Dilimiz Evimizdir

Dilimiz Evimizdir

Bir dilin içine doğarız, bizi ellerine alır, yanaklarımızdan öper, kulaklarımıza üfler. Ne güzel bir üfleyiştir bu böyle; bütün korkularımızdan azat oluruz.

O dil annemiz olur, büyütür bizi. Ana dilimiz oluşu bu sebepledir, annemizden hiç de farkı yoktur dilimizin.

O dilin içinde kendimizi hep evimizde hissederiz. Çünkü “dil varlığın evidir”. Dilimizin içinde sılamızda, ayrı kalmışsak gurbetteyizdir. Dilimizin duyulmadığı her yer gurbettir uçsuz bucaksız. Dilimizin konuşulduğu yerdir vatan. Dilimiz sesten bir bayrak olup dalgalanır semada, biz onun altında güvendeyizdir.

Türkçe bizim vatanımızdır. Mübarek toprağımızdır. Ruhumuzla, kalbimizle, gönlümüzle yoğurduğumuz bir hamur; biz de onunla pişip lezzetlere dururuz. Lezzetlere ve rayihalara.

Türkçemiz varlık sebebimizdir. İçinde yaşadığımız dünyadır. Başlangıcından bugüne Türkçemiz nice derin vadilerden, uzun bozkırlardan, ulu dağlardan, dalgalı denizlerden, coşkun ırmaklardan geçerek gelmiş. Geçtiği yerlerden renkler, tatlar, kokular alarak biraz daha zenginleşmiş.

Türkçenin ulu yazarları, şairleri dilimizin mührünü derince vurmuşlar. Hâlâ Yunus’un, Fuzûlî’nin, Süleyman Çelebi’nin, Dede Korkut’un mühürleri parlar baktıkça. Onlar nasıl mühürlerdir öyle akla ziyan.

Aziz dilimiz bengü taşlar üzerine yazılırken, bugünün nice önemli dili henüz dil olma vasfını kazanmamıştı. Dünyanın en kadim birkaç lisanından birine biz sahibiz.

Türkü söyleyen bir dildir Türkçe; topraktan alıp ruhunu, kelimeleri havalandırır kuşça. Türkülerden uzak kalmak, esasen dilden uzak kalmaktır.

Bu dil, bizi yüzyıllar ötesinden alıp bugünlere getirdi. İçindeki her bir kelimeyle sarılıp sarmalandık. Biz dil olduk, Türkçe olduk. Türkçeyle sevdik yaratılmışları ve yaratanı; Türkçeyle inandık, iman ettik.

Dinimiz de dilimizin içindedir; öylesine içli dışlı olmuştur. Kültür dediğimiz hazine dil ile taşınıp günümüze geliyorsa, dilimiz kimliğimizin ta kendisi değil midir? Bir atasözü, yüzyıllar önceki bir birikimi sırtlanıp getirir bize. Bir kelime bizi alıp tarihin eski dönemlerine götürüverir. Bir kelimenin içine koca bir dünya sığdırılmıştır; kapısını açınca şaşar kalırız. Bizden öncekilerin, aziz ecdadın bütün bir zenginliği dilin içindedir, biz dili öğrendikçe zenginleşiriz, keşfettikçe hazinelerimizin farkına varırız.

Dil, varlığımızın vatan kadar, belki ondan da önemli tarafıdır. Dil giderse varlığımız da gider. Nitekim dilini kaybeden nice millet, nice topluluk yok olup gitmiştir. Biz tarihin karanlığında kaybolmadıksa bu, dilimiz sayesindedir. Onun gölgesinde yaşamaya devam ediyoruz.

Ama şimdi evimizi beğenmiyoruz!

Daha güzel sandığımız evlere özeniyoruz.

O özendiğimiz evin kelimeleri bizi büyülüyor.

Kurduğumuz mekânlara kendi dilimizin kelimelerini layık görmüyoruz. Başka dilin kelimeleriyle isimlendiriyoruz. Dükkân ve iş yeri isimleri Türkçeden seçilmiyor, Türkçe konulursa ayıp karşılanacak sanıyoruz. Belki de kimseler gelip alışveriş yapmayacak diye inanıyoruz.

Türkçe düşünmüyoruz artık, dünyamızı ve ufkumuzu Türkçe belirlemiyor. İstikbal Türkçenin değil bu sebeple! Çocuklarımızın ufku İngilizceyle kuşatılmış durumda. Bedenlerine İngilizcenin kelimelerini hiç çıkmayacak şekilde dövdürüyorlar, bir ömür o kelimeleri birer flama gibi taşıyacaklar görünür yerlerinde.

Güzel ve özel okullarda okuyan çocuklarımız okullarında gözlerini nereye çevirirse çevirsin İngilizceyle karşılaşıyor; çünkü Türkçe yok o dünyanın içinde. Sonra da o çocukların Türk olmasını bekleyeceğiz, bu hiç mümkün mü? Mümkünse nasıl? Lakin vatan tehlikeye düştüğünde işte bu çocuklar gelip kendilerini feda etmeyecekler, onlar şehit olmayacaklar bu topraklar için. Vatan dille sevilir, Türkçeyle sevilir…

Evimizi yaşanmaz buluyoruz! Türkçeyi iptidai buluyoruz!

Dede Korkut okumayan nesiller yetiştiriyoruz. Dede Korkut hikâyelerinden habersiz çocuklarımız, Türkçeyi nereden öğrenecekler? Hem bu çağda Dede Korkut hikâyeleri mi okunurmuş, değil mi!

Kitap okuma oranımız yükseliyor diye mutlu oluyoruz. Yanlış bir mutluluk! İpe sapa gelmeyen, saçma tercüme kitaplar okuyan çocuklarımız, Türkçenin klasiklerinden uzak büyürken ne için mutlu olacağız? Türkçe, o saçma ve bozuk tercüme kitaplardan değil, Dede Korkut gibi hazinelerden öğrenilir çünkü.

Dilimizin klasiği olmuş, seçilmiş hiç değilse on kitabı çocuklarımıza okutamıyoruz. En azından bu on kitapla Türkçenin dünyasına girilebilir oysa. Türkçenin, yani kültürümüzün. Kültürünü tanımadan, öğrenmeden yetişen nesillerle ne olur? Doğrusu kaygı duyuyorum geleceğimiz adına.

Sahi, devletimiz 2017 yılını “Türk Dili Yılı” ilan eden bir genelge yayınlamıştı değil mi?

Kaygım yersiz mi yoksa…

Hâmiş: Bir yerde yazmaya başladığımda ilk yazım hep dil üzerinedir. Yine öyle oldu. Sanatâlemi’ndeki bu ilk yazımızla bismillah diyoruz. Ve merhaba efendim…