Koleksiyonu’nda bulunuyor. Cam sanatı üzerine de çalışmalar var…

Rica etsek “Çeşm-i Bülbül”ün hikâyesini anlatır mısınız?

III. Selim Dönemi’nde bir Mevlevî olan Mehmed Dede, Venedik’e gönderiliyor. Orada cam atölyelerinde çalıştıktan sonra Beykoz’a geliyor. Burada cam atölyeleri kuruyor ve böylece “Çeşm-i Bülbül” doğmuş oluyor. Ardından Paşabahçe bölgesi “cam” ile birlikte anılmaya başlıyor. Bunun da kökeninde Mevlevîlerin olduğunu söyleyebiliriz. Burada çalışırken farklı insanlarla, farklı kültürle tanışmış oluyorsunuz. Müzeyi ziyarete İtalyan misafirimiz gelmişti. III. Selim’in eşlerinden birinin Venedik kökenli olduğunu ve cam sanatına duyduğu ilginin da buradan gelebileceğini anlatmıştı. Konunun böyle bir hikâyesi de olabilir.

Sergi odalarında eşyası olan rahmetli Nezih Uzel’e dair neler söyleyebilirsiniz?

Cumhuriyet Dönemi’nde bu kültüre hizmet eden Nezih Uzel var. Burada çalışmaya başladıktan sonra kendisiyle tanıştım. Mevlevî kültürüne ve Galata Mevlevîhânesi Müzesi’ne hizmet eden kültür adamlarından birisiydi. Allah rahmet eylesin. Her şeyden önce “iyi bir insandı”, hem de bu müze için çok emek verdi. Vefat ettikten sonra onun sikkesini ve kudümünü aldık. Müze envanterine kaydedip sergiliyoruz. Semâhâne binasının ilk kattaki sergi alanında, Türklerin İslâmiyeti kabulü ile başlayan sıralama, konu bütünlüğüyle Cumhuriyet Dönemi’nde Nezih Uzel’in eşyası ile tamamlanıyor. Anıt müze olarak, semâ alanındaki vitrinler boşaltıldı. Sadece semâ alanı olarak kullanılıyor bu bölüm. Üst katta mahfillerde ve arkalarında ise sergiler yer alıyor. Sol tarafta, Ecnebiler Mahfili’nde hat koleksiyonları bulunuyor. Sağ tarafta, Çelebiler ve Hünkâr Mahfili’nin arkasındaki kısımlarda mehter bölümü ve müzik aletleri bölümü sergileniyor. Müzeler günümüzde, daha çok maddi unsurların sergilendiği yerler olarak görülüyor. Ancak çağdaş müzecilikte bunun yanı sıra manevî kültürün unsurlarını insanlara vermeniz gerekiyor. Bunun için “Danışma Kurulu” oluşturduk.

Danışma Kurulu’nda kimler var?

Doç. Dr. Emin Işık, Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç ve Turing Başkanı Bülent Katkat var. Müze müdürü olduğum için kurulda ben de yer alıyorum. Tarihi Türk Müziği Topluluğu ile görüşme yaptık. Kültür Varlıkları ve Müzeler Müdürlüğü’nden izin alarak her ayın ikinci Salı günü, 13.30 sıralarında tören gerçekleştiriyoruz. Beyoğlu’ndan ve diğer ilçelerden gelen lise dönemindeki öğrencileri kültürleriyle buluşturmaya çalışıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı ile temaslarımız var, eğitim-öğretim dönemi süresince her ay 150 öğrenciyi ağırlıyoruz. Hem Semâ Töreni’ne tanıklık etmiş, hem de çağdaş müzecilik anlayışı ile kültürlerini öğrenmiş oluyorlar.

Galata Mevlevîhânesi Müzesi, aynı zamanda bir külliye. Yapı üzerine bizi bilgilendirir misiniz?

Semâhâne, derviş odaları, matbah, muvakkithâne, sebilü’l-küttab, türbeler ve hâzire gibi bölümlerden oluşuyor. Zamanla Mevlevîhâne’nin bostanın olduğu yere Alman Hastanesi kuruluyor. Mezarlığın bir bölümünde de Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi Kuruluyor. Anlayacağınız yıllar içinde gitgide küçülmeye başlıyor. Güzel bir haber vermek isterim. Belediye’den müzeye beş yıllığına tahsis edildi kültür merkezi. Restorasyon çalışmaları sürüyor. Hat levhalarını orada sergilemeye düşünüyoruz. Çağdaş müzecilik açısından amacımız eserlerimiz doğru sergilemek. Semâhânenin alt katında iklimlendirmeyi yapabiliyoruz ancak üst katta gerekli koşulları sağlayamıyoruz. Bu sebeple kültür merkezinin müzeye katılması bizim için önemli bir gelişme. Bizim görevimizi, kültür varlıklarının gelecek nesillere aktarılması için gerekli şartları sağlamak.

Tarih hayatın içinde…

Tabiî, tarihe nasıl baktığınız ve özellikle durduğunuz yer de önemli.

Peki, tarihe duyduğunuz bu ilgi nasıl başladı?

Arkeoloji Bölümü’nden mezun oldum. Herkesin kendini yakın hissettiği bir dönem vardır tarihte çünkü tarih böyle bir şey. Arkeoloji Müzesi’nde çalışma hayatına başladım, ardından Türbeler Müdürlüğü’nde görev aldım. Sonrasında Ayasofya Müzesi’nde bulundum ve buraya geldim. Yıldız Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Müzecilik Bölümü’nde yüksek lisans tezi olarak hazırladığım “Galata Mevlevîhânesi Müzesi Koleksiyonlarının Çağdaş Müzecilik Anlayışı İçinde Değerlendirilmesi ” başlığıyla yaptığım çalışmayı burada uygulama fırsatı bulduk. Daha sonra da bu çalışma, kitabın öncüsü oldu. Elimde belgeler vardı, bunları işleyerek kitap haline getirdik. Yayıncılar ticârî olarak yaklaşıyor konuya, çekiniyorlar. “Galata Mevlevîhânesi Müzesi” kitabını Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Başkanı Bülent Katkat’ın desteğiyle yayımladık. Hocam Nuran Kara Pilehvarian’ın teşhir ve tanzim isteğiyle başlayan süreç, bugüne ulaşmış oldu. Doç. Dr. Süleyman Berk hat levhaları ve Osmanlıca terimler, Mimar Aras Nefçi mezar taşları, Mimar Fikriye Bulunmaz plan-proje konuları ile katkı sağladılar. Tez, teşhir-tanzim ve kitap aynı dönemle eşgüdümlü olarak gelişti.

Böylece yaşayan bir kitap açığa çıkmış. Kitabı nasıl edinebiliriz?

Dağarcığımda olanları vermeye çalıştım. Osmanlı arşivlerini inceleyip de çok eski kayıtlar üzerine çalışma yapmadım. İçinde bulunduğum şartları değerlendirmeye çalıştım. Bahaaddin Özaydın geldi. Babasının müzenin mektep olduğu yıllarda burada öğretmenlik yaptığını anlattı. 1925-1946 yılları arasında mektep ve lojman olarak kullanılmış bu alan. Babası Polonezköy’den buraya atanmış. Topkapı Sarayı Müzesi’nde görevli olan Ahmet Güzey’in fotoğraflarına oğlundan, halen Bodrum’da yaşan sanatçı Ender Güzey’den ulaştık. Kendilerine teşekkür ediyorum. Müzenin lojman olduğu günlere dair bilgi edindik. Turing kültürel amaçlı çalıştığı için kitabın satışı yok. Kitap kendi üyelerine dağıtılıyor ve internette pdf formatında yayınlanıyor.

Tarih dedik… Öyle ki, bir yanda Galata Mevlevîhânesi’nin 1491’de kuruluşu; diğer yanda 1492’de Amerika kıtasının keşfi var. Bu örneği nasıl açıklıyorsunuz?

Sultan mahfilinde yer alan, II. Beyazıd Dönemi’ndeki olayları verirken bunu özellikle vurguladım. 1491’de Galata Mevlevîhânesi’nin kuruluşu; diğer yanda 1492’de Amerika kıtasının keşfi belirttik. Çarpıcı bir örnek var önümüzde. Daha Amerika keşfedilmemişken, burada bir kültür mirası var. İşte bunun fark edilmesi gerekiyor. Ne kadar derin bir kültürümüzün olduğunu görmemiz gerekiyor.

Ne hayatlar gelip geçiyor, hâmuşân bize neler söylüyor?

İbrahim Müteferrika’nın mezarı burada bulunuyor. Nâyî Dede’nin türbesi varmış, yıllar içinde yıkılmış. Şimdi latin harflerle kitâbesi var. Kumbaracı Ahmet Paşa da burada. Mevlevî olmasalar dahi civarda vefat edenler de buraya defnediliyormuş. Aslında ismi Humbaracı Ahmet Paşa, hemen yakınımızdaki “Kumbaracı Yokuşu” da ismini ondan alıyor. Köşkü varmış buralarda. Mezarlık, Tünel’den Tersâne’ye, Galata Kulesi’nden Şişhane’ye kadar kadar devam ediyormuş. Evliya Çelebi’nin de burada olduğu rivâyet ediliyor. Yol yapım çalışmaları sırasında mezar taşları toplanmış ve toplu halde bir yere gömülmüş. Bu mezar taşlarının jeo-radar sistemiyle çıkarılıp sergilenmesi gerekiyor. 1942 yılında Turing’in çalışmalarıyla buradaki mezar taşları korumaya alınıyor. Turing’in Can Kerametli’nin yazmış olduğu “Galata Mevlevîhânesi, Dîvân Edebiyatı Müzesi” kitabını yayımlamasa, müzenin kuruluş aşamasındaki yazışmaları olmasa bu değerler günümüze ulaşmayabilirdi.

Çağdaş müzecilik anlayışı diyerek sohbete başladık. Bu bağlamda, gençleri tarihle nasıl barıştırabiliriz?

Tarihi kitapla öğretebilirsiniz ancak mutlaka okul düzeyinde gezilerle çocukların tanıklık etmesini sağlamalıyız. Yıl sonu etkinliği gibi görülen gezi faaliyetlerinin ciddiye alınması gerektiğini düşünüyorum. Meselâ, Dîvân Edebiyatı anlatacaklarsa, Galata Mevlevîhânesi Müzesi’ne gelebilirler. Öğretmenleri bu bahçede Dîvân Edebiyatı’nı, Şeyh Galib’i anlatırsa, o çocuklar bir daha konuyu unutmazlar. O kadar zengin bir kültürümüz var ki… Diyelim, Tanzimat Dönemi’ni anlatacaksınız, Büyük Reşit Paşa Türbesi’nde gidin, çocuklar bir daha unutmaz. “Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi bilir?” diye sorulur. Böyle bir soru olabilir mi? Her ikisi birbirini besler. Hem okuyacaksınız hem de gezeceksiniz. İtalya’da görev aldığım kısa dönemde, oradaki çocukların tarihe ilgisini görmek beni mutlu etmişti.

Çok teşekkür ediyoruz.