İç Ülke Konuşmaları

İç Ülke Konuşmaları

Günlerin ötesinde olmalı insan. Günlerin ve gündemlerin. Onların arasında öğütülüp un hâline gelmemeli. Değirmen taşı misali ağır gündemlerden geriye ne kalıyor, dön de bak! Havaya savrulan bir avuç toz. Bu toza bulanmamalı insan…

Cümle dünyevi telaşlara paydos demeli. Bu telaşın, bu hızın sonu nereye çıkar? Çıksa çıksa hayatın dışına.  Şehirler de telaşın temelleri üzerine yükselmiş besbelli. Yeni bir şehir kurmalı öyleyse.  Yeni bir şehir. Kumu, taşı, çimentosu kalbin coğrafyasından devşirilmeli; gönlün hayalhanesinde tasarlanıp projelendirilmeli. Sükûn üzere bir temel atılmalı. Sükûnet olmalı sokaklarında, caddelerinde.

Rasyonel olan her zaman akli olmayabilir; bazen de irrasyonel olandır doğrusu. Gerektiğinde aklı terk etmeli, hiçbir mâni olmamalı buna; marifet, nerede terk edeceğini bilmektir. Esas, kalbi terk etmemeye bakmalıdır.

Kalp terk edilmeye görsün, dünyanın pusulası şaşar da unutur dönmeyi. Akıbet düşüştür karanlık kuyulara. Herkes kuyularda Yusuf olamaz.

“Zülfüne dil vermeyen bilmez gönül ahvalini/ Anlamaz hâl-i perişanı, perişan olmayan” diyen şair, gönlün hâllerini sevgilinin zülfüne bağlamışsa pes demelidir.

“Takılıp zincir-i aşka divane oldunsa eğer” halkı taciz eylemek neden? Aşk dahi ölüm gibi, birdenbire gelir; o geldiğinde dünya da gider, sen de gidersin. Feryat etmemeli o zaman. Sakince razı olmalı. Perişan olmak da aşkın şanından…

Gecelerin ve gündüzlerin ötesinde olmalı insan. Hele geceler, yaşlı kayalar gibi ısıtılıp can ocağında, bir mum gibi eritilmeli. Dört mevsim içre yedi iklim icat etmeli ve hepsinde bir başına durabilmeli. Ateş almış şehirleri bir elinden diğerine alarak soğutmalıdır. Kalp ise, yansın; derman yanmadadır. Dünyada yanmanın hâlleri çeşit çeşittir, sen de birine talip ol.

İnsan yanmalı, alabildiğine yanmalı. Sonunda ateş, gül bahçesine dönecekse, korku niye? Yanmamak, hamlıkta direnmektir. Hayat ki uçsuz bucaksız “ateş bahçeleri”; çekinmeden içinde seyrana çıkmalı. Kaknus ne efsaneler söyler; akıl da kalp de havalanır gider. Yeniden silkinir de küllerinden bir daha doğarız, sonsuz bir bahara uyanırcasına. Sonsuz bir bahar, olur mu? Elbette olur.

Susuz bırakıldım, havasız kaldım dememeli. Mecnun’u çöle salan hikmet hatırlanmalı. Ayakları zincirli Leyla’yı anmalı. Ama illa Fuzûlî; ateşi çölün gecelerinde büyüten ustamız. Fuzûlî ki Mecnun’dan füzûn âşıklık istidadıyla bezenmişti. Şahittir Kerbela toprağı, şahittir ceylan derisiyle sarılmış gazeller. Her beyitten kan sızar…

Elden alınana razı olmalı. Elde toplananlarla zenginlik, gidenlerle de fakirlik olmaz. Kitabın kavlince her şey bir sınanmadır. Varlık da yokluk da birdir bilene. Susuz bırakıldım, havasız kaldım dememeli. O varsa, başka şeye ne gerektir…

Keder hep sürmez. Nâmütenahi değildir hâl. Hüzne düşmekten korkmamalı; hüzne düşmeyenden korkmalıdır. “Melali anlamayanlar”a elbette aşina olunamaz.

Bak, her şey göçüyor. Sadece kuşlar değil göçen. Dağ dağa, su suya yürüyor. İnsan da kendini kaçırmalı kalabalıklardan.

Dağ dağa yürürken, su suya akarken, kalabalıklar içinde şaşkınsın. Sen de kalbine yürü! Bak kalbin seni çağırıyor. Dağın dağı çağırdığı gibi, suyun suyu çağırdığı gibi çağırıyor…

İç Ülke’ye doğru bir göçe çıkmalı. İhmale gelmeyen  ‘İç Ülke’dir; kalabalıklarla gidilemeyecek olan iç ülke. Yârin ülkesine ancak bir başına varılır; kılavuz ise kalptir.

Kılavuz ol ey kalbim…