Hamdolsun Deist Değilim; Çünkü Kur’anı Hiç Anlamaya Çalışmadım (!)

Hamdolsun Deist Değilim; Çünkü Kur’anı Hiç Anlamaya Çalışmadım (!)

3595

Kur’an’ın anlamını öğrenmeye çalışanlar kötü yola düşerlermiş. Bu da bir şey değil, yoldan çıkar deist olurlarmış. Hey Allah’ım! Ne günlere kaldık! Kur’an ‘okuyup anlayasınız diye geldim, kolaylaştırıldım, anlaşılmaz değilim’ diyor, birileri ‘Olur mu öyle şey?’ diye önünde dikiliyor Kur’an’ın. Kardeşim, ya uykunuzu alamadınız bu yüzden öyle konuşuyorsunuz, o zaman gidin yatın; ya da ne içtiyseniz bir daha içmeyin!
Sizi yaratan size şu aklı niye verdi, hiç düşündünüz mü? Kuran’ı anlayasınız diye. Onun için “akletmez misiniz, düşünmez misiniz?” der onlarca yerde.

Diyelim ki bir ifrattan (aşırılıktan) insanları vazgeçirmeye çalışıyorsunuz da onun için böyle abartılı konuşuyorsunuz. İyi de böyle de söylenmez ki! Edebiyat öğrenin, fesahat, belagat tedris edin bari.

Şunu mu demek istiyorsunuz: ‘Kur’an’a anlamına nüfuz etmeksizin, yüzeysel mantıkla, mealinden ilk aklınıza gelen şekliyle anlam vermeyin, bu sizi yanlış mecralara sürükleyebilir.’ Eyvallah, buna kimsenin itirazı olacağını sanmıyorum. Lakin anlamsızlığı kutsarcasına Kur’an’ı devre dışı bırakmak en az Sünnet’i hayatımızdan kovmak kadar tehlikelidir.

Mesele şurada düğümleniyor: Leğendeki kirli suyla beraber bebeği de dışarı fırlatacak mıyız, fırlatmayacak mıyız? Aklı başında hiçbir kimse leğendeki kirli suyu dışarı fırlatırken bebeği de fırlatmaya kalkmaz. Peygamberimizin Kuran’ı hayatı ile tefsir eden olduğunu bilir.
Bu bilgiye ulaşırken leğendeki kirli suyu dökerken “akıl” denilen cevheri muhafaza etmeye gayret gösterir. Biraz dikkatli bakanlar göreceklerdir ki leğende kirli suyla birlikte iki tane de ‘bebek’ vardır; bu bebeklerden birincisi sahih Hadisler ise diğeri akıldır.

Akıl bize sadece Kur’an’ı iyi anlayalım diye gönderilmiş değildir, aynı zamanda Hadis’leri de iyi kavrayalım diye emanet edilmiştir.

Şu muhabbete bakın Allah aşkına!:

Hadisçi: Biz kim Kur’an’ı anlamak kim, büyükler anlar, bize anlatırlar.

Kur’an’cı:Kur’an bize yeter, okuruz geçeriz, yaşamayı değil hakkında düşünmeyi seçeriz.

Eyyamcı: Ne Kur’an ne Hadis, gönlümden nasıl geçerse öyle yaşarım, yırtarım ar perdesini enginlere sığmam taşarım.

Tasavvufçu: Kitap benim kalbimdir, tabiat ve insanı okur kalbim. Satırlarda değil sudurlarda (gönüllerde) ararım hakikati. Aklımı kalbime kilitlerim.

Şiirci: Şuara suresinden firar ederim. “Ne varsa şiirden ibarettir” derim. Kendi kitabımı kendim yazarım. Yirmisinden sonra çılgınlaşır, kırkından sonra azarım. Ne yapsam yaşadıkça gitmez kederim. İlla da bir kaynak gerekse elemime, dört İncil’den Yuhanna’yı tercih ederim.

Makul ve mutedil Müslüman: Hayatı Kur’an’a uygun yaşamak için peygamberimizin yaşantısını örnek alır, aklımla Kuran ve Hadis’i uzlaştırarak aklımı Müslümanlaştırırım.