Kedi

Kedi

Bazen anıları kurcalamak, onları yerinden etmek iyidir. Orada bugünkü hâlimizi açıklamak için sıra bekleyen sırlı pek çok küp vardır. Hep bugünden yola çıkınca insan çok eksik kalıyor hayatı karşılamada. Psikolog değilim, onlar gibi iki lafın birinde çocukluğa dönme derdim yok, ama hiç de haksız değiller yani.

Çoğu zaman şimdiki tercihlerimizi besleyen bir sürü yığıntının geçmişte bir yerlerde durduğunu, onları yeniden ele avuca gelebilir hâle getirdiğimizde şimdiki durumumuzun daha bir anlaşılır olduğunu biliyoruz. İnsanların gündelik gerçeklikte ihtiyaç duydukları ikonları, sembolleri hatırlamaya, hatırlatmaya ne kadar da çok ihtiyaçları oluyor. Hz. Ömer’i, Ömer b. Abdülaziz’i, Selahaddin Eyyubi’yi, Ertuğrul’u, 2. Abdülhamid’i durup dururken hatırlıyor değiliz. Onlara yüklediğimiz bir şeyler var, sanırım en çok da onları tarihteki o raflarından gidip almaya hiç mi hiç üşenmiyoruz, durdukları yerden alıp karga tulumba bugünlere getiriyoruz.

Geçenlerde sevgili dostum Tuncer Namlı bir hikâye anlattı. Öldüm gülmekten, her tarafım acıdı, kaslarım yerinden fırladı sanki. “Hepimizin hikâyesi aynı.” dedi, ama nihayetinde kendimizi bile açıklamak için başkalarını devreye sokuyoruz, yüzde yüz doğru. Abur cubur okumalardan az mı çektik, bize hiç mi hiç iyi gelmeyecek şeylerden başımıza gelenleri kim cesaret edip de yazabilir? Neyse ben Tuncer Ağabey’in hikâyesini anlatayım.

Bir arkadaşı varmış, eskiden sık görüşürlermiş. Daha evdekiler çocukmuş, birlikte pikniğe gidecek kadar da ailecek samimilermiş. Onun da Tuncer Ağabey’in de kızları varmış, Tuncer Hoca’nın fazladan bir de oğlu varmış.

Büyükler kendi aralarında muhabbet ederlerken çocuklar da geniş kocaman bahçede kendi aralarında oyunlar oynuyorlarmış. Belki okullarında gördükleri eğitimlerden mülhem aralarında teatral eğlenceler üretiyorlarmış.

Bir gün Çağrı’yı oynuyorlarmış, bir gün Ömer Muhtar, bir gün de Ashab-ı Kehf. Oğlan da yalnız kalmamak için kızlarla birlikte oyunlara katılıyormuş. Hiç kuşkusuz yönlendiren de o, sürdüren de. Belki oynadıkları oyunların tadı biraz da onun katılımıyla bir kıvama ulaşıyor, neyse.

Sonra çocuklar bir seferinde oynadıkları oyunlardan bıktıklarını söyleyip aralarındaki tek erkek çocuğa çıkışmışlar. “Abi” demişler, “bıktık her seferinde Çağrı’yı oynamaktan, Ömer Muhtar olmaktan. Bugün başka şeyler oynayalım.” demişler. “Eh,” demiş bizim oğlan, “tamam” demiş.

Sonra geçmiş karşılarına, bugün kedi oynayalım demiş. Sonra etrafındaki kızları ikiye ayırmış, “Siz,” demiş, “Müslüman kediler olacaksınız, biz de kâfir kediler.”

Sonrasını anlatmayayım. Kedi oyunu devam ediyor. Bıkana kadar.