Kardelenin Gözyaşları

Kardelenin Gözyaşları

Kar beyaz duvağının açılacağı ânı heyecanla bekleyen asil bir gelindir kardelen… Baharla birlikte açılır telli duvağı, inci taneleri gibi dökülmeye başlar mutluluk gözyaşları…
Başı dumanlı zirvelerden telaşla süzülen her damla, mevsimlik gözlerden sızan diğer sulara bir an önce karışmak, onlarla güç birliği ederek hızlıca Akdeniz’e ulaşmak ister.

Karlar ülkesindeki aşk nöbeti sona erince sabrın yerini vuslat heyecanı, suskunluğun yerini meyilli arazide kendine yol bulan şirin derelerin mırıldandığı mısralar alır… Yeni kolların katılmasıyla dereler ırmaklara, mısralar şiirlere dönüşür. Rüzgâr tezenesi olur Karacaoğlan’ın gönül telinin; türküler yankılanır esrarlı vadilerin sarp yamaçlarında…

Kavuştuğu her dereyle daha da güçlenen ırmaklar, özgüvenin Nirvana’sına yükselirler. Kavileşince cesaret, korkuya değil heyecana davetiye çıkarır derin uçurumlar… Pek bilinmez, şelaleler akarsuların kahkahasıdır… Kanatlanıp uçarken yükseklerden Pegasus’tan rol çalan akarsular, biraz daha aşağılarda usta birer mimara dönüşürler. Kalkerli kayaları özenle oyarak ve dantel gibi işleyerek gizemli kanyonların mimari projesini çizerler.
Kimi sığ kimi derin göllerde soluklandıktan sonra tekrar yola koyulur; kıymetli alüvyal yüklerini cömertçe serdikleri ovalara bereket bahşederler… Lezzet sunağı bahçelerin, hasat zamanını gözleyen çiftçilerin, rengârenk çiçeklerin yüzünü güldürürler…

Meşakkatli yolculukları sırasında biriktirdikleri hatıraları, upuzun saçlarını Rapunzel misali kendilerine uzatan salkım söğütlerin kulağına fısıldar; sabır ve zarafet sembolü kardelenlerin, göklerin hâkimi kartalların, Torosların Dede Korkutları asırlık ardıçların, zümrüt ormanların, haylaz sincapların ve tabii ki karizmatik dağ keçilerinin selamını iletirler. Hercai rüzgârı sıkı sıkı tembihleyip, vaktin yaklaştığı haberini uçururlar gizlice…

Hemen kanatlanır rüzgâr, güllere doğru…
Tutkuyu simgeleyen, kalıcı aşkı müjdeleyen gelin çiçeği için elbirliği eder kırmızı-beyaz gül ittifakı… Efsanevi bir buket hazırlarlar şiirsel bir merasimle…

Vakit tamam olmak üzeredir…
Bilgeler bilgesi Akdeniz, altın sarısı güneşin sımsıcak ısıttığı gümüş kumsallara yolladığı her buseye bir pusula iliştirmekte, aylardır beklediği hazinenin yolunu gözlemektedir.
Salına salına akarken hiç de acelesi yokmuş gibi davranan, oysa yüreğinde fırtınalar kopan ırmak, kıymetli yüküyle birlikte asilce ilerler kadere doğru…

İçi içine sığmayan, heyecanla çırpınan Akdeniz, şeref misafirini tebessümle buyur eder huzur ülkesine. Saflık, temizlik ve bereket timsali şeffaf sular aşk deryasına ulaşınca; önce turkuaz olur rengi, sonra maviye döner… Hasretle, şefkatle, minnetle kucaklaşır iki kadim dost. Dertleşirler, halleşirler uzun uzun…

Artık emaneti sahibine teslim etme vaktidir. Kutsal bir sır gibi koynunda sakladığı gözyaşlarını vakur bir reveransla Akdeniz’e sunan ırmak, sessizce çekilir…

Hazinesine sıkı sıkı sarılır Akdeniz, nemli gözlerini başı dumanlı Toroslara doğru usulca kaldırır… Omuzunu şefkatle sıvazlayan dost meltemlere açılır samimiyetle, imkânsız aşkın yakıcı hikâyesini anlatır…

Meltemler poyrazlara, poyrazlar Toroslar’a söz eder mi kumsaldaki yangından? Bilinmez…
Lakin size bir sır vereyim: zirvelerden çağlayıp gelen buz gibi akarsular kardelenlerin gözyaşları, sahile vuran her dalga imkânsız bir aşkı terennüm eden bitimsiz notalardır…