Mişer Nereden Geliyor?

Mişer Nereden Geliyor?

“Mişer” nereden geliyor? “Mişer” adını ilk def’â duyuyorsanız, bunun Fransızca bir kelime olduğunu düşünmez misiniz? Oysa Orta ve Doğu Rusya’da yaşayan Türk boylarından biri, bu isimle anılıyor.

Kazan ve Başkurdistan başta olmak üzere, Penza, Tambov, Ryazan, Kuybışev, Saratov, Ulyanosk, Voronej, Gorkiy (Nijni – Novgorod), Orenburg illerinde dağınık hâlde yaşayan Mişerlerin, bugünkü nüfûsu beş yüz bin civârında tahmîn edilmektedir.

“Mişer” sözünün etimolojik geçmişi, “mişe + er = meşe (orman) + adam (insan)” şeklinde açıklanıyor ve Türkçe binâsına oturtuluyor.

Türk dilinin târîhî yolculuğu içinde; Çağatay, Hâkânî, Karahanlı, Özbek gibi isimler alan şîvenin bir kolunu konuşan Mişerler, daha ziyâde hayvancılık yaparak hayatlarını sürdürüyorlar.

Mişer Türkçesinden alınacak rastgele iki nümûne kelime, bize dil ve târîh hazinemizin kapılarını açacaktır:

1- “Kapmak”= (mecâzen) içki içmek.

2- “Kıwas”= Ottan yapılan şıra (bira).

Bu iki kelimeden birincisi, işlenen fiilin harama ve töre dışına âit olduğunu ne güzel anlatıyor. Âdetâ “kap-kaç” tarzı bir hırsızlık kokusu, kelimenin içine sinmiş. Buradan da, Mişerlerin gündelik hayâtında, içkinin alenen içilmediğini, bu işin “kabâhat” mağarasında îfâ edildiğini anlıyoruz.

“Kıwas” telâffuzunda ise, “kımız” söyleyişinin at izlerini, berrak şekilde görüyoruz.

Türklük tabiatının gür nebâtâtı, “kımız”dan “kıwas”a giden yolun her iki tarafını “hıyâbân”a çevirmiş.

Böylesine geniş, ihâtâlı ve muazzam bir derinliği olan Türklük okyanusu; “dere-gölet” ufuklu insanların idrâk edemeyeceği enginliktedir. Çekilen sıkıntıların en mühim ve en ciddî sebebi, kendimizi tanımada gösterdiğimiz basîretsizliktir. Asırlardır damarlarımıza zerk edilen “aşağılık” ve “çâresizlik” duyguları, Türkiye’yi tam mânâsıyla şaşkına çevirmiştir.

Bu marazî hâlin panzehiri, büyük bir millet olduğumuzu hakkıyla öğrenmek ve üstümüzdeki yabancı kumları silkelemektir.

“Elifi mertek sanma” cehlinden, “Mişer’i kardeş bilme” cehdine yönelebilirsek; maddî, mânevî her türlü buhrân arkamızda, gerimizde kalır. Türk’ün yıldızının parlamasından rahatsızlık duyanlar, bizi ha bire narkozda tutuyorlar.