Nardugan, Yeni Yıl ve Umutlar

Nardugan, Yeni Yıl ve Umutlar

Kardeşliğin doğduğu, sevgilerin birleştiği, belki durgun, belki yorgun, yine de mutlu, yine de kutlu, yine de umutlu, yine de sevgi dolu, sağlık, esenlik, esinlikli nice yıllar diliyoruz. Umuyoruz ki, geleceği oluşturacak her yeni gün, bir önceki günden daha güzel olsun.

2017’ye girerken, içtenlikli dualarımız sevgi ve barış içeriyordu. Savaşların, acıların ve felaketlerin, geçip giden koca bir yıl gibi geride kalmasını arzuluyorduk. Bu arzuyla yeni yılın ikinci haftasına ulaştık. Daha dün “Milenyum” coşkusunu yaşıyorduk. Çevremizde tabelalar vitrinler bir anda sözcük dağarcığımıza giren “Milenyum”la tanıştı. Göz açıp kapayıncaya kadar, milenyumun ilk on sekizinci yılına giriverdik.

Unutmayınız ki, sevgi, amaç ve umut hayatın kaynağı… Sevgili genç arkadaşlarımız, sevgi bestesinin tınıları yüreğinizden eksilmesin. Yeni yılda yeni ve kalıcı dostluklarınız pekişsin. Gülücükleriniz hiç bitmesin, güzellikten yana amaçlarınız, umutlarınız gerçekleşsin.

Yılbaşında onlarca mesaj geldi. Onlardan birini sizler için ben diliyorum:

Mutluluk bankasının sevgi şubesinde, 2018 numaralı hesabınıza, 365 gün daha yatırıldı. Sağlık, esenlik, esinlik içinde harcayınız. 2017 yılındaki acıların, hataların üzerini bembeyaz karlar örtsün. Karların altında o acılar, hatalar, yanılgılar kardelen çiçeklerine, gelinciklere dönüşsün, ufkumuza, bahtımıza güzellik olup açılsın.

Kuşkusuz ki, yılbaşı veya yeni yıl bir yılın bitiminin ve yeni bir yıla başlangıcın kutlandığı kültürel bir olay…  İçerisinde Türkiye’nin de bulunduğu Gregoryen takviminin kullanıldığı ülkelerde yılın ilk günü.  Bir Hristiyan bayramı olan ve İsa’nın doğuşunu kutlayan Noel’le karıştırmamak gerekli. Ancak bazı ülkelerde Noel ve Yılbaşı tatilleri birleştiriliyor. Sanılanın aksine ağaç süsleme ve hediyeleşme gibi aktiviteler yılbaşında değil, Noel’de gerçekleştiriliyorlar.

Bizde ise neyin ne olduğu bilinmeden her şey birbirine karıştırılmakta…

Önce size birkaç cümle ile Noel’den söz edeyim ve sözümü bizim Hristiyanlıktan dört bin yıl önce başlayan folklor tarihimize, bu süreç içinde gelenek ve göreneklerimize yansımalarını getireyim.

Evet, Noel, her yıl 25 Aralık tarihinde İsa’nın doğumunun kutlanıldığı Hıristiyan bayramı. Ayrıca Doğuş Bayramı, Kutsal Doğuş veya Milât Yortusu olarak da biliniyor. 20. yy’ın başlarından itibaren Noel, Hıristiyan olmayanlar tarafından da kutlanan, dinî motiflerinden arınmış, hediye alışverişi etrafında yoğunlaşan bir bayrama dönüşmüş.

Noel sözcüğü Latince Natalis (doğum) kelimesinden geliyor. Fransızcaya geçişinde Noël kelimesi olmuş ve Türkçeye Fransızcadan geçmiş.

Bir diğer iddiaya göre Noel kelimesi, Galya dilinde (Keltçe) yeni anlamına gelen “noio” ile güneş manasına gelen “hel”in birleşmesiyle oluşmuş. “yeni güneş” anlamına gelmekte…

Roma İmparatorluğu döneminde halk, mutlu bir olayı karşılamak ve kutlamak için, duygularını “noel, noel” diye bağırarak dile getirirmiş.

Şimdi batılıların Noel’ini bir kenara bırakıp kendi tarihimizin derinliklerinde bir gezinti yapalım.

Son yıllarda yapılan araştırmalar sonucunda Sümerlerin Türk olduğuna ilişkin şüphemiz kalmadı. Bunu niçin söylüyorum:

Ülkemizin en büyük Sümerolog’u Muazzez İlmiye Çığ, Hıristiyanların İsa’nın doğuşu olarak kutladığı Noel bayramının, çok eski Türklerin yeniden doğuş bayramı olduğunu anlatıyor.

Değerli bilim adamına göre, Türklerin, tek Tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor. Buna hayat ağacı diyorlar. Bu ağacı, motif olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebiliriz.

Türklerde güneş çok önemli…  İnançlarına göre gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık’ta gece gündüzle savaşıyor.

Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor. İşte güneşin bu zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle akçam ağacı altında kutluyorlar. Buna nardugan diyorlar.

Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor.

Bayramın adı: NARDUGAN

Nar = Güneş…

Tugan, Dugan = Doğan…

Nardugan = Doğan Güneş.

Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen’e dualar ediyorlar. Duaları Tanrı’ya gitsin diye de ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrı’dan.

Bu bayram için, evler temizleniyor.

Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar.

Yaşlılar, büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelerek birlikte yaş ve kuru meyveler, özel yemekler, tatlılar yiyip içiyorlar.

Bayram, tüm aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur gelirmiş. Akçam ağacı yalnız Orta Asya’da yetişiyormuş.

Hunların Avrupa’ya gelişlerinden sonra batılıların bu gelenek görenekleri onlardan aldıkları söyleniyor.

Özetli söylemek gerekirse, İsa’nın doğumu ile hiç ilgisi yok. “Doğum, güneşin yeniden doğuşu”

Ben yıllardan beri gazetede yılbaşı yazılarımı “Nardugan’ınız kutlu olsun.” Başlığıyla yazarım.

Noel kutlamalarının saf dini inanca sonradan katılan bir bidat olduğuna  inananlardanım.  Görülmekte ki, antik çağlardan beri kutlana gelen Pagan ve Şaman kış festivalleri Roma’da da yayılmış Hristiyanlık sonrası Noel’e dönüştürülmüş.

Hıristiyanların Noel’i onların olsun, ama kökünün bizim atalarımızın Nurdogan’ı olduğunu bilelim.

1 Ocak 2012 tarihli Sabah gazetesinin 22. Sayfasında Nurdeniz Erden imzalı yazı yayınlandı. Yazıda, Orta Asya ve Anadolu’da İslamiyet öncesi Şaman ve Pagan inanışlarında Noel Baba’ya benzer özellikler taşıyan figürlerin yer aldığını belirtiliyordu.

Muhabir tezini pekiştirmek için araştırmacılar ve bilim adamlarının da görüşünü almıştı:

Anadolu Uygarlıkları konusunda önemli araştırmaları ve eserleri bulunan Araştırmacı İsmet Bertan şöyle diyordu:

“Kafkas Bölgesi’nde destanlarda geçen bir Ülgen ya da Ülgen Baba karakteri vardır. Altın Saray’da yaşar, kırmızı kaftan giyer. Yeraltında yaşadığına ve yılbaşlarında yeryüzüne çıktığına inanılırdı. Baharın ve yeni yılın gelişini müjdelemek için yeryüzüne gelir hatta ölüleri yolda karşıladığına inanılırdı. Türk Destanlarında bu şekilde yer alır ve yaklaşık 2 bin 500 yıllık bir tarihi vardır.”

Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Faik Demir de şöyle demiş:  “Türk Kültürü’nde bir Ülgen karakteri vardır. Bu tanrıdır ve yeni yılın gelişini kutlar kırmızılar giydiğine inanılır. Aralık Ayı’na bakıldığında Türk geleneklerinde ve Pagan kültüründe ölülerin dirileri ziyaret ettiği zaman görülüyor. Hatta bunlara yapılan veya adanan hediyeler, kurbanlar var. Bu nedenle bu ayda bir hediye verme kültürü gelişmiş.

Şaman Kültürü’ne gelindiğinde Anadolu’da “Bacacı Baba” ya da “Bacacı Dede” denilen bir figürle karşılaşıyoruz. Bu da hediye alma, hediye verme bunları bacadan bırakma, hatta çorabın içine koyma, çocukları sevindirme gibi özellikler taşıyor.

Ağaç kültü de çok fazla kullanılır. Özellikle çam ağacının seçilmesi de yaprak dökmediği için hiç ölmediği algısı yaratmasından kaynaklanıyor. Bizde çaput bağlanması da bu temelden geliyor. Noel Baba’nın uçması da Şaman’da çok kullanılan bir eylem olan uçmayla örtüşüyor.

Geyik kullanılması, hayvan olarak geyiğin seçilmesi de Türk kültürüyle benzeşiyor çünkü Şaman inancında geyik kutsal bir hayvan ve Orta Asya kültüründe yalnızca krallar ve liderler tarafından vurulabilecek bir hayvandır. Noel Baba ile Türklerin ilk inançları Pagan ve Şamanizm inançlarında pek çok benzerlik olduğunu görüyoruz…”

Beykent Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fahri Ünan şöyle demiş:

“Bir araştırmamda Altay’ların “Çam Bayramı” kutladığına rastlamıştım. Çam bayramı, kışın en soğuk zamanında 25 Aralıkta yapılırdı. İnsanlar, Ülgen’e dua ederler, güneşin dönüşü için ona teşekkür ederlerdi. Duaların işitilmesi için Ülgen’in sevgili ağacı olan çam süslerlerdi. Onu eve getirirler, dallarına parlak kurdeleler bağlarlar, yanına hediyeler yığarlardı. Bütün gece eğlenirlerdi. 25 Aralık’ta, bütün insanlar, hatta en kötüler bile, iyi ve cömert olmaktaydılar. Ülgen bu gün torba içinde hediyeler getirirdi. Çocuklar onu ararlardı. Onlar, şarkılarla dolaşırlar, tekerlemeler söylerlerdi…”

Şaman ve Pagan inanışlarında var olan ve Türk ve Altay mitolojisinde iyilik Tanrısı ile anılan Ülgen söylencelerinde yer alan bizim Nurdoganımızı Hristiyanlan Noel’e adapte ettiler.

(Ülgön) Han ve Moğolcada Ulgan Han. Göğün 16. katında yaşar. Kayra Han’ın oğludur. Türk mitolojisinde (Tengricilik döneminde) Türklerin iyilik tanrısıdır. Tek Tanrı inancında Göktanrı’nin oğlu ve gökyüzünün hükümdarı olarak görülmüştür.

Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra, pek çok Şaman ritüellerini mitolojilerini İslami inanışlarla örtüştürdüler, kaynaştırdılar. Gelenekleri görenekleri içinde yaşattılar. Kimi Dede Korkut oldu Kopuzuyla bize Oğuzili’nin yiğitlik destanlarını söyledi, insanlara yiğitliği, mertliği, doğruluğu, güzelliği öğütledi. Boy boyladı, soy soyladı.

Boz Atlı Hızır oldu, evimize, bahçemize, yurdumuza yeşillik, bereket ve ümit mi bağışladı.

Boynunda haçı, sırtında koparılmış çam fidanı ile bize her şeyi yabancı olan Noel’i, annelerimiz, ninelerimiz, dedelerimiz bizlere anlatmadı. Dinlediğimiz masallarda, destanlarda yahut tarihimizde, türkülerimizde Noel Baba yok.

Ama halkımızın sevdiği Boz Atlı Hızır, milyonlarca çocuğumuz için yine de var. İşte o Hızır bize zembil dolusu cicili bicili aldatmacalar değil ama ümit ve ferahlık getirirdi.

İnanırdık ve bilirdik ki Hızır Aleyhisselâm bizi darda, yolda, karanlıkta bırakmaz. Hem öyle allı pullu esvaplarla, durup dururken bacadan da inmezdi. Çok sıkılıp çaresiz olduğumuz demlerde onu Allah yollardı. Tipide, fırtınada, bir tehlike anında Hızır’ın gelmesi demek; “Hayatta çaresizlik yok, Allah bizi unutmaz ve kurtarır” demekti.