LÂTİFE LÂTİF GEREK

LÂTİFE LÂTİF GEREK

Fransız Kralı Dokuzuncu Charles (1560-1574) tahta çıkınca, yılbaşını 1 Nisan’dan 1 Ocak’a aldı. Fransızlar, bundan sonra yeni yılbaşını kutlamakla berâber, eskisini de unutmadılar. 1 Nisan geldiğinde, şakacıktan hediyeler vererek birbirlerini kandırmaya çalıştılar.

Bu “şaka günü” âdeti, zamanla yerleşti, Fransa’nın dışına taşarak bütün Dünyâ’ya yayıldı. Takvîmler 1 Nisan’ı gösterdiğinde, ucundan-kenârından “şaka”ya ortak veya muhâtab oluyorsunuz.

Gâliba, insanoğlunun tabiatında bir “şaka” cevheri var. Bunu, eskilerin tâbiriyle “lâtife” yapma ihtiyâcının hiç eksilmemesinden anlıyoruz. “Lâtife, lâtif gerek” sözü, bizim örfümüzde şakaya ayrılan gramaj aralığını pek güzel gösteriyor.

Ne yazık ki, bütün değerlerimizde görülen toprak kayması, şakamıza da bulaşmış. “Letâfet” vâdisinde barınamayacak kabalıkta ve huşûnette “merkeb şakaları”, teknoloji destekli kampanyalara sermâye yapılıyor.

“Şaka”, çok daha geniş mânâda “mizâh”ın bir şûbesi. Türk mizâhının şaşmaz ve yanılmaz ölçüleri vardı. Nasreddin Hoca, bu kıstas jürisinin başkanı gibi görünüyor. Hoca’ya atfen söylenen fıkraların ortak özelliği, tebessüme vesîle oluşlarıdır. İncitmeden, yaralamadan, ahlâk dâiresini delmeden; ince ve kıvrak bir zekânın alıcıya çıkardığı bu sözler, bizim medeniyet uçurtmamızı gerçek irtifâında, yâni çok yükseklerde uçuruyor.

Türk’ün kültür kumaşı, etnik zorlamalara karşı dâima kalın astarlarla korunmuştur. Fakat vatan toprağının insanımızı kendine benzetmesine de kimse karşı çıkamamıştır. Yahyâ Kemal’in:

“Irkın seni iklîmine benzer yaratırken,

Kaç fethe koşan tûğlar, ufuklarla yarışmış,

Târîhini aksettirebilsin diye çehren,

Kaç fâtihin altın kanı, mermerle karışmış”

Derken ulaştığı netîce, aslâ antropolojik sıfatlara muhtaç değildir.

Beşinci ve altıncı yüzyıllarda, bugünkü İngiltere’ye yerleşen “Angl” ve “Sakson” isimli “Germen” kabîleleri, daha sonra “Anglo-Sakson” şemsiyesi altında birleşmişler ve İngiliz milletinin çekirdeğini meydâna getirmişlerdir.

İngiltere’ye vücûd veren bu iki kabîle, zamanla aslî kaynakları olan “Alman Germenliği”nin, en mühim hasmı hâlinde görünmüşlerdir. Her iki Dünyâ harbi de, İngiliz Germenleriyle Alman Germenlerinin sürtüşmesinden çıkmıştır.

Benzer mücâdele şekillerine bizim târîhimizde bolca rastlamak mümkün. Ayrı isimler taşıyan Türk devletlerinin çarpışması, vuruşması bir kenâra, aynı devletin parçaları Doğu, Batı, Kuzey, Güney, Aşağı, Yukarı gibi etiketlerin arkasına geçip birbirleriyle didişmişlerdir.

Aklı, karalı, allı, morlu, yeşilli nice Türk devleti, kardeş kavgasından doğmuştur. Bu yüzden, İngiliz’le Alman’ı tâ’n eylemeden, iğneyi kendimize batırmamız gerekiyor.