HÜRMET KUYUSU

HÜRMET KUYUSU

Milli Eğitim bünyesinde verdiğim Diplomatika derslerimde (Osmanlıca Arşiv Vesikaları Okuma) bu hafta Topkapı Sarayı’nda, Hırka-i Şerif Dairesi önünde bulunan bir kuyudan bahsettim talebelerime. Peygamber (s.a.v)’e ait eşyalara gösterilen hürmeti ve o eşyaların üzerlerine konan tozlara dahi ne denli hürmet gösterildiğini, Kutsal Emanetlerin üzerlerine konan tozların ayaklar altına atılmaması adına hemen dairenin önünde açılan ve yüzyıllarca hizmet veren Toz Kuyusundan dem vurduk. Konu konuyu açıp, ecdat ile hemhal olurken Afife isimli çok kıymetli bir talebemden bir ses yükseldi “Hocam Hürmet Kuyusu”. Evet yıllardır öğrencilerime saray gezisi yaptırırken özellikle üzerinde durduğum bu kuyuya belki de ecdattan emanet bir hürmet ile en makbul isim bulundu. Asırlara Emanet Vazifesi ile Bizlere Şimdilerde Nasihat Edercesine “Hürmet Kuyusu”. Gelin Hürmet Kuyusu’nun asli vazifesini hep birlikte hatırlayalım.

Bilindiği gibi Kutsal emanetlerin Osmanlı’ya gelmesinden itibaren ecdadımız bu emanetlere canı gibi kıymet vermiş ve her açıdan büyük hürmet göstermiştir. Öyle ki; Hilafeti Osmanlı’ya getirip Kutsal Emanetlerin koruyucusu olma vasfına erişen Yavuz Sultan Selim, sefer bitiminde Kutsal Emanetlerle birlikte İstanbul’a gelir ve Saraya ulaşır. Emanetlerin sefere gitmeden önceki Has Odası olan dairesine yerleştirilmesini emrettikten sonra sabaha değin hürmeten ayakta bekler. Birkaç gün zarfında Has Oda Kutsal Emanetler için tadil edilir ve Yavuz, 24 saat Kur’ân-ı Kerim okunması için 40. Hafız kendisi olması kaydıyla 39 hafız tayin edilmesini emreder. Rivayet odur ki, Yavuz Sultan Selim kendi sırası geldiğinde Has Odaya gidip vazifesini eksiksiz yerine getirir.

Yavuz’dan sonraki yıllarda da Osmanlı Devleti’nde, devleti idare eden padişahlar ve tüm hanedan mensubunda Hırka-i Saâdet Dairesinin büyük önemi vardı. Burası kutsal bir yer olarak addedilmiş bakımı, onarımı ve korunması için özel bir kanun çıkarılmıştı. Mukaddes emanetlerin bulunduğu daireye Osmanlı’nın en yüksek Üniversitesi olan Enderun Mektebinde eğitim gören İç Oğlanlarından 40 kişi tayin edilir, bunlar dairenin bakımı ve güvenliğini sağlarlardı. Hırka-i Saadet ağaları paşalardan daha fazla itibar görürlerdi.

Ramazanın ikinci haftası Hırka-i Şerif’in yıkanması ve Hırka-i Saâdet dairesinin temizliği için mukaddes emanetler Revan Köşkü’ne taşınırdı. Hırka-i Saâdet Dairesi temizliğine Padişah, Şeyhülislam ve Sadrazam bizzat katılırdı. Temizlik günü Has Odalar, gül suyuna batırılmış süngerlerle temizlenir, Kur’ân-ı Kerim tilavetine başlarlar ve hep beraber salâvat getirirlerdi. Temizliğin yapıldığı süngerler asla atılmaz uygun görülen kişilere verilirdi. Süngerleri alan kişiler bu süngerleri hayatları boyunca hürmetle saklarlardı.

Hırka-i Saâdet Dairesi temizlenirken kibrit kutusu büyüklüğünde süpürgeler kullanılır ve süpürülen tozlar ulu orta atılmazdı; daha önceleri su temin etmek için kullanılan su kuyusu Kutsal Emanetlerin Has Odaya yerleştirilmesinden sonra bu tozların atılması uygun görülmüş ve Hırka-i Saadet Dairesinden çıkarılan tozlar dört asır buraya atılmıştır. Peygamber (s.a.v)’den emanet eşyalara konan tozların öyle ayak altına atılmasını ve diğer tüm toz-toprak gibi muamele edilmesini saygısızlık olarak addeden ecdat, Hırka-i Şerif’in tozuna bile hürmet göstermiş ve Hürmet Kuyusu’nu bu işe hizmetkâr eylemişti.

Bu işlem yapılırken de mermer dibekte misk, amber gibi güzel kokulu bitkiler dövülür, ortalık çiçek kokusuna bürünürdü. Tozlar bu koku ile birlikte çukura atılırdı.

Her yıl Ramazanın on beşinci günü temizlik bitiminin ardından padişahında bizzat katıldığı bir merasim düzenlenirdi. Hırka-i Şerif, muhafazasıyla getirilir, padişah sandığı bizzat kendi açar, Hırka-i Şerif’i öpüp başına koyar, yüzüne gözüne sürerdi. Tülbent ağaları diye anılan ağalar Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hırkasına değen destimalleri misafirlere dağıtırdı.

Hırkanın ağıza değen köşeleri zemzem ile yıkanırdı. Yıkama esnasında leğende biriken zemzem mühürlü şişelerde saklanırdı. Bu şişeler daha sonrasında ise hanedan mensuplarına ve harem ahalisine dağıtılırdı. Osmanlı arşivlerinde bu suların dağıtılma kaydının tutulduğu onlarca belge mevcuttur.

Ne diyelim; Hırka-i Şerif’in tozuna dahi hürmet gösteren ecdada layık olabilmek ve gönlümüzde nice Hürmet Kuyuları açabilmek duası ile…