Haldun Hürel: “Dehrin ne safâ var acaba sîm ü zerinde, İnsan bırakır...

Haldun Hürel: “Dehrin ne safâ var acaba sîm ü zerinde, İnsan bırakır hepsini hîn-i seferinde!”

Söyleşi: Müge Aydın

“Antik çağın pagan halklarına, Roma ve Doğu Roma’ya, Osmanlılara ve Cumhuriyet devrine kucak açmış İstanbul, bu zenginliğini çağlar boyunca topraklarında yaşayan insanları besleyerek elde etti ve bizlere miras bıraktı. Bu öyküleri bilmek, İstanbul’u tanıyıp anlamak, artık boynumuzun borcu olmalı.” diyor Haldun Hürel.

Müzisyen, sanat tarihi ve İstanbul araştırmacısı Hürel, “Tuhaf ve Kısa Öykülerde İstanbul” ile hazırladığı İstanbul Külliyatı’na yeni bir kitap daha ekledi.

Öğretim Görevlisi, araştırmacı- yazar Haldun Hürel ile sanatalemi.net için buluştuk. Yoğun programı arasında, “Az ammâ öz” cevaplarla gelen Hürel, “Tarih-Kültür-Sanat” kavramları ekseninde geçen hayatını anlattı…

 

Hocam nereden geliyor içinizi, hayatınızı saran sanat aşkı?

Herhalde babamdan geliyor. Babam müzikle, zanaatla uğraşırdı. Beş yaşımdan bu yana müzik ve yazı benim de hayatıma yön verdi.

Onur ve Feridun Hürel ile 1970’lerde kurduğunuz “3 Hürel” grubu ile anılıyorsunuz.  3 Hürel demek; kardeş sevgisi, bağlılık ve müzik demek… Peki, bize başka neler anlatıyor 3 Hürel?

3 Hürel, bizim hayatlarımızın daha çok hüzünlü anlarını bestelemiştir.

Çok yönlüsünüz: Müzisyen, eğitimci, yazar…  Kültür ve sanata verdiğiniz değer ile yeni nesle örnek oluyorsunuz. Kalemi elinize alıp “İstanbul Külliyatı”nı yazmaya nasıl karar verdiniz?

Yazmak, okumak, araştırmak… Benim gıdalarımdır.

Ah! İstanbul… Âşık etti bizi kendine. Hocam, ne yapalım bu aşk ile?

“Dehrin ne safâ var acaba sîm ü zerinde, İnsan bırakır hepsini hîn-i seferinde!”

İstanbul’u iyi ve kötü yönleriyle irdelemek çok önemli… İstanbul’un çok zengin tarihi ve kültüründen ne yazık ki yüz binlerce insanın haberi yok. Hatta sevgisi bile…

“Sevgi” olmadan hiçbir şey olmuyor. Yaşadığımız şehre kulak verip dinlemek, sevmek gerek. Tabana kuvvet deyip adım adım gezmek gerek. Peki, siz gezi rotanızı nasıl belirliyorsunuz?

Ben rastgele gezerim. En çok da Tarihî Yarımadayı… Ama şunu da söyleyeyim, gezilerimi geçmiş asırlarda geziyormuş gibi gerçekleştiririm. İstanbul’da ayağımı basmadığım hiçbir yer yoktur diyebilirim rahatlıkla. Yirmi yıldan fazla ve hemen hemen her gün yollardayım…

Meselâ, tekrar tekrar gezmekten vazgeçemediğiniz mekânlar var mı?

Var tabiî! Örneğin, sarayları gezmeyi çok severim… Ayasofya, Küçük Ayasofya, Eyüp, Beyazıt,  Fatih Külliyesi’nin çevresi, Süleymaniye, Galata, Beyoğlu semti ve Rumeli Kıyılarını sayabilirim…

İstanbul’a bakınca neler görüyorsunuz? Hayatımızda neyi, nasıl kaybettik?

Son yıllarda İstanbul’un korkunç kalabalıklaşması beni ürkütüyor doğrusu. Bana sorarsanız, şehrin kültür, tarih mekânları ve bölgeleri hak ettikleri ölçüde bakılmıyorlar. Burulara gereken itina gösterilmiyor. Bundan homojen olmayan kültürel dağılım ve sosyal etkileşim de sorumlu.

Özel bir tat var yazılarınızda. Maddeden mânâya yolculuk vaat ediyorsunuz kitaplarınızla. Kültür olmadan, hiçbir gelişimin olamayacağını, eğitimle kültürün tamamen farklı şeyler olduğunu savunuyorsunuz.

İnandığım tek kavram, “kültür ve sanat”… Bu unsurlarla birlikte toplumumuza mutlaka tarih bilinci ve sevgisini de anlatmamız gerek diye düşünüyorum.

Öğretim görevlisi olarak ders vermeye devam ediyorsunuz. Kaybolan değerleri hatırlamanın, kaybolmaya yüz tutmuş olanlara sahip çıkmanın önemini vurguluyorsunuz. Hocam, eğitimci olmak sizin için ne ifade ediyor?

Üniversitelerde ders vermek benim için bir “terapi” gibi. Bunun yanında öğrenciler de dünya sanatını ve Türk tarihini mutlaka iyi bilmeliler diye düşünüyorum.

Çeşitli üniversitelerde ders vermeye devam ediyorsunuz. Peki, yeni nesli nasıl görüyorsunuz? Birlikte neler yapabiliriz daha iyiye ve güzele doğru? Şikâyet etmek yerine, nasıl harekete geçebiliriz birlikte?

Üzülerek söylüyorum ki, üniversite düzeyindeki öğrencilerin tarih, sanat ve kültür kavramları üzerine bilgileri zayıf ya da eksik… Gençlerin suçu değil belki de bu. Gerçi altyapıda olan eksiklerden kaynaklanıyor bu olumsuz durum. Benim amacım, işte bu durumumu tersine çevirmek ve gençlere “tarih- kültür-sanat” kavramlarını aşılamak.

Hocam, yoğun programınıza rağmen bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.