Org

Org

Ali’yi aradım, “Şu senin odandaki “org”un resmini çekip gönderebilir misin?” diyecektim. Maalesef uyandıramadım. Eğer kaldırabilseydim şimdi anlatacağım şeyleri o fotoğrafla birlikte paylaşacaktım. Resim yazdıklarımdan değerli, bazen görselin anlattıklarımızı bastıracak başkaca bir derinlik taşıdığını biliyorum.

Geçenlerde aklıma geldi. Bir daha gün yüzüne çıkarılmamak üzere alıp bir yerlere gömdüğümüz, evet, gömdüğümüz şeyler. Ben ne zaman Konya’ya gelsem bu gizlenen, saklanan şeyler açığa çıkar, kendimi bunlardan azade edip şu şehrin tadını çıkarmakta zorlanırım. Ömrümün hatırı sayılır en güzel günlerini geçirdiğim bu şehirde şimdi aklıma gelen ilk şey Mevlana’yı, Hacıveyiszade ile Tahir Hoca’nın mezarlarının arasından görülebilecek bir yerde yeni hayatını sürdüren oğlum gelir.

Müziğe olan ilgi ve kabiliyeti ortaya çıktığında daha askere gitmemiştim. Bilenler bilir, Urfa’da Kapaklı Çarşısı’nda yok yoktur. Oyuncak dersen bizim oralarda söylenen biçimiyle “iten tök”; yani kapının önünde bekleyenlere bile dağıtılacak kadar çok ve verdiğinde asla hayıflanmayacağın kadar ucuz. Ebuzer’e de, Elif’e de, Esra’ya da, Ali’ye de ne zaman Urfa’ya insem mutlaka o çarşıdan bir şeyler alır gönderirdim. Askerdeydim, onlardan bir hayli uzaktaydım. Çocukların sevgiye en çok da ihtiyaç duydukları bir zamanda ben kalkıp bir hayli gecikmiş olarak askere yazılmıştım.

Sesi çok güzeldi, ben beğeniyordum, ama bu işlerden anlayanlar için de takdir edilesi bir kabiliyeti vardı. Kardeşim müzikte okuyor, onun evdeki çalışmalarına Ebuzer de kayıtsız kalmıyordu. Aslında ondaki kulağı ilk keşfeden Önder’di. Ağırdan ağıra ona destek oluyorduk, ama henüz bizim muhitte “Bizim çocukta iyi bir kulak var sanırım.” demek bile pek matah bir ayrıcalık sayılmazdı. Arada arkadaşlarla çocuklarıyla birlikte bir araya gelir, onların okudukları şarkıları dinlerdik. Derhal düzeltmem gereken bir cümle kurdum, şarkı dediysem ezgilerden söz ediyordum. Şimdi geçmiş zaman, ama sanırım onların “repertuarlarına” şarkı adına giren bir kaç eser de Barış Manço’ya aitti.

Uzun yolculuklarda onlara ne var ne yok dinletmiştim. Hâlâ da öyleyim, arabayla bir yerlere gittiğimizde resmen o sefer için bile özel bir seçki hazırlar, yola öyle çıkarım. Çocukların bu coğrafyanın neşe ve ıstırabına bigane kalmalarına kayıtsız kalmaz, biraz türkü biraz şarkı ve tabii ki biraz da kendi içi seslerine ulaşmalarını sağlamak üzere bir kaç tane de klasik ve “new age” tarzı parça eklerdim.

Ebuzer’in müzikte bir tercih noktasına ulaşması Muğla’da oldu. Kapı komşumuz Erhan Hoca’nın ilgi ve desteğiyle artık Ebuzer şarkıları nota eşliğinde okumaya başlamıştı. Tabii ki bu yönelimi yeni yerimizde bizim için oldukça istisnai bir keyfe de dönüşmüştü. Akşamları Ebuzer’den artık daha çok sanat müziği alanında bir kaç şarkı dinlemek hepimize iyi geliyordu.

Kapaklı’dan Ebuzer’e o zamanlarda da şimdi de tartışmasız marka değeri yüksek bir org almıştım. Benim yalan yanlış bilgilerim onun müzikle ilgisini geliştirebilmesinin ancak iyi bir müzik aletiyle gerçekleşebileceğine yetiyordu. Kardeşim kanun çalıyordu, Ebuzer eline aldığı bildik enstrümanların hepsine bir iki ay içinde hâkim olabilecekmiş gibi duruyordu. İstidat denilen şey Allah vergisiydi, şükrünün edası da her hâlde güzel çalmaktan geçerdi.

Kargodan posta gelince çok sevinmişler. Uyduruk bir şey değil adamakıllı bir orgla karşılaşınca o gün o saatte yaşadıkları sevinci Ebuzer bana yaşadığı sürece hep hatırlatırdı. Onun “Baba, sen ne güzel babasın!” çığlıkları hep kulaklarımda yankılanır. Onu o gün ne iyi etmişim de sevindirmişim, dile kolay şimdi de bana iyi gelmektedir, yarın da iyi gelecektir.

Ebuzer orgda epey mesafe aldı, bizim Yamaha da sanırım buna fırsat veren özelliklere sahipti. Şimdi kodlarını hatırlamıyorum, ama 1997’de Urfa’da Kapaklı Çarşısı’nın en üst katındaki satıcıya “Bana en son model org vereceksin.” demiştim, oğlum en güzeline layıktı.

Muğla’da Erhan Hoca onu daha sağlam istikametlere doğru yönlendirme çabası içinde oldu. Org benim gibiler için olsa olsa bir taverna âletiydi, piyanonun sesini çıkarabilirdi, ama aynısı değildi. Başka enstrümanlar çalmaya başladı, ama daha çok ses terbiyesiyle mesafe aldı, sesini bir hayli şekillendirdi. Biz buna adım adım tanıklık ettik. Ebuzer dershaneye üniversiteye hazırlık için giden çocuklar gibi hemen kapımızın dibinde yan komşumuz olan Erhan Beylere gider, arada oradan gelen meşk sesleri bizim eve kadar ulaşırdı.

Sonra rahmetli oldu. Başka bir şey. Allah rahmetiyle muaheze eylesin. Biraz eş dost tecrübesi biraz da doktor tavsiyesi ondan kalan ne var ne yok ortadan kaldırdık. Elbiselerinin tamamını fakir fukaraya dağıttık. Defterlerini, kitaplarını, kalemlerini, silgilerini asla atamazdım. Hepsini bir kaç koliye yerleştirdim, dolapların üstünde bir yere öyle her istenildiğinde kolayca erişilemeyecek yerlere yerleştirdim. Orgu gözden kaybettik, ona da bir yer bulduk, bizim yatağın altındaki bazalardan birinin altına yerleştirdik. Kullanılmayan yastıklar, çeyiz hazırlıkları, duvarda kendilerine yer bulamadığım büyük çerçeveli resimlerle birlikte ona da bir yer bulduk.

Geçen birden aklıma geldi. Bunlar ne olacak? Sandıklar ne zaman açılacak ve mesela org orada ne güne kadar daha bekleyecek? Ayla’ya orgu yerinden çıkarıp Ali’ye vermek istediğimi söyledim. Pek razı olmadı. Bunun bana zararı olacağını hissettirdi. Onu öyle sık sık ortalıkta görmek bana iyi gelmeyebilirdi. Haklıydı. Birkaç yıl önce böyle bir hatırlama duygusuyla eski defterleri açtığımızda beni nasıl yaka paça doktora yetiştirdikleri dün gibi akıllarındaydı. Ama ben ısrarlıydım. Artık hatıraları başka bir modda karşılayabilir, acıları başka bir evrende ehlileşmiş bir ruh hâliyle eşeleyebilirdim. Öyle de yaptım. Org orada öyle ne diye duracaktı? Ayla’yla birlikte ortaklaşa karar verdiğimiz her şeyi anında rasyonalize edip kendimiz için anında makulleştirebilecek bir potansiyelimiz şükür hep vardı.

Ali bu kararımızı duyunca daha bizim gidip orgu çıkarmamıza fırsat vermeden hemen her gencin aceleciliği içinde gidip orgu saklı olduğu yerden çıkarmış, benim için çok özel hikâyesi olan altlığını da bulmakta gecikmemiş.

Akşam daha apartmana girerken kulağıma çalınan org sesinin bizim evden gelebileceğini hiç düşünmemiştim. Meğer Ali çoktan orgu kurmuş ve bildiği şarkılardan birini çalmak için de lojmanı havaya kaldırmayı göze almaktan çekinmeden o hatırayı burada yeniden canlandırma hevesiyle oturmuş ağabeyinin eski parçalarından birini okumaya başlamış. Orgtan son sesi Temmuz 2005’de duymuştum, sonrası malum.

Ali’yi yine aradım, bu sefer uyandırdım, “Bana şu orgun resmini çek gönder.” dedim Resim geldi. Şimdi o resimle kendi kalp resmimi yan yana koyarak bu naif iklimi paylaşabilirim.