Kitaba, Kâğıda ve Kaleme İlgisiz, Fena Halde Bilgisiz Elemanlar Aranıyor!

Kitaba, Kâğıda ve Kaleme İlgisiz, Fena Halde Bilgisiz Elemanlar Aranıyor!

Size kaç kere söyleyeceğim ‘kitap bitti’ diyorum arkadaş ‘kitap bitti!’. Kimsenin okumak diye bir derdi yok. Zaten okumak bir mesele olsaydı yaşadığımız dünya, hayat sürdüğümüz toplum hiç böyle mi olurdu? Herkes kendi kitabını okuyor. Bir zamanlar ben bu cümleyi mısra niyetine yazmıştım. Kendi çalıp kendi dinlemekten dem vurmak için.

Beyazıt Kitap Fuarı ramazan boyunca devam etti. Yaprak kımıldamadı fuarda. Herkes kendince bir sebep arıyor bu ilgisizliğe. Bilgisizliğin olduğu yerde ilgisizlik olur elbette. Bilgiye ihtiyaç hissedilmeyen zamanlarda yaşıyoruz. Hatta bilgisiz olmanın acayip derecede bir kıymeti bile var. Nerde ilgisiz ve bilgisiz insanlar var hemen bir takım yerlere yerleştiriliyor. Bilgi ve ilgi isteyen yerlere bu iki hasletten yoksun kişiler bulup buluşturularak oturtuluyorlar.

Geçen bir arkadaşın garip yakınmalarına şahit olunca durumun ne kadar vahim olduğunu anladım. ‘Birikimimden kurtulmak istiyorum’ diyordu arkadaş, fazla kilolarından kurtulmak istercesine. Önce şaka yaptığını, sonra söylediği şeyi yanlış anladığımı sandım. Meğer ortada ne şaka ne de yanlış anlama varmış. Arkadaşın son derece ciddi olduğunu konuştukça fark ettim.

“Öğrendiğim her şey önümü kesti” diyordu arkadaş hâlâ bir iş bulamamasından dert yanarak.

“Keşke bu kadar çok kitap okumasaydım, keşke elim kalem dilim kelam tutmasaydı, İslami ilimleri öğrenmiş olmanın hiçbir pratik faydasını görmedim” diye pişmanlıklarını sıraladıkça sıralıyordu.

“Bir kamu kuruluşuna girmek istiyorum, fakat iyi bir fakülte bitirdim, dil biliyorum ve entelektüel birikime sahibim, bunlar hep aleyhime işliyor. Bir şekilde bunlardan kurtulmam gerekiyor iş bulmam için. Bu engelleri olmayan sıradan kişiler çok önemli yerlere atandılar.”

Arkadaşı dinledim dinledim ve en sonunda sormadan edemedim: ‘İyi de senin için ne yapabilirim?’ .

‘Okumadan önceki, kendimi yetiştirmeden evvelki halime geri dönmek istiyorum, bu konuda bildiğin bir yer, bir çare var mı?”diye cevap verdi.

Uzun süre düşündükten sonra “Kahvelere takıl, parti bürolarına, emekli lokallerine belki iyi gelir” diyebildim çaresiz.

Arkadaş bu konuşmadan sonra çekti gitti.
Çok geçmedi aynı kişiye Beyazıt Kitap Fuarında rastladım. Bir yayınevinin kitap standına yaslanmış yeni çıkan yayınları süzüyordu. Suçüstü yakalanmış gibi oldu. Daha ben hiçbir şey sormadan “geçerken şöyle bir uğradım” deyiverdi. Belli ki hâlâ iş bulamamış ve kitapçılardan başka gidecek yeri de yoktu.

İçimden “herkes anladı bu toplumda bir işe bir makama tutunmak için sadece ayağını değil elini, dilini ve gözünü de kitaplardan uzaklaştırmak gerektiğini bir tek senle ben anlayamadık. Düşüncelerimiz bile sahaflık oldu.” Diyecektim, fakat son anda vazgeçtim.

Dün makamına imza attırmak için ancak bir buçuk saatte girebildiğim bürokrat kişi Türkçeyi bile doğru düzgün konuşamayan yolu hiç kitaplardan geçmemiş sadece burnu çok iyi koku alabilen biriydi. Kitap okumamanın ve düşünmemenin konforunu yaşayıp mükâfatını görür gibiydi.

Artık ne dünya ne de din kitaba ihtiyaç hissetmeyecek biçimde dizayn edilmiş durumdadır. Drajeler, tabldot bilgi kapsülleri ve de önyargı, peşin fikir, yoğun malumatlarla örülmüş bir zihin dünyasına sahibiz.

Kitap bitmiştir. İnsan olarak hepimiz kitap dışı kalmış haldeyiz. Hiçbir kitapta yerimiz yok. Dünya bir kütüphane olmaktan çoktan çıktı, şimdilerde her yer süpermarket, her yer serbest pazar.

Soru şu: Bize kitap okumamayı kim öğretti ve bu dersi verirken hangi yardımcı kitabı kullandı?