Kırklandım

Kırklandım

197

Geçenlerde oturduğum binanın girişindeki posta kutumda sarı, büyük bir zarf buldum. Üzerinde adım yazıyordu. Zarfı evirdim çevirdim, kimden geldiği belli değildi. Postane işine de benzemiyordu herhangi bir kargo firmasının zarfına da. Öyle olsa, zaten görevli şahıslar beni bulur, mutlaka TC kimlik numaramı ve imzamı isterlerdi. Ya bir tanıdığım yahut zarfın sahibi getirip bırakmış olmalıydı. Elimle zarfı hafiften yoklayınca içinde kitap olduğunu anladım. Şu yazın kavurucu sıcağında kim bana bir kitap göndersin ki diyerek zarfla birlikte eve çıktım.

Zarfı nasıl yapıştırdılarsa açılmak bilmiyordu. Tükürük değil zamk mübarek diye iç geçirdim. Bir miktar mücadele sonrasında pes edip makas ile kesmek zorunda kaldım. Zarfın içinden mavi kapaklı bir kitap çıktı. Gök mavisi kapağın tam ortasında zarif bir bayan eli ve elin ucunda bir kelebek vardı. Üzerinde “denenmiş denemeler” yazıyordu. En üstte yazarın ismi, ortada ise iri puntolarla kitabın adı yazılıydı.
Kapağı çevirdim. Kitabın ilk sayfasına el yazısı ile şöyle bir not düşülmüştü: “Erhan Genç’e, kırk’lanmanın bereketini yaşaması dileği ile… İmza: Funda Özsoy Erdoğan. Tarih: 1Haziran 2017.”

Funda Özsoy Erdoğan hanımefendiyi Gülümsemeyi Unutma’nın “Kibritçi Kız”ından, Sana Yazdığım Bir Mektup Olsam’ın yazarlığa özenen Kader’inden ve Öğrenilmiş Çaresizlik’in 15F numaralı Ortaçeşme-Kadıköy hattının müdavimlerinden tanıyordum. Hatta öyle ki Öğrenilmiş Çaresizlik’i okuduğum sıralarda, bu kadar kadın pozitif ayrımcılığının yapıldığı bir çağda kadına dair birçok soruna bu kadar içten eğilen bir kitap nasıl olur da gündeme gelmez diye epey şaşırmıştım. Hatta bence ödül almalıydı! Dolayısıyla Funda Özsoy Erdoğan hikâyelerini beğenirim. Dergilerde okuduğum bazı denemelerini de ilgiyle takip ettiğimi hatırlıyorum.

Funda Hanım, şimdilerde edebiyat dergiciliğimizin en eski çınarlarından biri olan Türk Edebiyatı Dergisi’nde yazı işleri müdireliği görevini sürdürüyor. Genel Yayın yönetmeni Bahtiyar Aslan ile birlikte 525. sayısına ulaşan Ahmet Kabaklı’nın yadigârı bu dergiyi çıkarmaya devam ediyor. Kırklandım adlı yeni kitaba işte bu şekilde ulaşmış bulundum. Yazarın diğer kitapları gibi yine Ötüken Yayınları’ndan çıkan Kırklandım, otuz ayrı denemeden oluşuyor. İmzalı sayfayı çeviriyorum, bir şiir:

kırklandım,
sarındım çınarların sakin gölgesine
öğrendim yepyeni bir alfabeyi,
uzun bakmayı, göğü öpmeyi,
yavaş yürümeyi
fırtınaları yolcu edip geceden
huzura bağladım benim eski tekneyi

Şiir, yazarın yakın arkadaşı Özlem Tezcan Dertsiz’e ait. Bir yaprak daha çevirince 13 eylül cumartesi tarihli bir günlük sayfası ile karşılaşıyorum. Funda Özsoy Erdoğan’ın kitabı bir günlük şeklinde kurguladığını birkaç bölüm sonra anlıyorum. Her deneme aslında bir günlük sayfası. Bu dakikadan sonra kendimi bir deneme kitabı okur gibi değil bir yazarın günlüğünü gizliden gizliye kurcalıyormuşum gibi hissediyorum. Kaptırıyorum kendimi günlüğün sayfalarına.

Yazarın günlüklerinde neler yok ki… Van Gogh’tan, anne-kız ilişkilerine; kahve ve çay muhabbetlerinden, Alev Alatlı’nın Günay Rodoplu’suna; beyaz atlı prenslerden, Havva olmaya, Mustafa Kutlu’ya, Neşet Ertaş’a, Beethoven’a… Funda Özsoy Erdoğan’ın günlük sayfaları dünya ve yerli kültür-edebiyatı ile geleneğin birçok parçasına işaret ediyor. Okuru elinden tutup gezdiriyor adeta. Bunu zorla ve can sıkarak değil, seve seve, bile isteye yapıyor hem de. Elbette burada bütün denemelerden bahsedecek değilim ama dikkatimi çeken birkaç tanesini zikretmeden geçemeyeceğim.
Kırklanmış Bir Hikâyecinin İtirafları’nda Funda Özsoy Erdoğan’ın da Mustafa Kutlu’nun paltosundan çıktığını anlıyoruz. Ne paltoymuş ama… Yazar, Kutlu’nun Bu Böyledir’ini okuduktan sonra hikâyeciliğe bakış açısının değiştiğini, belli bir yere kadar taklit etmekle kendini yazarlığa alıştırdığını itiraf ediyor. İlk defa ulusal bir dergide hikâye yayımladığı 19 yaşından bugüne değin hangi badirelerden geçtiğini, kimleri örnek aldığını tek tek anlatıyor. Aslında yazar bu yazıyı yazmak ile yazar olmak isteyenlere ışık tutmuş oluyor.

Yazarın yazar adayları ile ilgilendiğini İçimdeki Yazara Şapka Çıkarmak başlıklı yazısından anlamak mümkün. Ben bunu halihazırda bir edebiyat dergisinde yazı işleri ile ilgilendiği için kendine bir görev addettiğini düşünüyorum. Çünkü bizim edebiyatımızda dergiler biraz da mekteptir bir bakıma. Yazıda yabancı yazarların nasıl yazar olduklarına dair The Paris Review’e verdikleri röportajlardan bahisle sözü memleketimizin yazarlarının nasıl yazdıklarına getiren yazar Nazan Bekiroğlu’nun, Sevinç Çokum’un, Ethem Baran’ın, Selim İleri’nin, Necip Tosun’un, Mehmet Niyazi’nin yazma alışkanlıklarını bir bir sıralıyor.

Kitabın en sevdiğim denemesi ise Haldun Taner Okuma Mevsimi. Bu yazıyı geçtiğimiz sene dergide yayımlandığı zaman okumuş ve bayılmıştım. Tam da Haldun Taner okuması yaptığım günlere denk gelmişti bu yazı. Yazıda, Haldun Taner’in o sıcacık ve insanı kavrayıveren üslubuyla hikâyeciliğine dikkat çekerken yazarın hikâyeleriyle “sadelik en son varılan aşamadır” sözünü doğruladığını ifade ediyor. Yazıyı okumadan yanınızda yakınınızda bir Haldun Taner kitabı bulundurmanızı tavsiye ediyorum. Zira yazıyı okuyunca canınız çekiyor.
Son yazı, kitabın adına ilham olan şiirin şairi, Özlem Tezcan Dertsiz’e ayırılmış. Bunu bir ithaf olarak da okuyabiliriz. Günlüğün bu sayfaları birbirini seven iki edebiyatçının tüm sıcaklığını aksettiriyor. Birbirinin kitabını bile okumayan birçok yazar ve şair arasında bir yazarın bir şaire böyle bir yazı yazmasını kıymetli bulduğumu belirtmeliyim.

Funda Özsoy Erdoğan’ın Kırklandım’ı, her sayfasında ortalamanın çok üstünde bir samimiyet bulabileceğiniz, her denemesinden bir şeyler kapabileceğiniz bir kitap. Adı üstünde: “denenmiş denemeler”. Hap gibi yani. Yutulmaya hazır. Tam da şu sıcak günlerin ikindi sonralarında, çay eşliğinde balkonda okumalık. Ben öyle yaptım.

Son söz olarak Funda Hanımefendi’ye kitabı imzaladığı ve bir de zahmet edip kapıma bıraktı/r/dığı için teşekkür ediyorum. Şimdi gidip bir Haldun Taner hikâyesi okuyabilirim…

Erhan GENÇ