Gönüldür Hoş Tut

Gönüldür Hoş Tut

Hayatın bir anlamı da kırılma. Sözlükler yazmayı unutmuş, hocalar bunu öğretmemiş olabilir, ama dünyaya gelen insan bir kırılmalar âlemine de merhaba diyor. Siz demediniz mi yoksa?

Kırılmayayım diye fanuslar aradınız, bulduğunuz cümle fanuslara taş değdi. Göze geldi. Taştı, taşı kıran; ufalanıp kum olacaktı, kumdan yine cam. Kırılınca savrulmak nasıl bir havadır ey rüzgâr haydi anlat biraz. Cana can değerse ne olurdu, başka bir bahis miydi bu yoksa?

Birbirine değen her şey kırılıyor belki de. Kırılmasın diye bezlere, pamuklara sarmak beyhude. Gül de incitecek işte; incindin her renginden gülün, kırıldın her yaprağından. Gül ile külün kardeşliğine erdin. Alevine elini tuttun. Yandı parmakların. Ne olsundu başka.  Günden ayrı, geceden başka kırıklar biriktirdin; hayrını gör, siyahlara iyi sar.

Kırık bir hikâye bu dünya.  Kırıla kırıla yürüyoruz yolları ve yılları. Kırıldıkça bir kalbimiz olduğunun farkına varıyoruz belki de. Her kırdan kırıklar topluyoruz renk renk. Her sınanmadan bir sınık kalıyor, sarabilene aşk olsun.

Hangi aynaya tutsak kırık görüntüsü kalbin ve aklın ve eşyanın ve. Eşya kırılır, atarsın. Akıl kırılır, şaşarsın. Gönül kırılır, dağılırsın. Ama gönül, lakin gönül, fakat gönül…

Biz ki “gönül” derler bir sırça saray üzerinde yaşarız. Gönlümüze âlemler sığar da o bir yerlere sığamaz, dar gelir şu yeryüzü ona. Çıkıp seyran etmek ister; on sekiz bin âlemi seyran eder de. Dönüp gelir göğsümüze yine. Gönüller içinde dönmektedir dünya, asıl onun içindedir ömrün cümle serencamı. Şiirler, türküler, şarkılar hep onun içinden doğup gelmektedir, tutunalım diye güne geceye…

Sırçadır ya, en küçük bir darbede kırılır, tuz ile buz olabilir. En hafif bir rüzgârda zarar görebilir. Gönüldür, korunmalıdır. Ama heyhat, korunamaz ki! Kırılıveririr mutlaka bir gün, bir yerde. Kırılır yani. Gönüldür, nerede, ne zaman kırılacağı belli olmaz; âzamî dikkat etmelidir. Çünkü kırılırsa gönül, arş-ı Rahman titrer, sakınmalıdır bu hâlden; aman hey, meded hey. Alvarlı Efe Hazretleri ne güzel söylüyor, “Hazer kıl, kırma kalbin kimsenin cânını incitme/Esîr-i gurbet-i nâlân olan insanı incitme!”

Gönül ki zaten gurbettedir, sevgilinin diyarından uzaklardadır, incinmesi bahaneye bakıyordur, öyleyse incinmesindir gönüller değil mi?

Hayalî Bey ne hoş demişti, “Anı hoş tut garîbindir efendim işte biz gittik/Gönül derler, ser-i kûyunda bir divânemiz kaldı.” Gönüldür hoş tutulmalıdır, incitmeye gelmez. Gönüldür efendim, kırıklarla çıkıklarla yaşayamaz o. Yaşayamaz efendim…