Kadınlara İyilikle Davranın*

Kadınlara İyilikle Davranın*

Aşk her devirde zihnî ve ruhî olgunluğa erişmiş insanlarca ciddiyetle düşünülmüş, sınırları çizilmeye çalışılmış, çeşitli tanımlara sığsa dahi tam anlamıyla sığabileceği bir kalıba henüz ulaşılamamış bir mesele. O hâlde Sanatalemi‘ndeki ilk yazım aşk ile alakalı olmalı. Oldu olacak Türk sinemasının aşk ve kadın temasını en başarılı işleyen hikâyelerinin başında yer alan bir film merkez seçilmeli: Kuyu.

 

Kuyu, öncesi ve sonrası ile zaten film gibi bir hikâyeye sahip. Yılanların Öcü, Susuz Yaz filmleri ile Türk sinemasına adını altın harflerle yazdırmayı başarmış yönetmen Metin Erksan yeni bir başyapıt çekmek ve mülkiyet üçlemesini tamamlamak için senaryo arayışına girer. Yine bir köy filmi çekmek istemektedir, lakin bu kez salt kadın ve erkek merkezli yürekleri derinden titretecek bir hikâye aramaktadır. Öyle ki Yılanların Öcü’nde toprak, Susuz Yaz’da su üzerinden aktarılan mülkiyet arzusu bu sefer, insan bedeni üzerinden ele alınacaktır. Metin Erksan bir zaman sonra aradığı ilhamı bir gazete haberinde yakalar.

 

Senaryonun ardından sıra oyuncu seçimlerine gelir. Erkek başrol seçiminde zorlanmaz, rol Hayati Hamzaoğlu için biçilmiş kaftandır. Sahiden de Türk sinemasının hiçbir jönü tutkulu ve saplantılı âşık rolünü bir daha bu denli başarılı oynayamayacaktır. Kadın başrol arayışlarına başlar. Susuz Yaz’da keşfettiği ve Türk sinema tarihine kazandırdığı Hülya Koçyiğit (Türk sinemasının munis hanımefendisi Hülya Koçyiğit’e acil şifalar dilerim.) dahi bu rol için kafasında çizdiği şablona uymamaktadır. -Sadece Hülya Koçyiğit değil- o dönemin birçok yıldız kadın oyuncusu içinde değildir aradığı. Henüz on dokuz yaşındaki Nil Göncü’yü gördüğünde bu savruluş nihayet bulur. Adeta o iklimin büyüttüğü çiçeklere benzeyen bu kadın yörük kadınlarına has katı ve bir o kadar da cazibeli hâli taşımakla hayatının fırsatına kavuşmuştur.

Afyonkarahisar’da üç buçuk ay sürecek çekimlere başlanır.

Çekimler bin bir güçlükle tamamlanmış, montaj çalışmaları başlamıştır. Film gösterime hazır hâle geldiğinde herkesi yasa boğan haberle büyük bir şok yaşanır. Başrol oyuncusu Nil Göncü hayatını kaybetmiştir. Kaderin cilvesidir ki Metin Erksan’ın bu film için şöhretli isimlerin arasından büyük bir yıldız olur, bu fırsatı hak ediyor diye seçtiği Nil Göncü, Kuyu’daki oyunculuğunu izlemeyeden vefat etmiştir. Bu büyük üzüntüyle yola çıkan film, o dönemin sanat camiasında büyük takdir toplamış ve ciddi ödüller kazanmıştır.

 

Kuyu; evvela aşkın ve mülkiyet arzusunun erkekteki derin tesirini, ardından öfkenin kadında intikam hırsına nasıl büründüğünü hikâye boyunca ağaç gövdesindeki halkalar gibi iç içe ve sımsıkı geliştirir. Aşkın iki yüzü -munis ve merhametli, tutkulu ve acımasız- aynı kadının ömür tezgahında dokunur. Bunlardan ilki ana düğümün teşekkülüne sebebiyet veren Hayati Hamzaoğlu yani Osman’ın aşkı. Son derece tutkulu, tansiyonu asla düşmeyen bir aşk bu. Öyle ki adamı adamlıktan çıkaran, kadın üzerinde tahakküme zorlayan; esasındaysa aynı adamı çaresiz bırakmış bir deli aşk. Aşkı deli, âşık deli, bu tutkulu aşka ölümüne düğümlenmiş yürek deli… Bunca deliliğin olduğu yerde aşka karşılık arayacak aklî bir davranış elbette beklenemez ki adam kendi tabiriyle ciğerine işlemiş kızı yani Fatma’yı sırtına vurup da farklı zamanlarda üç kez dağlara kaçırır. Vicdan ile örtüşmeyen bu hâli aşk ve sevda kılıfı giydirdiği için şirin gören Osman, Fatma’nın ırzına tasallut edecek kadar acze düşecek, bu sayede karıkoca olunduğunu sanarak -mülkleştirdiği kadın görüntüsünden güç alarak- aşkına karşılık umacaktır.

 

Toplumsal öğretiler, kişi hak ve özgürlüklerini çelik bir balyoz gibi tek hamlede tuzla buz edebilir. Yeryüzünün en temel sorunlarından olan kadının sosyal hayattaki konumu ve gücü, filmde, tam da bu noktada izleyicinin vicdanında sorguya çekilir. Fatma; kadın toplumun namus mihengi kabul edildiği için, bu saldırı neticesinde aşka değil geleneğe boyun eğmesini isteyen erkeğe muazzam bir karşı duruş sergiler. Âşık olmak bir yana artık nefret doludur ve bakışlarında an kollayan bir intikam kararlığı taşımaya başlar.

 

Osman yakalanıp hapse kapatıldığında adın çıktı denen Fatma’nın alelacele bir adamla evlendirilmeyi çalışılması, hatta sığındığı dağlarda âşık olduğu idam mahkumu kaçağın öldürülüşü ve yeniden Osman tarafından kaçırılışı kadının erişilmez yürek gücünün erkeğin bilek gücüne karşı sarsılışını da verir. Öyle ki toplumun kadın imarındaki mühim algısal boşlukları, kadının ruhani âlemine kayıtsızdır. Finalde, Fatma kendi farkındalığını oluşturacak, erkeğe devletin verdiği cezanın çok ötesinde bir ceza hazırlayacaktır.

 

Sizlere Metin Erksan’ın mülkiyet üçlemesinin son filmi olan Kuyu’nun müthiş finalini anlatacak değilim. Fakat filmin baştan sona savunduğu tezi olan şu Allah kelamını bir daha hatırlatmayı yeğlerim: Kadınlara iyilikle davranın (Nisa Sure, 19).

 

Adı: Kuyu

Yayım yılı: 1968

Yönetmen: Metin Erksan

Senaryo: Metin Erksan

Müzik: Orhan Gencebay

Oyuncular: Nil Göncü, Hayati Hamzaoğlu, Aliye Rona.

 

*Kuranı Kerim, Nisa Suresi, 19. Ayet