Meded Yâ Kebîkeç!

Meded Yâ Kebîkeç!

Osmanlı Türkçesi ile yazılmış kitaplara meftun olanlar, el yazması eser meraklıları ve sahafların çok sık gördükleri ve görür görmez tanıdıkları bir ibaredir: Yâ Kebîkeç!

Peki, nedir bu kebîkeç?

Eskiden kitapların genellikle baş sayfalarına bir böcek istilasından güvende olması için tılsımlar, dualar yazılırmış. Bunların en meşhuru ve sıkça görebileceğiniz “Yâ Kebîkeç” ibaresidir. Kebîkeç, kitapların kurtlanmasını, güvelere yem olmasını engellemek adına kitabın baş sayfalarına yahut kapağına yazılan bir dua gibiymiş. Kitapları böceklerden koruyan bir isim kimi efsaneye göre bir melek kimisine göre cindir. Süryânicede “Tüm böceklere hükmeden meleğin adı” şeklinde geçen Kebîkeç, bâzı Arapça ve Osmanlıca kaynaklarda da “sürüngen ve böceklere hükmeden melek ya da cin” şeklinde tarif edilmiştir.

Her an elimizin altındaki Kubbealtı Lügati’ne bakıyoruz: “Eskiden, yazma kitapları güve yememesi için yazılan tılsım.“ şeklinde bir açıklama getirildikten sonra bir de örnek verilmiş:

Emârât-ı Müselmânî’den anda nesne yok ancak / Elinde bir müzahref nesne var nâmı kebîkeçtir (Osmanzâde Tâib).

Türkçeden Türkçeye tercümesi gerekirse: Müslümanlık nâmına bir işaret yok ancak elinde yalancı ve aldatıcı şekilde bir nesne var; ismi kebîkeç. Yani; Ey falanca, Müslüman’ım diyorsun amma en ufak bir işaret bile yok üzerinde İslam’dan. Üstelik faydan olmadığı gibi kebîkeç gibi bizi ve bu dini kemirip duruyorsun ve zarar veriyorsun!

Gelelim sebeb-i telifimize: Bu yazının yüz yıl önce bir kitabın başına yazılan “Meded Yâ Kebîkeç” duasından hiçbir farkı yoktur. Gün geçtikçe kan kaybeden, eriyen edebiyatımızın kurtulması ve eski şaşaalı günlerine dönmesi için bir kebîkeç duası şarttır. Çünkü bugün edebiyatımız, içimizdeki böcekler tarafından istila edilmekte ve çürütülmektedir. Kim bunlar:

  1. Güveler: Tek istekleri karınlarını doyurmaktır. Edebiyat, fikriyat, hissiyat ve hatta ahlak umurlarında değildir. İşgal ettikleri kurumlar, dernekler, dergiler sayesinde yalnızca para kazanmayı dilerler.
  2. Gümüş Böcekleri: Yassı bir hayvandır. O da yalnız kendi karnını düşünür. Güvelerden farkı, her şekle girebilmesidir. Onlar için ideoloji, duruş, taraf diye bir şey yoktur. Çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yaparlar. Sağdan gür sesiyle ortalara atlayanları bir gün bir bakmışsınız sol tarafta yumruk kaldırıyor.
  3. Sümüklü böcekler: Kendi kabuğunda kimseye bulaşmadan sessiz ve sakin yaşıyor gibi görünürler. Hiçbir hareketin içinde göremezsiniz. Kimseye bir faydaları dokunmaz. Kendilerine de bir faydaları yoktur gibi gözükürler fakat en tehlikelileri bunlardır. Kimsenin ortalıkta olmadığı saatleri ve havaları bekleyip öyle çıkarlar dışarı. Kimseyi yaptıklarına şahit tutmamaya çalışırlar. Ödül avcısı unvanlarını sürekli arka odalarda yaptıkları kulislere borçludurlar.
  4. Tahtakuruları: Tahtakuruları sadece kanla beslenirler. İnsanların millî ve manevî duygularını çok iyi sömürürler. Makam ve mevki için en yakınlarının bile üstüne basmayı haklı görürler. Konuştukları slogandan öte şeyler değildir. Bu yüzden sözlerine asla güvenilmez. Her vakit abdestli olduklarını söylerler ama abdestlerini haklarını yedikleri, gıybetlerini yaptıkları, üstlerine bastıkları kardeşlerinin kanıyla aldıklarını gizlerler. Bu yüzden siyasetçi olmaya en yatkın olanlar bunlardır.
  5. Örümcekler: En etkili ve zararlı türdür. Edebiyat camiasında etkili her kurum ve kuruluşta bir kolu vardır muhakkak. Bağlantılarını kurduktan sonra geriye kalan tek şey bir edebiyat kurumunun başına geçmektir. Bunu başardığı zaman gerisi gelir. İkna ettiği kamu kurumlarından ödenek alıp organizasyonlar ve toplantılar düzenlerler. Ajanslardaki ahbapları sayesinde düzenledikleri organizasyonların reklamlarını gürültülü bir şekilde yapmayı başarırlar. Daha öncesinden milliyetçilik, İslâmcılık, devrimcilikle ördüğü ağlar sayesinde yakaladığı saf, temiz yazar ve şairleri çıkarları doğrultusunda kullanabildiği için bu toplantı ve organizasyonlardan iyi bir maddi gelir elde eder. Tek amacı maddi gelir de değildir tabii. Gözü daima yükseklerdedir. Makam ve mevkiye asla doymazlar. Ulaşamadıkları makamlara ve güce taparlar. Sadece paraya, makama ve güce saygı duyarlar. Tabii bu suni saygı kendisi daha zengin ve daha güçlü oluncaya kadardır. Tüm bunları görüp karşı duranları, hesap soranları, işin iç yüzünü merak edenleri açık düşman olarak nitelerler. Düşmanlarını alt edebilmek için hemen her kurumdaki kollarını yani ahbaplarını kullanmaktan çekinmezler ve düşmanı yok etmekte her yolu mubah olarak görürler.

Meded Yâ Kebîkeç!!!

Kebîkeçten kastımız; bu böcekleri yönlendiren, yerleştiren, atayan kurumlar ve şahıslardır. Edebiyatımızı bu zararlı varlıklardan arındırmamız ve korumamız ancak onların yardımıyla mümkündür. Yazı ortadadır, kim gücenirse muhatap odur. Bu yazı hem bir dua, hem bir suç duyurusu, hem de açık bir mektuptur…