İçeriden Hep İçeriden

İçeriden Hep İçeriden

Seni gece boyu dinledim. Yalnız değildim, etrafta bir sürü insan vardı, ama ben arkadaşımla beraberdim. “Bize içerden konuş!” dediğimde anlamadın, öyle anlaşılıyor ki bunu kavraman biraz zaman alacak. Habire konuşuyorsun, buna bir diyeceğim yok, kimseye söz hakkı vermiyorsun, buna da amenna. Nefes aldığın yok, kendi bileceğin şey, resmen yağdırıyorsun, hepsine dayanırım, o güç bizde var. Ama üstadım, sen bütün bunlar bir yana içerden konuşmuyorsun, dışarıdan konuşuyorsun.

Öyle olunca bütün bu sıraladığın şeyler en başta nefsimize ağır geliyor. İçeriden değil dışarıdan konuşunca, karşı komşunun bizim evdeki tantanaya karışması gibi bir şey oluyor. İçeriden ses vermek başka bir şey, dışarıdan söze karışmak başka. Ben de arkadaşım da sende hep o dışarıdan konuşmuşluğu fark ettik. Bizim dilimizi kaybetmişsin, sesin bir başka şey olmuş, hitabın bir başka. Bir de ne kolay hüküm veriyorsun, ne kolay ahkâm kesiyorsun.

Senin gördüklerinin daha fazlasını biz de görüyoruz. Oturup aramızda konuşuyoruz, sobanın harı kaybolunca içine odun atmak için dışarıdan birini çağırmıyoruz, kendimiz çaresine bakıyoruz. Gecenin ortasında bir vakitte evdekilerden birinin üstü açılmışsa, tek tek odaları dolaşıyor, herkesin üstünü bir bir örtüyoruz, sobada ateş kalmamışsa soğuk moğuk demeden çıkıp dışarıdan odun getirip sobayı yeniden eski hâline döndürüyoruz. Bir odun atacaksak uykudakileri uyandırmıyoruz, kim uyanıksa o kendine düşeni yapıyor. Biz biraz da bu duruma nimet diyoruz, vesile diyoruz.

Senin gördüklerinin daha fazlasını hem görüyor, hem de aramızda konuşup halletmenin yollarını arıyoruz. Biliyoruz bazı şeyler istediğimiz gibi değil, bildik teorilerin pek de hışımlı terminolojilerine bel bağlamak yerine  bunu kendi aramızda hangi kavramlarla anlarız, hangi çabalarla hallederiz, onun derdine düşüyor, sorunu çözmeye çalışıyoruz. Elbirlik oluyoruz, birbirimizi rahmet biliyoruz, eleştiriyi başlı başına bir nimet biliyoruz, onun bir fitneye vesile olmasına hiç mi hiç müsaade etmiyoruz.

Eğer bir şey ters gidiyorsa ondaki kendi payımıza dikkat kesiliyoruz. Biz ganimet için koşturanların göz bebeklerindeki coşkudan olduk olası uzak durmayı tercih etmişizdir. Malı bölüşen olsun, hem hep de olmuştur, bunda şüphe yok, ama bizim derdimiz başka. Evin içinde olan her şeyden kendimize pay çıkarmamız, hasılata ortak olmak değil. Biz hem dahil olmayı hem de sorumluluğu paylaşmayı aynı düzeyde değerli buluruz. Öyle uzaklardan ahkam kesmeyi, kenardan gazel okumayı ahlaklı bulmayız. Seni uzun uzun dinledik.

Söylediklerinde haklılık payı bir hayli fazla. Hiçbirini reddetmiyoruz. Aksine senin bütün bu argümanlarını nereden ve ne diye sıraladığın konusunda içimizde bir huzursuzluk var. Taşın altına el koymadan kalkıp aklına gelenleri saymandan rahatsızız. Bana kalırsa sen yer yer hakemliğe yer yer bir otorite havasına kendini kaptırarak, her şeyi kendi irade ve ihtiyarıyla gerçekleştirmeye azmetmiş insanların tadını kaçırıyorsun. Tamam evet, iyi gitmeyen şeyler var, ama sen bütün bu keşiflerinle aklın sıra sürü diye tavsif ettiğin bu kitleyi nereye kaçırmak istediğin konusunda içimize düşen kurtlar var, içimizde kımıldayan kuşkular var.

Eleştirmezsek olmaz diyorsun, akademik nesnellik, gelişme, başarı falan peşi sıra sıralıyorsun Eyvallah. Ama bütün bunlar için kalkıp da bir tenkit edebiyatına girişmek entelektüel bir fanteziden daha fazlası değil. Tamam bizim eve dışarıdan bakanlar konuşsun, kendi durdukları yerden gördüklerini acımaksızın sıralasınlar. Bizim evde duman tütüyor mu, bir yerlerden birtakım kokular falan geliyor mu, eğer bir sarsıntı olursa ilk bizimkisi mi yıkılır? Onlar konuşsun. Ama seninki öyle değil. Sen sözüm ona bizim evin bir parçasıymışsın gibi konuşuyorsun, ama nedense karşı komşunun balkonundan seslenmeyi her daim tercih ediyorsun.

 

Biz ondandır kallavi eleştirilerini dinleyip geçiyoruz, seni bir yabancı olarak görüyor, dediklerini o bağlamda değerlendiriyoruz. Ama evden biri söz aldığında, içimizden biri söze karıştığında bütün nezaketimizi bir tarafa bırakıp un bittiyse unu, yağ bittiyse yağı, tuz bozulduysa tuzu, ekmek bayatladıysa ekmeği şimdi artık nereden ve nasıl tedarik edeceğimizle ilgili oturup kendi aramızda konuşup hallediyoruz. Bizimkine ne fitne diyorlar ne fücur, seninkine kim ne diyor bilmem; ama kalbimize işlemeyen şeyler söylediğini anladık anlayalı senden yana huylanmış durumdayız üstat, huylanmışız, huzursuzuz.