Mursallı Ali Kızıltuğ

Mursallı Ali Kızıltuğ

 

Ali Kızıltuğ 12 Aralık 2017’de Hakk’a yürüdü. Cenazesi Ankara’dan Divriği’nin Mursal köyüne götürüldü. Burada toprağa verildi. Evinde konuk olduğum günü hatırladım.

“Ozanların İzini” sürüyoruz. Ekibimiz topu topu dört kişi. Yönetmen Yaşar Aslan, Yönetim yardımcısı Nalan İpek, Kameraman Hamit Hasbay ve ben. Kangal’dan Divriği ilçe sınırını girince Höbek köyünde biraz soluklanmak istedik. İlk rastladığımız avlunun önünde durduk. Meğer orası bulgur değirmeniymiş. İki yaşlı köylümüz bir duvar dibinde oturuyor, iki kadın da bir kilim üzerine bulgur seriyordu. Selâm verdik. Buyur ettiler. Hal hatırdan sonra sözü köyde doğan âşıklara getirdik. Fedaî, Suzanî, Celal Yılmaz, Seyit Ali Akbıyık, Ozan Direnç gibi isimleri hatırladık. Herkes bilebildiğini söz meclisine taşırken, buz gibi köpüklü ayranlarımız geldi. Yemek ikramı ısrarlarına karşı zorla izin alıp Divriği’ye doğru yola koyulduk. Yolda Höbekli Fadaî’nin bir nefesinden iki dörtlüğü yorumlamaya çalışıyordum:

 

“Baş uydurup gözün aç gel didara

Bu didarda kavga olmaz kal olmaz

Uydur işleğini Hakka hoş gele

Bal bal demek ile ağız bal olmaz

 

Er odur ki özün Hakka bağlaya

Her dem gönlün muhabbette eğleye

Sohbetini bir noktadan söyleye

Söz tek ister Baş ‘ta iki dil olmaz

 

Karasar belini, Ödek kavşağını geçtik. Sağ kolumuz üzerinde Mursal köyünün tabelasını gördük. Saptık. Kavaklısu Kaşağı, Bahtiyar, Susuzören, Uluçayır ve Ürük köylerini geçtik. Ürik köyünde “Kel Hamit” durağından geçerken arkadaşımız Hamit Hasbay’ın kafasına bakarak şakalaşıyorduk.

Mursal Köyünü, Oğuz Türkmenlerinin Kayı ve Bayat boylarına bağlı Reyhanlı Aşireti’nden insanlar kurmuş. Bu Türkmen Aşireti, Hatay’ın Amik Ovası’na zorunlu iskâna tabi tutulmuş. Göçebelikleri sırasında yaylak olarak kullandıkları Mursal yöresine geldikleri sırada, aşiretten bazıları geri dönmeyerek Mursal’ı ve çevre köyleri kurmuşlar. 

Köyünün girişinde bizi iki tabela bizi karşıladı. Birinde köyün adı, diğerinde  “Ozan Ali Kızıltuğ Caddesi” yazılıydı.  Bir halk ozanının adının hayattayken köyün ana caddesine vermesi bizi mutlu etti. Cadde boyunca ilerledik. Ali Kuzıltuğ’un evini elimizle koymuş gibi bulduk. Aşağıda çığıl çığıl çığıl Mursal Çayı akmaktaydı. Elvan çiçeklerle ve yeşilliklerle dolu bahçesinden içerdi girdik. Yıllar süren bir yitiği bulmuş gibi sevinçle birbirimize sarıldık.

Ali Kızıltuğ’un eşi Fatma Kızıltuğ,  âşığa olağanüstü ilgi gösteriyordu. Kendimizi su ve kuş sesleri arasında dört dörtlük bir sofranın başında bulduk. Divriği’nin kuru kaymağı, Mursal’ın balına ne güzel uymuştu. Şehir hayatında unuttuğum yumurtanın gerçek sarısını, bu sofrada hatırladım. Çayımızı yudumlarken Ali Kızıltuğ’la geçmişten günümüze doğru yolculuk yapıyorduk:

Ali Kızıltuğ Mursal’da 1944 yılında doğdu. 1958 yılında bağlama çalmaya başladı. İlk yıllarda başka âşıkların eserlerini ve yöresel türküleri seslendirdi. 1969 yılında ilk plağı olan “Asrı gurbet harab etmiş köyümü” çıktı. Yüzün üzerinde plağı, doksana yakın kaseti, on CD’si çıktı. İki bini aşkın şiir ve türküsü var. Bunlardan beşyüzü başka sanatçılar tarafından okundu.

Ali Kızıltuğ’u ilk kez 1971 yılında sanırım Rahmetli Tahir Kutsi Makal’ın düzenlediği Âşıklar Şöleni’nde tanımıştım. İsmail Cengiz Azeri ile atışmıştı. Atışma ve türkü dallarında birinci olmuştu. O günleri anımsadık, hayatta olmayanlara rahmetler diledik.

Ali Kızıltuğ, geçim sıkıntısı nedeniyle göç etmek zorunda kaldı. 1973 de Ankara’ya yerleşti. Aşık Veysel ve Aşık Mahzuni onu en çok etkileyen aşıklardı. Uzun sap bağlamasını hüseyni düzenine akort ediyor. Mursal Köyü Divriği Çamşıhı yöresiyle Malatya Arguvan yöresinin ortasında. Ali Kızıltuğ,  Çamşıh ve Arguvan ağzını birleştirerek kendine özgü bir ağız yapmış. Bir şeyin üzerine özellikle çiziyor: “Ne yârimden, ne sazımdan, ne de vatanımdan vazgeçtim. Nasıl Mursal’dan gelmiş, tertemiz bir köylü çocuğu isem, şimdide aynıyım…”

Ali Kızıltuğ bu sözlerinin doğruluğunu, birlikte Mursal köyünü gezerken görüyorduk. Dört çocuk babası olan Ali Kızıltuğ’un oğullarına söylediği bir şiirinden birkaç dörtlüğü paylaşmak istedim:

 

“Baban sana kurban ola, kul ola

Garibana şamar vurmayan oğul

Hangi mezhepten olursa olsun

Doğrular önünde durmayan oğul

 

 

Bu da geçer su eylenmez olukta

Her insana güneş doğar ufukta

Tahsilini yarı yerde koyup ta

Sırtına semeri sarmayan oğul

 

Kızıltuğ’um yine nutuk atarsın

Niye böyle sağa sola çatarsın

İleri gittikçe göze batarsın

Fazla da gerilerde kalmayan oğul”

 

Ali Kızıltuğ’un şiirlerinden rast gele bir kaçını daha eklemek istedim:

 

Asrı Gurbet Harap Etmiş Köyümü

 

Asrı gurbet harap etmiş köyümü

Bülbül gitmiş baykuş konmuş gelele

Ben ağayım ben paşayım dyenler

Kapıları kitlemişler gel hele

 

Bir ev Burda bir ev karşıda kalmış

Sorun hele bizim komşular n’olmuş

Kırk senelik ağaç kurumuş kalmış

Bizim köye benzemiyor gel hele

 

Saz elimde şu elleri gezerdim

Dertli idim bazı destan yazardım

Sen Ali’ysen niye saçın ağarttın

Kızıltuğ’a benzemiyor gel hele

 

 

Hangi Dağın Ardındasın Sevdiğim*

 

Hangi dağın ardındasın sevdiğim

Oyannıya dönem dönem ağlıyam

Bir mektup yolla ki gurban olduğum

Yüzlerime sürem sürem ağlıyam

 

Ya bir komşularda ya bir dosttaysan

Bir şeye üzüldün kara yastaysan

Yataklara düştün ağır hastaysan

Karaları giyem giyem ağlıyam

 

Kızıltuğ’um gurbet elin yolunda

Nazlı yarinen ayrı düştük sonunda

Sen öldüysen neyim kaldı sılada

Gurbet elde duram duram ağlıyam

 

 

Sen Gittin Gideli Deliye Döndüm

 

Sen gittin gideli deliye döndüm

Her gün gözyaşımı dökerim Ali

Ana bacı gardaş bilmez diyorlar

Duydukça içimi çekerim Ali

 

Seni sevenlerin yaralı dertli

Şu elin zalımı bizden kıymetli

Keramet sahibiydin güçlü kuvvetli

Yoksa bir kul idin öldün mü Ali

 

Zalimin zulumü bizi yakarsa

Ağladıp karşıdan bakarsa

Ahirette elimiz boşa çıkarsa

Tutar zülfikârı kırarım Ali

 

Zalim yazdı katlimize fermanı

Tütüyor başımda derdin dumanı

Geleceksen tez gel tam da zamanı

Yoksa ikrarımdan dönerim Ali

 

Kızıltuğ’um pîr’e gönül bağladım

Yıllar var ki için için ağladım

Can boğaza geldi küstüm söyledim

Yine senden özür dilerim Ali