KADERLİ CÜMLELER

KADERLİ CÜMLELER

Soy ağacının dalları, yaprakları çoğalıp büyüdükçe; araya coğrafî ayrılık şarkıları girdikçe; hasret ve yutkunma ile başlayan farklılık, bir de bakıyorsun adâvete dönüşmüş. Dilde, dinde ve bu ikisine dayalı hayat tarzında meydâna gelen değişiklikler, eski defterleri kapatıp, vaktiyle kardeş olduğun insanlara, nefs-i müdâfaa psikolojisi geliştirmene sebep oluyor.

Bulgar’dan Macar’a, hattâ daha da yakın dâiredeki tanıdık sîmâlara bakarak, bu girift psikolojiyi tahlîl edebiliriz… Böyle bir tahlîlin, “Türkoloji”, yâni “Türklük Bilgisi” hazînesinin kapılarını açmadan yapılması, neredeyse imkânsız görünüyor.

Türkoloji sâhasının meşhûr sîmâlarından Franz Babinger, Birinci Dünya Savaşı’nda yedek subay olarak bulunmuş ve Alman ordusu tarafından Türkiye’ye gönderilmiş. Bizzat kendisinin dediğine göre, Çanakkale Cephesi’nde Albay Mustafa Kemâl’in yâverliğini yapan Babinger, ileride imzâ atacağı akademik çalışmaların alt yapısını, Türklük mutfağının tam ortasında hazırlamıştır. Babinger’in o sıradaki rütbesini göz önüne alan bir kısım araştırıcılar, onun Mustafa Kemâl’e yâver olamayacağını söylüyorlarsa da, sözün sâhibini de yabana atmamak lâzımdır. Babinger’in, Türk târîhi ve kültürü üzerine pek ciddî etütleri olmuştur. Fakat, büyük Türk Hükümdârı Fâtih Sultan Mehmed hakkında, hiçbir delîle dayanmadan serdettiği iftirâ kılıklı sözleri de unutulmamıştır. Babinger’in şahsında, Fâtih’den intikâm almak için alesta bekleyen Haçlı zihniyetini görmek, ibret aynasına duyduğumuz ihtiyâcı arttırıyor.

Fevkalâde ânları, soğukkanlılıkla karşılayıp, zamânın ilerisine bakan büyük insanlar kervânına, uzak ve yakın geçmişimizden pek çok akıl erbâbı, kalemleriyle katılmışlardır. Bu imrenilen hayâtın, târîhimizdeki ilk şuûrlu temsîlcisi, Tonyukuk’tur. Hayret-efzâ bir siyâsî serencâmın içine, “Türklüğün ilk müellifi” olmak gibi bir yüce pâyeyi de, haşmetle yerleştiren bu “Türk Kocası”nı, tâkib eden asırlarda ahfâdı yalnız bırakmadı.

Tonyukuk neslinden gelip, kalemle kılıcı aynı hünerle kullanan “hezârfen” Türkler arasında, Kâtib Çelebî, bir yektâ yıldız gibi parlıyor. Askerî mücâdelenin perdesini kapatıp, kitap ve kalemle çizilmiş Dünyâ’ya dönüşünü: “Cihâd-ı asgardan cihâd-ı ekbere” vecîzesiyle tavana âvîze yapan Hacı Kalfa, onyedinci yüzyıla adını verdirecek ölçüde müstesnâdır.

Yine aynı ummânın balıkları içinde, Zeki Velidî Togan’ın, ancak kendine benzeyen gayretleri, unutulmazlar galerisinde nümâyân. Onun; bir elinde tüfek, diğer elinde Kutadgu Bilig’in Fergana nüshası olduğu hâlde sipere girişi, ne kadar destânsıdır. Arabça ile Farsçayı anne ve babasından; Rusça, Almanca, İngilizce ve Fransızcayı tahsil yıllarında, okul desteğindeki azminden öğrenen Togan, ilim disiplininin tezgâhına şuûrlu ilmikler atmıştır.

Başkurt Türklerinin siyâsî lideri ve hattâ Cumhurbaşkanı olma bahtını, ilim tüneline kaydıran kaderi, herhâlde Togan’ın en büyük yardımcısıydı… Târîhî hâdiselerin envanterinde, şahıslara düşen hisse, hep bu “kader”li cümlelere sığan hüküm gibi görünüyor.