Mevlana’dan Veysel’e

Mevlana’dan Veysel’e

Mevlana bizlere öğüt veriyor:

“Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol,”

Diyor ki,  Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki..

“Aşk altın değildir, saklanmaz. Âşık’ın bütün sırları meydandadır.” Bunu 750 yıl önce soruyor:

“Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra…”

Tanrı insanı sevgiyle var etti. Varlığın temelidir sevgi. Sevginin ilerisi aşk. Yunus “Aşk gelince cümle eksikler biter.” diyor. Çünkü o, var olanı sever, var edenden ötürü. Yunus’tan yedi yüz yıl sonra Âşık Veysel, maddi aşkla manevi aşkı birleştiriyor:

 

Güzelliğin on par’etmez

Bu bendeki aşk olmasa

Eğlenecek yer bulaman

Gönlümdeki köşk olmasa

 

………

 

Senden aldım bu feryadı

Bu imiş dünyanın tadı

Anılmazdı VEYSEL adı

O sana âşık olmasa.

 

Leyla pek güzel değilmiş, Kays’a bu çirkin kız için mi Mecnun oldun, demişler. O “Siz benim gönlümdeki Leylâ’yı görün,” demiş.

Teşbihte hata olmaz. Gübre olup bostanın gönlüne giren pislik, yok olur gider de pislikten kurtulur, kavunun, karpuzun lezzetini arttırır.

 Daha önce de sizlere sunmuştum:

Pırıl pırıl ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu, saçları taralı, dişleri fırçalanmış adamı / kadını sevmek kolaydır.

Aslında aşk, aynı insanı, sabahın körü uykudan uyandırdığındaki en sinirli hali ile de kabul edebilmek, aynı tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek, diz yapmış pijamalarla kanepede yastıklara sarılıp sızmışken bile şefkatle okşayabilmektir. Buna katlanamayanlar zaten âşık değillerdir.

Bu durumda evlilik hoşlandığın insana karşı olan duygularını öldürüyor diyebiliriz.

Zira âşıksan, aynı havayı solumak bile zevk verir. Hep beraber olmak istersin. Banyodan gelen su sesi bile onun evde olduğunun işaretidir ve huzur verir.

Ütülediğin gömleğin ona ne kadar çok yakışacağını düşünürsün.

Pişirdiğin yemeği ne çok seveceğini hayal edersin.

Bin tane ayakkabısı varken bin birinciye sahip olmaktan mutlu olacak diye, istediğin gömleği satın almaktan vazgeçersin.

Zamanla almaktan çok, bir şeyler vermekten mutluluk duyduğunu keşfedersin.

Eğer kadın evlilikte ikinize yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütüyü yapacak bir anne olacak görülüyorsa, o kadının saçlarının hiç yağlanmadığı ve adamın geceleri terlemediği düşünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve lavabo tamir edilirken dahi gülüşüp öpüşülecek zannediliyorsa zaten beklenti bir evlilik değil, bir Amerikan filmini yaşamaktır.

Bu hayallerle yola çıkıldığında, damat ilk gece gelinin saçlarından on bin firkete sökmeye çalıştığında, gelin ise damat firketeleri çıkaramayıp kuaföre küfürle karışık söylendiğinde zaten evlilik sandıkları şey çatırdamaya başlayacaktır.

Evlilik; sadece aşk değildir. Evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık, sırdaşlık, ortak hesaba sahip mudilik, ayrı kökenlerin birleşmesi, başı hatırlanmayan bir akrabalık ilişkisidir.

Aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar ama zaten tek başına ayakta tutamaz.

Âşıksanız ateşli sevişmeler yaşarsınız ama kış akşamları evde konyak içip geyik yapamayabilirsiniz. Hala canınız sıkıldığında onu değil de annenizi arıyorsanız, yalan olmuştur o evlilik.

Aşk evlilikte gider gelir. Halıya kola döktüğünde aşk biter, ama o, halıyı temizleyebilirse gene âşık olunur.

O aradaki sinir evresini aşabilenler ellinci yıla kadeh kaldıranlardır.

Tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artık evliliğin yalan olduğuna inanacaklardır.

Zafer, direnenlerin olur.