İki Kişinin Şeyhi, Başkalarının Ağabeyi

İki Kişinin Şeyhi, Başkalarının Ağabeyi

184

Onunla öyle hemen muhabbetin dibini bulamazsınız. Öncelikle bakalım, muhabbet edilecek meşrebe sahip misiniz? Bunun anlaşılabilmesi için birkaç ay dergâhına devam edip odada bir köşeye kıvrılacak, sonra karşılıklı uzun uzun susacaksınız. Bu susmalar esnasında sürekli birileri dergâha girip çıkacak, bazılarıyla yapılan sohbetlere kulak kabartacak, zaman zaman;

“Yahu bu Şeyh, aslında çok da hoş sohbetmiş, ama neden benimle muhabbet etmiyor ki?”
diye içten içe söylenecek, arada bir hal ve tavrınızdan rahatsızlık duyacaksınız. Ancak o sizin bu tavırlarınıza hiç aldırış etmeyecek ve susmalar böyle birkaç ay devam edip gidecek. Eğer siz de karşılıklı susmaları gereksiz konuşmalara tercih edenlerdenseniz bir süre sonra bu hal fazlasıyla hoşunuza gitmeye başlayacak ve her fırsatta kendinizi o dergâhta bir köşeye ilişmiş bulacaksınız. Yok susmayı sevmiyorsanız birkaç uğramadan sonra ayağınız oradan kesilecek.

Tabi bu arada Şeyhin sohbetini dinleyemeseniz de yazdıklarına göz atmakta fayda var. Çünkü siz o yazılanlara göz attıkça siteminiz artacak. Neden bunca zamandır karşılıklı sustuğunuza bir anlam vermeye çalışacaksınız.

Sonra bir gün Şeyh bir anda anlatmaya başlayacak. O anlatırken sanki Anadolu’nun serin yaylalarından esen ve insanın ruhunu serinleten rüzgârların odayı doldurduğunu sanacaksınız. Bunca zaman beklediğinize değdiğini düşüneceksiniz.

İyi de kim bu Şeyh? Bu şeyhin dergâhını merak edip ona mürid olmaya çalışacakları peşinen uyaralım; onun yalnız iki müridi var ve üçüncü müridin dergâha dâhil olabilmesi iki müridin izni ve iradesine bağlıdır. Burada şeyhin rey hakkı yoktur.

Kendi ifadesiyle tam tamına kırk yıl bir ay, – bir ay mühim, onu yabana atmamak lazım – Sultanahmet Adliyesi’nde müdürlük yapmış, ömrünün üçte ikisi İstanbul’da geçmiş olmasına rağmen doğduğu Elazığ Ağın’ın ruhundan zerre bir şey kaybetmemiş, buram buram Türkü ve Anadolu kokan, bir türkünün dizeleri kulaklarına çalındığında hemen gözleri buğulanıp bir süre sonra yağmur olup yağan, Sultanahmet’in meczupları ve gariplerinden vakit bulduğu zamanlarda edebiyat dünyasında birçok kişiye de ağabeylik yapan Şerif Aydemir’den bahsediyorum.

İçinde insan geçen her sohbet, onun dilinde bir başka anlam kazanır. Mesela bir başladı mı Sultanahmet’in bir meczubunu anlatmaya, o meczubun ruhu kendinden bahsedildiğini hemen anlar, gelip karşımıza kurulur. Şerif ağabey anlatırken o tatlı tatlı güler.

Edebiyat dünyası içindeki onca çıkar ilişkisi ve dedikoduya rağmen hala saflığın ve samimiyetin yeridir Şerif ağabeyin dergâhı… Orada edebiyat dünyasının dedikodusu hariç her şeyi konuşabilirsiniz. Arada bir şeytana uyup dedikoduya kalkışırsanız hemen zılgıtı yersiniz. Bunu nereden mi biliyorum? Nereden olacak, tabii ki kendimden.

Sonra vefakâr ve ince ruhludur. Daha da önemlisi gerçek bir mümindir. Öyle dini takke, sarık, camii ve tesbihten ibaret zanneden bir müminden bahsetmiyorum. İslam’ın özünü kavramış hakiki bir müminden bahsediyorum. Peygamber efendimizden (SAV) ve onun ashabından bahsedilirken gözleri hemen yaşarabilir.

Eğer bir şeye emek verilmişse onu takdir eder. Emek sahibini şevklendirir. Lakin ortada kayda değer bir eser yoksa da eleştirmek yerine susmayı tercih eder. Yazmış olduğunuz bir şiir ya da hikâye hakkında hiçbir şey söylemiyorsa siz anlayın ki, beğenmemiş. Ayrıca durup dururken;

“Ağabey şiirim / hikâyem hakkında ne düşünüyorsun?” deme lüzumsuzluğuna hiç gerek yok.

Efendim, Şerif ağabey yerli ve millîdir. Oturup kalkması, kullandığı kelimeler, gözlerinize bakışı buram buram Anadolu’dur. Onunla konuşurken Anadolu’nun serin yaylalarında dolaştığınızı sanırsınız.

Velhasıl, o nev-i şahsına münhasır bir kişidir. Şerif Aydemir’dir.

Okuyucu için son iki hatırlatma! Onun yalnız iki müridi vardır ve yine yalnız onlar ona “Şeyhim!” diyebilir. O iki kişi dışındakiler başka bir hitap şekli bulmalıdır. Zira kendisi bu ifadeden fazlasıyla mahcup olur.

İkinci olarak dergâh ifadesini kullanmak da yine o iki kişiye mahsustur. Onlar dışında herkes bilsin ki, orası Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’dir.