NİETZSCHE VE GOETHE’NİN “ÜSTÜN İNSAN” TASAVVURU

NİETZSCHE VE GOETHE’NİN “ÜSTÜN İNSAN” TASAVVURU

Şimdi Goethe’nin Übermensch’i yani Faust tipi insanı da her gün “hayatı ve hürriyeti” yeniden yaratmak ister, ayağına bir zift gibi yapışan dünyanın “deriçesin” açmak ve ebediyete kanatlanmak ister. Bu uğurda büyük fedakârlıklar yapar, kendini sihre, büyüye dahi verir ve büyük bedeller öder. Dinamik bir insan tipi olan Faust da zincirlerini kırmak için büyük hamleler yapar.

Faust da bu semboller dünyasını, bu fenomenler âlemini ilim, fikir ve irade planında fethetmek ister. Dahası var; Faust, bununla da yetinmez mutlak hakikati de bilmek ister; dünyaya, zamana “Geçme, dur! Ne güzelsin!” diyeceği yüksek bir mutluluk tatmak ister ve bunu gayet makul bulur.

Ne var ki Faust bu neviden ihtirasların peşinden koşmanın mutluluk getirmediğini anlayınca rotayı değiştirir. Bundan böyle insanlığa hizmet yoluyla, sosyal projeler üretmek suretiyle mutlu olmaya gayret eder.

Goethe’nin Üstün-İnsan’ı ufkumuzu kaplayan ilahi kudretin, külli i Mutlak’ın ufkumuzu kapatmadığını, dolayısıyla O’nu inkârın da bizi yüceltmeyeceğini, ufkun ötesine taşımayacağını vurgular. Goethe buyuruyor ki;
«Nicht das macht uns frei, dass wir nichts über uns anerkennen wollen, sondern eben das, dass wir etwas verehren, das über uns ist. Denn indem wir es verehren, heben wir uns zu ihm hinauf.»

“Kendi üzerimizde hiçbir şeyi kabul etmek istemeyişimiz bizi özgür kılmaz, bilakis üzerimizde bizden üstün bir kudretin varlığını kabul etmekle hür oluruz. Zira O’nu tebcil etmek suretiyle kendimizi ona doğru yükseltmiş oluruz.”

Evet, Goethe, biliyordu ki Tanrı idesinden kopan, Tanrı ile artık dialog hâlinde olmayan insan, sadece tahripkârdır, habis, kötü bir ruha sahiptir.

Faust, bu ihtiraslar ve istekler sarmalında kıvranırken bir şey daha keşfedecektir; oe da ölüm. Faust’un “taze bir gelin gibi kucakladığı hayat”, ölümle izdivaç ediyordu. Hayat ölümün kollarındaydı.

Dünya ölümlü dünya idi. Hayat bir satıhtı, ölüm ise sonsuz bir derinlik. Hayat zamandan ibaretti, ölümse ebediyet. Hayat yani zaman ayırıyordu, ölüm yani ebediyetse birleştiriyordu.

Nihayet Goethe’nin dinamik insanı Faust, ölüm hakikatini keşfedecek, ölümden sonraki ebedi, transandan hayatı asla göz ardı edemeyecektir. Ruhunun kurtuluşunun ancak ulûhiyete sarılmakla mümkün olacağını anlayacaktır.

İşte böyle bir anda zamana (…. Verweile doch, du bist so schön.) “Geçme, dur! Ne güzelsin!” diyen Faust’un ruhunu melekler Tanrıya götürür ve tam da bu anı bekleyen Mephistopheles, Faust’un cesediyle baş başa kalır. Allah ile olan bahsi kaybeder.
Faust’un ruhu iblise teslim edilemezdi; çünkü o ebediyetten bir çekirdekti, Allah’a aitti. Böylece Goethe, ruhun safiyet ve hürriyetini ve menşeinin sonsuzluk ve ebediyet olduğunu kabul etmiş oluyordu. Ona göre ruh, “ein Stück Ewigkeit” yani ebediyetten bir parçadır, bir ebediyet fragmanıdır.