NEDÎMÂNE PEŞREV ÇEKMENİN GAZELE AKSİ

NEDÎMÂNE PEŞREV ÇEKMENİN GAZELE AKSİ

Türk şiirinde İstanbul sevdâlısı sayılabilecek birkaç isim arasında Yahyâ Kemâl’le birlikte öne çıkan bir de Nedîm var. Lâle Devri’nin bu sembol ismi, dîvân geleneğinin çok mühim zincirlerinden mekânsızlığı, kırıp atarak, İstanbul’u ve semtlerini adlarıyla anmıştır.

Nedîm’in tasvir ettiği İstanbul, bugün kayıplara karışmış. Vaktiyle onun vasfettiği dilberi bulamadığı bu şehirde, biz şimdi kaybolan İstanbul’u arıyoruz:

Yok, bu şehr içinde senin vasfettiğin dilber Nedîm,

Bir perî-sûret görünmüş, bir hayâl olmuş sanâ!”

Hayıflanması, megapol ebâdında büyümüş. Bu çıldırtan kalabalık manzarasına bakanlar, söz sihriyle ahâli îcâdına yeltenen Nedîm’in mısrâlarına ilticâ ediyorlar:

“Bir sen ü bir ben ü bir mutrîb-i pâkize-edâ,

İznin olursa eğer, bir de Nedîm-i şeydâ,

Gayri yârânı bugünlük edib ey şûh fedâ

Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a.”

Sultan Üçüncü Ahmed Hân ile Muşkaralı İbrâhim Paşa’nın aydınlık zihinleri ve ileriye uzatılmış ışık huzmeleri bir yana, 1703-1730 arasındaki bu dinlenme molasına çok ihtiyâcımız vardı. Sultan İkinci Murâd’ın ışıltılı kültür hamlelerinin daha geniş çaplısı, Nedîm’in hayat yıllarına rastladı. Mercimek Ahmed’in Kaabûsnâme tercümesiyle girdiği dil bahçesi, üç asır içinde Nedîm’ce güllere su verecek toprak randımanına kavuştu:

“Sıkılma bezme gel, bîgâne yok, dâvetlimiz ancak

 Nedîmâ bendeniz var, bir dahî sultânımız vardır”

Söyleyişinde ulaşılan su yumuşaklığı ve akışı, Türkçenin yüz akı olarak, hâlâ serinlik veriyor. Hele şu, besteye ihtiyâcı olmayan, mûsıkî yüklü kelime meş’alesine ne demeli?

“Tahammül mülkünü yıktın, Hülâgû Hân mısın kâfir?

 Aman Dünyâ’yı yakdın, âteş-i sûzân mısın kâfir?

 Kız oğlan nâzı nâzın, şeh-levend âvâzı âvâzın,

 Belâsın ben de bilmem, kız mısın, oğlan mısın kâfir?”

Çok yukarılarda kurulmuş bu şâir otağında; hem fazlalık ve pürtüklerinden arınmış bir dil sükûneti var, hem de haklı meydân okuyuş. Nitekim Nedîm’âne peşrev çekmenin gazele aksi, pek dayanılmaz perdededir:

“Düşmen ne denlü saht ise de şâd ol ey Nedîm!..

 Seng üzre gösterir zer-i kâmil âyârını.”